Diyarbakir patlamalari gundeme gelmeden once yazmaya basladigim post ise soyle:
Oncelikle girizgah'ta belirtmemisim, eger anlam verememis olan varsa izah edeyim: Aristo(tle) "insan dogasi geregi politik bir hayvandir" demis Politika kitabinda, blogun ismi (ve nickim) ona gondermedir. Daha fazla aciklamaya gerek yok sanirim.
Turkiye gundemi agirlikli bir blog olacak aslinda ama ilk girdimiz dogu Afrika'da Kenya dolaylarindan. Gerci kafamda planladigim gibi yazmayi becerebilirsem birkac giris sonra bu Afrika kabuslarini nasil Turkiye'ye bagladigimi gorup beni tebrik edebilirsiniz ama simdilik bir Kenya'dan baslayalim bakalim.
Efendiimmm, su siralarda Kenya secim sonuclarini icine sindirememisler ve secim sonucunda iktidari elde etmisler (iktidarda kalmislar) arasinda bir takim sorunlarin yasandigi, bu sorunlarin giderek daha cok "vahset" icermesiyle "yeni bir Ruanda mi?" korkularinin Ruanda'ya seyirci kalmis ve elini Afrika'daki kana bulamak istemeyen Bati'nin korkulu ruyalari arasinda tepeye oynamakta olan bir ulkemiz. (Of be ne cumle oldu, basi sonu uyumludur insallah.) Su linkte BBC'den bir haber ve saginda solundaki alakali haberler, ulke profili vs. dosyalar var. Ozetle secimlerde, biraz da ucu ucuna, bir onceki baskan yeniden baskan oluyor ama muhalefet bu iste bir is var, hile var diye itirazlarda. Iki tarafin destekcileri mutemadiyen birbirlerine giriyor.
Buradaki kritik nokta, BBC haberinde de cok guzel deginildigi gibi, "Tribal differences in Kenya, normally accepted peacefully, are exploited by politicians hungry for power who can manipulate poverty-stricken population." (Yani diyor ki Kenya'da normalde bariscilca kabul edilen asiretsel farkliliklarin fakirlikten kirilan halki parmaginda oynatan/manipule eden guc manyagi politikacilarca faydalanilmasi/kullanilmasi/kendi emellerine alet edilmesi.)
Bu blogda yeri geldikce orneklerini goreceksiniz, ama burada acikca belirteyim. Kisisel fikrim ne tur olursa olsun kimliklerin politiklesmesinin temel sebebinin kisilerin bu kimlikler hakkindaki hisleri degil bu politiklesmeden cikari olan birilerinin varolusu ve bu kisilerin bu karti oynamasi oldugudur. Akademide, kimlikler uzerine varolan literaturde kimliklerin "primordial" degil constructed (insa edilmis) oldugu cok uzun zamandir kabul gormus bir anlayis, ama bu anlayis halk seviyesinde veya gazete haberlerinde bir turlu yerini bulmuyor. Iki etnik grup birbirine dustugunde, bir asiret bir baskasina saldidiginda, bir kisi kendi renginden bir adaya oy verdiginde hemen "ee, kan meselesi bunlar, tarihi nefretler bunlar" bilmemne. Hayir efendim, degil. Husumetler, nefretler gruplar arasinda hep varolacaktir ama bunlarin iliskilere, aksiyonlara etkisi hep bazi katalizorlere tabidir. Bu kisisel hisler hep mobilize edilir, durup dururken dellenip "e hadi komsu koydeki xleri oldurelim" diye adam oldurmez insanlar.
Kenya'da olan da asiret kimliklerinin politikaya alet olmasidir. Bunun ornekleri pek cok Afrika ulkesinde gorulebilir, politikacilar oy kaynagi olarak gordukleri asiret iliskileri uzerine politika yapar, patronaj sistemlerini de bunun uzerine kurarlar (bunun neden boyle olduguna dair pek cok calisma da mevcut, insallah bir ara daha detayli uzerinde dururuz). Patronaj kavramina daha sonra daha detayli deginmek sart ama burada bir al gulum ver gulum iliskisidir, politikacilar ve secmenler arasinda "ver oyunu sana iktidarin nimetlerinden sunayim" uzerine kurulu bir iliskidir deyip ozetleyeyim. Su anda Kenya'da gorulen de secimlerin sonucunda iktidari bir turlu paylasamamis liderlerin kendilerinden iktidar nimeti bekleyen asiretleri galeyana getirmesidir (bu arada baskanin asireti Kikuyular vaktiyle Mau Mau ayaklanmasini baslatip Kenya'nin Ingiltere somurgesinden kurtulmasi yolunu acan gruptur, hafife alinmamalidir). Su anda secim sonuclari hakkinda, suregelen siddette kim kime ne yapmis, polisti, guvenlik gucleriydi, devlet ne yapmis konusunda buyuk bir belirsizlik var. Ustelik de iki taraf da riskin yuksek oldugunu dusunuyor (kazanan kaybedene bir sey koklatmayacak korkusu ki cogunlukla hakli bir korku), karsi tarafin hile yaptigina, kendilerinin haksizliga ugradigina inaniyor. Belirsizligin bu faktorlerle biraraya geldigi yerde bir kivilcimla, bir rivayetle insanlari galeyana getirmek kolaydir, olan da bu.
Simdi dusunun, gercek bir demokrasi olsaydi Kenya, kimin baskan secildigi o kadar da onemli olmazdi. Evet, en demokratik sistemde bile iktidar kendi secmenini daha cok gorur ama bir demokraside secim sonuclari bir "biri kazanirsa digeri kaybeder/zero sum" oyun degildir. Vatandaslarin belirli haklari, devletten beklentileri vardir ve bunlar kimin secmeni olurlarsa olsunlar karsilanir. Diger parti iktidara gecince isten atilmazlar, veya kendi partileri iktidar olunca is bulma sanslari artmaz. Insan hayatinin kalitesinin bu derece patronaj iliskileri uzerine kurulu oldugu sistemlerde, seni sevmeyen olsun iktidarlarin oldugu sistemlerde demokrasinin adam gibi islemesi beklenemez.
Bir sonraki yazida Turkiye'deki patronaj ile Kenya ve Turkiye arasinda kopru kurmam surpriz olmayacaktir. Simdilik oturun da dusunun bakalim: sizce Turkiye'de patronaj ne seviyede seyrediyor?
Perşembe, Ocak 03, 2008
Diyarbakir Patlamasi
Aslen Kenya'daki olaylar uzerine birseyler yazacaktim, hatta dun baslamis, draft olarak yarida birakmistim, bu sabah sonunu da yazar post ederim diyordum. Sabah kalkip da haberlere bakinca isler degisti tabii. Gundemin son bombasina (ki malesef her anlamiyla bomba) kayitsiz kalamazdim. Diyarbakir'daki bombalama olayindan bahsediyorum. Diyarbakir ve bombalamanin gerceklestigi "Yenisehir" semti cocuklugumdan bildigim, halen bazi akrabalarimin yasadigi yerler, kisisel bir rahatsizlik da duydum olaydan.
Anladigimiz kadariyla askeri lojmanlarda oturan askeri personeli eve tasiyan bir servis araci hedef alinmis. Fotograflarda gordugunuz yanmis arac hic askeri bir araca benzemedigi icin sasirmayiniz, uzun zamandir terorist saldirilardan korunmak icin "askeri servis" diye normal otobusler kullaniliyor Guneydogu'da. Sorun su ki, bu "common knowledge" olmus durumda, yani askeri servis diye normal otobuslerin kullaniliyor oldugunu Diyarbakir'da herkes biliyor. Ne bileyim, sokaktaki cocuga sorsan "aha iste bu gecen lojmana gidiyor" diyebilir yani. Bu durumda haki degil de yolcu otobusu renginde olmasi bir sey ifade etmiyor otobusun. Teror malesef alinan onlemlere ragmen hep bir adim onde.
Simdi gelelim "whodunit" meselesine, yani kimin isi?
NY Times'in konuyla ilgili haberinde diyor ki: "The authorities did not immediately name a perpetrator, but the bomb attack was the first since the Turkish military began bombing Kurdish militant targets in northern Iraq late last year, and it seemed likely that Turkish authorities would assign blame to the Kurdish militants." (haberin tumu). Yani diyor ki "Otoriteler hemen bir supheli belirtmediler ama bombalama Turk ordusu Kuzey Irak'taki Kurt militan hedeflerini bombalamaya basladigindan beri ilk bombalamaydi bu, ve Turk otoritelerinin sucu Kurt militanlara yukleyecegi olasi gorunuyordu." Bu arada Baydemir de "siddet nereden gelirse gelsin" gibi bir laf etmis, ne demek istedigini bilmiyorum, ama devletin isidir imasi var gibi gibi.
Evet, su anda bombalamanin kimler tarafindan gerceklestirildigi belli degil, ustlenen olmamis. Evet, Turk devleti guneydogu'da bazi saibeli kontrgerilla olsun, psikolojik harp olsun aktivitelerde bulunmustur. Ama bu olayda devletin parmagi bence yok. Birincisi oncellere bakarsak PKK'dan boyle bir eylem surpriz degil: K. Irak operasyonlarindan sonra dag kadrolari pek eylem yapacak durumda olmasa gerek, ama "yikilmadim ayaktayim" mesajini da bir sekilde vermek gerek. Bu durumda sehir eylemlerinin artmasi bekleniyordu (gecenlerdeki Mecidiyekoy bombacisi, son zamanlarda bombaci sizmasi ile ilgili bazi haberler okumustum ama simdi detay hatirlamiyorum) ve artiyordu da. Istanbul'daki arac yakma olaylarinin hepsi bence PKK isi degildi ama gecen iki hafta icinde guneydogu'da da araclar yakildi ve bunlar hep askeri gorevlilerin kisisel araclariydi. Yani guneydogudaki askeri personele bir saldiri aslinda geliyorum diyordu.
Diger yandan bunu devletin neden yapamayacagina gelelim. Mesela biri dese ki "K. Irak operasyonlarina giden yolun basi olan Yuksekova pususu devletin isiydi" bu iddia uzerine dusunurum. Cunku o sirada tezkereydi, Kandil dagi operasyonuydu bir "mesru zemin" (justification) ihtiyaci vardi ordunun yapmak istedikleri, yapmayi elzem gordukleri icin. Ve o pusu halki fena halde galeyana getirdi, ulke calkalandi. Devlet yapmis olsa, yildizli pekiyi verilecek sekilde amacina ulasmis bir operasyon derdim ama tabii ortada esir askerler vardi, PKK/HPG ustlendi vs. Ama bu olayda oyle bir ihtimal yok. "Asker servisini bombaladi PKK, oradaki dersanenin ogrencilerinden olen oldu" galeyan yaratacak bir sey degil cunku, yeni bir sey degil. PKK'nin uzun zamandir unutturmaya calistigi o "bebek katilleri" imaji bir turlu silinmedi zihinlerde zira. Diger yandan, askeri personelin morali acisindan kotu olmustur, simdi Diyarbakir ve tum guneydogu'da gorevli astsubay ve subaylar butun onlemlere ragmen kisla disinda kendi ve ailelerinin guvende olmadiklarini hissedecek ve aslinda 90li yillarda cokca gorulen "sark hizmetini yaparken aileyi yaninda goturmeme" durumu yine asker ailelerinin gundemine gelecektir. Bu kimin isine yarar? Devletin mi PKK'nin mi? Askeri personele kisisel zarar vermek, moral bozmak, eylem koymus olmak, gundem yaratmak pek tabii ki PKK'ya yaradi. Devlet kendi askeri personelini niye korkutmaya calissin?
Bir de su var ki eylem tam da Yenisehir semtinde, Migros/Galeria civarinda olmus. Bunlar sehrin en merkezi/zengin yerleri. PKK'nin Marksist soylemine uygun bir eylem olmus (bu kadar ince dusunduklerini sanmiyorum gerci).
Bunlari dusunmeden "assign blame" gibi laflar etmek bence kotu niyet emaresi. Yani tarafsiz olsa "assign responsibility" der mesela, sorumluluk yuklemek seklinde. Bu sekilde "Turk devleti camur at izi kalsin yapacak aloooo!" diyor sanki NY Times. Yarin birgun PKK ustlenirse yersiniz o laflari diyecegim ama PKK bunu ustlenmez gibime geliyor, cunku siviller oldu/yaralandi ve DTP'yi (ozellikle Baydemir'i) zora sokar ustlenici bir aciklama. Sorumlulugunu almadan kredisini almak daha ideal degil mi?
Ah Diyarbakir, hep boyle olumlerle mi geleceksin gundeme?
edit: Kaypak NYTimes, degistirmis dilini. "Turk yetkililerin militanlardan suphelenmesi olasi gorunuyordu" falan diyor simdi yukaridaki linke tiklayinca cikan haber.
"The Turkish authorities did not immediately name a perpetrator, but the attack came shortly after a Turkish bombing campaign against Kurdish militants, and it seemed likely that the authorities would suspect the militants."
Anladigimiz kadariyla askeri lojmanlarda oturan askeri personeli eve tasiyan bir servis araci hedef alinmis. Fotograflarda gordugunuz yanmis arac hic askeri bir araca benzemedigi icin sasirmayiniz, uzun zamandir terorist saldirilardan korunmak icin "askeri servis" diye normal otobusler kullaniliyor Guneydogu'da. Sorun su ki, bu "common knowledge" olmus durumda, yani askeri servis diye normal otobuslerin kullaniliyor oldugunu Diyarbakir'da herkes biliyor. Ne bileyim, sokaktaki cocuga sorsan "aha iste bu gecen lojmana gidiyor" diyebilir yani. Bu durumda haki degil de yolcu otobusu renginde olmasi bir sey ifade etmiyor otobusun. Teror malesef alinan onlemlere ragmen hep bir adim onde.
Simdi gelelim "whodunit" meselesine, yani kimin isi?
NY Times'in konuyla ilgili haberinde diyor ki: "The authorities did not immediately name a perpetrator, but the bomb attack was the first since the Turkish military began bombing Kurdish militant targets in northern Iraq late last year, and it seemed likely that Turkish authorities would assign blame to the Kurdish militants." (haberin tumu). Yani diyor ki "Otoriteler hemen bir supheli belirtmediler ama bombalama Turk ordusu Kuzey Irak'taki Kurt militan hedeflerini bombalamaya basladigindan beri ilk bombalamaydi bu, ve Turk otoritelerinin sucu Kurt militanlara yukleyecegi olasi gorunuyordu." Bu arada Baydemir de "siddet nereden gelirse gelsin" gibi bir laf etmis, ne demek istedigini bilmiyorum, ama devletin isidir imasi var gibi gibi.
Evet, su anda bombalamanin kimler tarafindan gerceklestirildigi belli degil, ustlenen olmamis. Evet, Turk devleti guneydogu'da bazi saibeli kontrgerilla olsun, psikolojik harp olsun aktivitelerde bulunmustur. Ama bu olayda devletin parmagi bence yok. Birincisi oncellere bakarsak PKK'dan boyle bir eylem surpriz degil: K. Irak operasyonlarindan sonra dag kadrolari pek eylem yapacak durumda olmasa gerek, ama "yikilmadim ayaktayim" mesajini da bir sekilde vermek gerek. Bu durumda sehir eylemlerinin artmasi bekleniyordu (gecenlerdeki Mecidiyekoy bombacisi, son zamanlarda bombaci sizmasi ile ilgili bazi haberler okumustum ama simdi detay hatirlamiyorum) ve artiyordu da. Istanbul'daki arac yakma olaylarinin hepsi bence PKK isi degildi ama gecen iki hafta icinde guneydogu'da da araclar yakildi ve bunlar hep askeri gorevlilerin kisisel araclariydi. Yani guneydogudaki askeri personele bir saldiri aslinda geliyorum diyordu.
Diger yandan bunu devletin neden yapamayacagina gelelim. Mesela biri dese ki "K. Irak operasyonlarina giden yolun basi olan Yuksekova pususu devletin isiydi" bu iddia uzerine dusunurum. Cunku o sirada tezkereydi, Kandil dagi operasyonuydu bir "mesru zemin" (justification) ihtiyaci vardi ordunun yapmak istedikleri, yapmayi elzem gordukleri icin. Ve o pusu halki fena halde galeyana getirdi, ulke calkalandi. Devlet yapmis olsa, yildizli pekiyi verilecek sekilde amacina ulasmis bir operasyon derdim ama tabii ortada esir askerler vardi, PKK/HPG ustlendi vs. Ama bu olayda oyle bir ihtimal yok. "Asker servisini bombaladi PKK, oradaki dersanenin ogrencilerinden olen oldu" galeyan yaratacak bir sey degil cunku, yeni bir sey degil. PKK'nin uzun zamandir unutturmaya calistigi o "bebek katilleri" imaji bir turlu silinmedi zihinlerde zira. Diger yandan, askeri personelin morali acisindan kotu olmustur, simdi Diyarbakir ve tum guneydogu'da gorevli astsubay ve subaylar butun onlemlere ragmen kisla disinda kendi ve ailelerinin guvende olmadiklarini hissedecek ve aslinda 90li yillarda cokca gorulen "sark hizmetini yaparken aileyi yaninda goturmeme" durumu yine asker ailelerinin gundemine gelecektir. Bu kimin isine yarar? Devletin mi PKK'nin mi? Askeri personele kisisel zarar vermek, moral bozmak, eylem koymus olmak, gundem yaratmak pek tabii ki PKK'ya yaradi. Devlet kendi askeri personelini niye korkutmaya calissin?
Bir de su var ki eylem tam da Yenisehir semtinde, Migros/Galeria civarinda olmus. Bunlar sehrin en merkezi/zengin yerleri. PKK'nin Marksist soylemine uygun bir eylem olmus (bu kadar ince dusunduklerini sanmiyorum gerci).
Bunlari dusunmeden "assign blame" gibi laflar etmek bence kotu niyet emaresi. Yani tarafsiz olsa "assign responsibility" der mesela, sorumluluk yuklemek seklinde. Bu sekilde "Turk devleti camur at izi kalsin yapacak aloooo!" diyor sanki NY Times. Yarin birgun PKK ustlenirse yersiniz o laflari diyecegim ama PKK bunu ustlenmez gibime geliyor, cunku siviller oldu/yaralandi ve DTP'yi (ozellikle Baydemir'i) zora sokar ustlenici bir aciklama. Sorumlulugunu almadan kredisini almak daha ideal degil mi?
Ah Diyarbakir, hep boyle olumlerle mi geleceksin gundeme?
edit: Kaypak NYTimes, degistirmis dilini. "Turk yetkililerin militanlardan suphelenmesi olasi gorunuyordu" falan diyor simdi yukaridaki linke tiklayinca cikan haber.
"The Turkish authorities did not immediately name a perpetrator, but the attack came shortly after a Turkish bombing campaign against Kurdish militants, and it seemed likely that the authorities would suspect the militants."
Çarşamba, Ocak 02, 2008
Girizgah -- prolegomenon demeye yuzum tutmadi
Yeni bir blog girisimimize daha hos geldiniz, Turkcede belirli bir okuma hakimiyetine sahip oldugunuzu umuyorum, Turkce derslerinin okudugumuzu anladik mi egzersizlerinde ustun basarilar sergilemis oldugunuzu icten ice arzuluyorum. Ayrica bunun daha onceden denedigim "aa, super fikir, soyle bir blogum olsun" diyerek girisip en fazla 10 giriden sonra biraktigim bloglar gibi olmayacagini da umuyorum, gorecegiz bakalim.
Bu seferki blogumuza ilham veren "super fikir" aslinda politika okumus, politika dersleri veren biri oldugumu soylesem "duh!" dedirtebilecek bir fikir: cesitli medya kaynaklarindan ozellikle Turkiye ve genelde dunya politikasini takip ediyorum, soyleyecek laflarim oluyor, blog yapip yazayim (kimse okumazsa ben okurum hesabi). Aslinda bir fikir Radikal 2'ye yazmak, bloglar denizindeki bir damladan cok okunurdu yazilanlar. Ama: 1. ersatz yuppie akademisyen degilim, olmak da istemem, 2. oraya yazacagima biraz daha kasar akademik dergiye yollarim. Burada kasmadan yorum yapayim, geyik cevireyim sosyal ekonomik politik meseleler uzerine, ne sis yansin ne kabap, istedigim bu. Biraz onceki linkten tahmin edilebilecegi uzere siki eksi sozluk takipcisiyim, bir secenek de oraya yazmakti ama acikcasi kendi kendime yazmak istiyorum. Eksi sozluk politik meseleler soz konusu oldugunda pazar yerine donuyor, cogu online ortamda oldugu gibi bir sonuca varmasi mumkun olmayan, cok faydasiz (ve adapsiz) tartismalar oluyor ve tabii kisisel husumetler de ortaya cikiyor, ne gerek var? Hem buraya resim de koyulabiliyor (cok gerekli mi ki resim sanki???) Yazayim istiyorum ama kafam rahat olsun, insanlar bana bulasmasin istiyorum (doner istiyorum ama donmesin istiyorum yani). Blogu okursunuz, isterseniz yorum yazarsiniz, ben de onlari okurum ama cevap vermeye hic niyetim yok (ayrica terbiyesiz, kufurlu ve ne sekilde olursa olsun asagilayici (politically incorrect) yorumlari silme hakkimi da sakli tutarim, bu disclaimerimsiyi da eklemis olayim boylece).
Bir onceki cumleden anlamis olabileceginiz gibi bir miktar Turkce'ye Ingilizce karistirma hastaligindan muzdaribim. Politikayi hep Ingilizce okuyup anlatmis olmak ve uzun yillardir yurt disinda yasiyor olmak kaynakli bu sorunu mazur goreceginizi umuyorum, hem bakiniz eksi sozluk'teki ilgili basliga yonlendirmek suretiyle belki Ingilizce dagarciginiza katkida bulunuyorum?
Son olarak "politigim hayvanim diyorsun, politik gundem uzerine yazacagim diyorsun, necisin sen peki? Ideoloji durumun nasil?" diye soran varsa biraz sasirtici gelebilecek bir cevabim var: yok. Yani kendimi -ist veya -ci ekleriyle biten sifatlarla tanimlamiyorum, tanimlayamiyorum. Mesela bir kadin olarak kadin meseleleri uzerine fikirlerim ve derdim var(kasiniyorum bu konuda yani), ama feminist degilim. Politik spektrumun orasinda veya burasinda degilim (cunku o eski spektrumlarin (sag-sol) anlamini yitirdigini ve Turkiye'de tek degil cok boyutlu bir politik duzlemin (fikir duzlemi) var oldugunu dusunuyorum. Cok cok kassam kendimi realist (gercekci) ve rationalist (akilci) olarak tanimlayabilirim, ve pek tabii ki bir bilim insani oldugumuzdan kelli, bilimsel yontemin icimize islemis olmasindan belli, scientist (bilimci)yim.
Bu kadar girizgah yeter bence. Turkiye gibi politik gundemi hep "bomba"lar altinda, hep civcivli bir ulkede kose yazarlari coluk cocuklarindan, gonul yaralarindan bahsediyor. Ben de buradan onlarin bahsetmeleri gereken seyler uzerine geyik cevirmisim cok mu? Politik hayvanimiz bir dahaki giride kim bilir hangi gundem maddesinin izini surecek (burada otlar arasindan zebra yavrularini gozleyen pusuda bir aslan imgesi canlanmis olmali gozunuzun onunde), pencesini hangi habere, olaya, duruma gecirecek? (Bloga tekrar donmeniz, ne bileyim, rss feedinize eklemenizi saglayacak kadar dramatik oldu mu bu finish?) Olmadiysa da bu son parantez icinde yaptigim sevimlilik dolu komiklik girisimiyle tavlamisimdir belki?
Bu seferki blogumuza ilham veren "super fikir" aslinda politika okumus, politika dersleri veren biri oldugumu soylesem "duh!" dedirtebilecek bir fikir: cesitli medya kaynaklarindan ozellikle Turkiye ve genelde dunya politikasini takip ediyorum, soyleyecek laflarim oluyor, blog yapip yazayim (kimse okumazsa ben okurum hesabi). Aslinda bir fikir Radikal 2'ye yazmak, bloglar denizindeki bir damladan cok okunurdu yazilanlar. Ama: 1. ersatz yuppie akademisyen degilim, olmak da istemem, 2. oraya yazacagima biraz daha kasar akademik dergiye yollarim. Burada kasmadan yorum yapayim, geyik cevireyim sosyal ekonomik politik meseleler uzerine, ne sis yansin ne kabap, istedigim bu. Biraz onceki linkten tahmin edilebilecegi uzere siki eksi sozluk takipcisiyim, bir secenek de oraya yazmakti ama acikcasi kendi kendime yazmak istiyorum. Eksi sozluk politik meseleler soz konusu oldugunda pazar yerine donuyor, cogu online ortamda oldugu gibi bir sonuca varmasi mumkun olmayan, cok faydasiz (ve adapsiz) tartismalar oluyor ve tabii kisisel husumetler de ortaya cikiyor, ne gerek var? Hem buraya resim de koyulabiliyor (cok gerekli mi ki resim sanki???) Yazayim istiyorum ama kafam rahat olsun, insanlar bana bulasmasin istiyorum (doner istiyorum ama donmesin istiyorum yani). Blogu okursunuz, isterseniz yorum yazarsiniz, ben de onlari okurum ama cevap vermeye hic niyetim yok (ayrica terbiyesiz, kufurlu ve ne sekilde olursa olsun asagilayici (politically incorrect) yorumlari silme hakkimi da sakli tutarim, bu disclaimerimsiyi da eklemis olayim boylece).
Bir onceki cumleden anlamis olabileceginiz gibi bir miktar Turkce'ye Ingilizce karistirma hastaligindan muzdaribim. Politikayi hep Ingilizce okuyup anlatmis olmak ve uzun yillardir yurt disinda yasiyor olmak kaynakli bu sorunu mazur goreceginizi umuyorum, hem bakiniz eksi sozluk'teki ilgili basliga yonlendirmek suretiyle belki Ingilizce dagarciginiza katkida bulunuyorum?
Son olarak "politigim hayvanim diyorsun, politik gundem uzerine yazacagim diyorsun, necisin sen peki? Ideoloji durumun nasil?" diye soran varsa biraz sasirtici gelebilecek bir cevabim var: yok. Yani kendimi -ist veya -ci ekleriyle biten sifatlarla tanimlamiyorum, tanimlayamiyorum. Mesela bir kadin olarak kadin meseleleri uzerine fikirlerim ve derdim var(kasiniyorum bu konuda yani), ama feminist degilim. Politik spektrumun orasinda veya burasinda degilim (cunku o eski spektrumlarin (sag-sol) anlamini yitirdigini ve Turkiye'de tek degil cok boyutlu bir politik duzlemin (fikir duzlemi) var oldugunu dusunuyorum. Cok cok kassam kendimi realist (gercekci) ve rationalist (akilci) olarak tanimlayabilirim, ve pek tabii ki bir bilim insani oldugumuzdan kelli, bilimsel yontemin icimize islemis olmasindan belli, scientist (bilimci)yim.
Bu kadar girizgah yeter bence. Turkiye gibi politik gundemi hep "bomba"lar altinda, hep civcivli bir ulkede kose yazarlari coluk cocuklarindan, gonul yaralarindan bahsediyor. Ben de buradan onlarin bahsetmeleri gereken seyler uzerine geyik cevirmisim cok mu? Politik hayvanimiz bir dahaki giride kim bilir hangi gundem maddesinin izini surecek (burada otlar arasindan zebra yavrularini gozleyen pusuda bir aslan imgesi canlanmis olmali gozunuzun onunde), pencesini hangi habere, olaya, duruma gecirecek? (Bloga tekrar donmeniz, ne bileyim, rss feedinize eklemenizi saglayacak kadar dramatik oldu mu bu finish?) Olmadiysa da bu son parantez icinde yaptigim sevimlilik dolu komiklik girisimiyle tavlamisimdir belki?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)