Perşembe, Eylül 18, 2008

Burokratin turkusu: Hataliysam dava et

Son bir iki yazida ortak bir tema var gibi: isini yapmayan burokrasi. AKP'nin AKIM'i yapilmayan islerin bildirilmesi uzerine yetkili burokratlara tepeden inme bir sekilde "yapin ulen!" denmesi uzerine kuruluydu. Sosyal yardim konusundaki burokratik rezaletten ise iki kurum kendi mesreplerince oneriler sunup faydalanmaya calisiyorlardi (sanki ozerklik veya bakanlik olunca her sey tikir tikir islemeye baslayacak). Simdi de isini dogru duzgun yapmayan burokrasiye yeni bir gol girisimi, Danistay'dan geliyor: "Hataliysan ode!" devri basliyor.

Radikal'in 18 Eylul 2008 tarihli su haberine gore "Danıştay 5'inci Dairesi, “Kamu görevlilerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden ve kendi kusurlarından doğan zararı toplum ödemek zorunda değildir” kararı verdi." Olayin hikayesi kisaca Bergama'daki Ovacik altin madeni ile ilgili yargi kararinin uygulanmamasi (bu karar tam olarak ne bilmiyorum, saniyorum ki islem durdurma karariydi ve durdurulmadi) uzerine Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'ne gidiyor 10 vatandas, AIHM de onlarin lehine karar verip Turkiye hukumetini tazminata mahkum ediyor. Bu 10 kisinin alacagi toplam tazminat 30bin Euro ama ayni sekilde dava acanlarin davalari da bu sekilde sonuclanirsa 2milyon YTL'ye kadar cikabilecek bu fatura.

Bu 10 kisiye paralari odeniyor devlet (Hazine) tarafindan ama isin ilginc kismi burada basliyor. Elemanlarin avukati Ankara Idare mahkemesinde dava aciyor, diyor ki bir nevi "biz bu parayi bir sekilde alacagiz ama hazine degil bu iste ihmali bulunan yetkililer odesin o tazminati". Bu saniyorum ki bir ilktir, cunku cogu durumda tazminat hakki doganlar parayi alir oturur o defteri de kapatir. Burada mesele para degil anlasilan (adam basi 3bin Euro cilgin bir miktar degil zaten), Bergamalilar asil sorumlularin cezalandirilmasini istiyor, oc istiyor, kana kan goze goz dise dis. Ankara Idare mahkemesi bu davayi goremem ben deyince Danistay'a gidiliyor ve cikan karar da yukaridaki oluyor.

Danistay'in bu konudaki akil yurutmesi/reasoningi su: bu burokratlar imzalari atarken, bu yanlis islerin devam etmesini saglarken sebebi ne olursa olsun hata yaptilar. Bu burokrat hatalarinin sucunu halka odetemeyiz (zira Hazine'den cikan tazminatlar bizim yol-su-elektrik olarak geri donsun umuduyla verdigimiz vergilerimiz aslinda). Yargi islemleri bir sure daha devam edecekmis, bu kesin sonuc degil yani. Ama varsayalim ki danistay'in karari oldugu gibi uygulanabildi, ne olur?

Alkislanasi avukat Senih Ozay, bunun burokratlari hizaya sokacagini soylemis. Teorik olarak evet, hem de nasil sokar. Dusunuyorum da, ben memur olsam imza atmaya korkardim, attigim her imzadan sonra kabuslarla uyanirdim. Az buz meblalar degil ki tazminatlar! Bu davada 720 civarinda kisi sorumluymus mesela, 2 milyon YTL'lik tazminati bolsen adam basi 2800 YTL gibi bir sey ediyor. Siradan bir burokratsan (yani memursun) kasar bu tazminatlar seni, evine haciz gelir, karin dizini dover(ya da kocan seni dover)ken, cocuklar "anne/baba televizyonumuzu goturuyolarrr, bisikletimi goturuyorlarrr" diye aglar (dalga gecmiyorum, haciz cok acikli bir olay). Evet bunu onlemek icin imzalar atarken isini yaparken cok ince eleyip sik dokursun ama bu da cozum olmayabilir. (Aklima Amerika'daki doktorlarin teshis/tedavi hatalari sebebiyle acilan davalar yuzunden yasadiklari korkular geliyor). Memur olmak yerine ozel sektor'e gecebilirsin, bu durumda zaten cok da kalifiye olmayan burokratlarimiz da kacar, burokrasi "employer of last resort" olur (zaten oyle de artik iyice dibe vuraraktan). Olan elemanlarin imza atma korkusuyla burokrasi tikanir zaten, "efficiency" fena darbe yer. Ya da isin riski yukseldigi icin adamlar iyice rusvetci olur (dava olur da tazminat odemek zorunda kalirsam korkusuyla rusvet gelirlerini artirirlar, imzaya gelen adama "dosyaya tazminat fonu katkisi ekledin di mi?" der. N'oldu yine vatandasin cebinden cikti tazminat.

Teorik olarak sahane de pratik olarak olacagi ben size soyleyeyim. Devlet kendine burokrat memur alirken onlara bir de sigorta yapacak (ya da baska tur bir guvence verecek), baska turlu is yurumez. Atiyorum diyecek ki ise alirken "maasin su, neti bu brutu bu emekli sandigi bidi bidi. Bir de sana sigorta yapiyorum, tazminat davalarina karsi, ayda su kadar primi var, su kadarini sen odeyeceksin su kadarini ben". Evet, yani, burokrat rahat calissin diye, korkma evine haciz gelmeyecek guvencesi verecekler ise alirken. Yani o tazminatlar yine bir sekilde devletin (kamunun) cebinden cikacak, ustelik bundan bir de sigorta sirketi gibi 3. taraflar kar edecek.

Ama mesela araba sigortasindaki gibi bir sey olsa, devlet dese ki "ilk hatana kadar garanti veriyorum, cebinden para cikmayacak. Senin icin ilk tazminati odedikten sonra soyle bir odeme yapacaksin (bu memurun hayatini kaydirmayacak ama ceza olacak bir miktar olmali, maasindan kesilebilir, prim odetilebilir vs.), senin yuzunden ikinci bir tazminat odersem bu miktar artacak. Askeriye'de var saniyorum bu, kisisel hatalar yuzunden maddi zarar olursa hatayi yapan oduyor. Atiyorum gidip mal gibi ucagi daga gecirdin heyecan olsun diye, canli kalir da askeri mahkemede sorumlu tutulursan bir f-16 parasi veriyorsun.

Tabii kararin pratik sonuclari arasinda su da var ki bu karar her turlu ihmal ve hata icin gecerli olmayacak. Haberde demis ki "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13'üncü Maddesi uyarınca kurumun, kamu görevlisinin kusurlarından doğan tazminatı personele rücu etme hakkının bulunduğunu bu mekanizmanın ancak kişinin belirgin kusurunun bulunduğu işkence, kötü muaemele ve insanlık dışı muamele sonucu işletildiği belirtil[di]" (rucu yonlendirme demekmis). Yani neymis, dilekce verdik yolumuzu yapmadilar arabamin egzosu dustu versin parasini kaymakam diyerek bir yere varmak mumkun degil (bu arada, egzos nasil yaziliyor yav? exhaust?). Ama mesela, kaymakam'a dilekce vermeye gittim, bana "ziktir lan kicimin kenari sen de kim oluyorsun" dedi, 2 de sahidim var diyerek yola ciktiysan kotu muamele kategorisinden bir yere varilabilir.

Son "pratik" sorun da su ki, bu "hataliysan ode" sumenalticiligi da artirabilir. Sonucta memuru yine gidip memura sikayet ediyorsun, bu memurlar arasinda bir memurluk dayanismasi olusturabilir "bize odetiyorlar bouhu bouhu" mazlumlugu. Iskenceci polislerin bir turlu hak ettikleri cezayi almamalari gibi olur tazminatlar da. AIHM'ye gidebilmek icin yurtici hukuk yollarini tuketmek gerekiyor malum, ulke dahilindeki yargida arap sacina donebilir olay, tazminatlar sonsuza kadar nanay olabilir. Kesinlikle var boyle bir risk.

Butun pratik sorun ve yetersizliklerine ragmen gayet ilgi cekici ve uzerinde dusunulmesi gereken bir yontem bu, burokrasinin islerligi ve adam gibi islerligi sozkonusu oldugunda. Tabii bu tur kisiyi sorumlu tutan yaptirimlarin kanunlasabilmesi icin meclis ve hukumetin devreye girmesi gerekiyor, hukumet de kendilerini cezalandiracak bir duzenleme tabii ki yapmaz (yukaridaki davada sorumlularin icinde basbakanlar ve bakanlar da var). Burokrasinin tepesi, "yonetim" hukumet cunku. Ner'de kuvvetler ayriligi, ner'de benim pijamalarim?

Nazli yarim idare mahkemesine gitmis, ey dostlar, nasil imza atayim
Hataliysam dava et gul yuzlum, tazminatini eline sayayim

Pazartesi, Eylül 15, 2008

Mujde! Nurtopu gibi bir bakanliginiz oldu!

Radikal gazetesinde su haberi gordum, gecen gun yazdigim konuyla alakali oldugu icin buraya koyuvereyim linkini dedim. Haber yeni bir bakanlik kurulmasi girisimi ile ilgili. Malum AKP doneminde devlet eliyle muhtac (olduklarini umdugumuz) ailelere cesitli yardimlar yayginlasti. Komurdur, yiyecektir dagitiliyor. Bu yardimlar iki kurumu birbirine dusurmus: "Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü (SYDGM) rakip çıktı. " diyor Radikal'deki haber. sGK ozerk bir yapi onerirken, SYDGM de yeni bakanlik kurulsun bunun icin diye bir oneri ortaya atmis. Yani her iki kurum da kendi tekeline almak istiyor olayi ve de buyuyup daha oturakli bir burokrasi haline gelmek istiyor. Siyaset biliminde "burokratlar kendi kurumlarinin buyumesini ve daha fazla guc sahibi olmasini ister" derler, iste bir ornegi.

Bu isin icinden nasil cikacaklar bilmiyorum, ama soylemek istedigim iki sey var:
1. Daha elindeki isi dogru durust yapamayanlarin daha fazla guc ve yetki istemeye ne yuzu olabilir? Yesil kart uygulamasini yuzune gozune bulastiranlar bunlar degil mi? Asil ihtiyaci olanlar bir yesil kart alabilmek icin kirk dereden su getirmek zorunda birakilirken, bazi yerlerde ise yesil kart ulufe gibi dagitiliyor (sonra bu yesil kartla "yazdirilan" ilaclar gidip eczanelere satiliyor, bir nevi yesil kart-ilac mafyasi var).
2. Boyle kisa donemli (miyopik), pragmatik cozumlerle nereye kadar? Tamam bu tur maddi yardimlarin (komur, yiyecek, giyecek) geri donusu (oy/destek olarak) iyi oluyor; ama o komur yakiliyor, o yiyecekler yeniyor ve bitiyor, bu ihtiyaclar kesinlikle bitmiyor. Vatandasi annesinin gelip yedigini agzina kusmasini bekleyen kus bicilerine cevirir bu "sosyal devlet" anlayisi. "Mikrokredi" denen bir sey var mesela, bizim milletimiz de cingoz masallah, bence boyle bir programla harikalar yaratilabilirdi.
2bucuk. AKP'ye odev: "Sosyal devlet" kavramini bir daha gozden geciriniz, bunu yaparken Islami gozluklerinizi cikarip modern devlet perspektifinden bakiniz. Bir ummet ve bir millet farkli seylerdir, ihtiyaclar ve problemlere farkli cozumler onerirler. Neyi yonettiginizi idrak edene kadar dusununuz.

Pazartesi, Eylül 08, 2008

AKP Usulu Patronaj --"AKP buna bisey yapmasi lazim"?

Bir haber bulteni klasigidir: "Devlet buna bi'sey yapmasi lazim!" Bir de Reha Muhtar isyani var "Ner'de bu devlet?" seklinde. Her seyi devletten bekleyen bir milletiz dogrusu. Her seyi devletten beklemenin sebepleri ve sonuclari ayri bir mesele, o konuya simdi girmeyelim. Ama bu sorunla cok alakali, hatta bu sorunla sarilip sarmalanmis bir baska meseleye deginecegim: patronaj. Bu blogu yazmaya ilk basladigim zaman ele almak istiyordum bu "AKIM" kurumunu, AKP'nin kurumsal politik patronaj makinesini, ama bugune kismetmis. Burada neden artik "Devlet buna bi'sey yapmasi lazim" yerine "AKP buna bi'sey yapmasi lazim" demeye baslayacagimizi anlatacagim.

Once politik patronaj (political patronage/clientelism) nedir onu bir aciklayalim (politik patronaj yerine patronaj diyecegim buradan sonra, kastettigim politik olani tabii): Patronaj secimli bir politik sistemde, yonetime aday partiler/politikacilar ve secmenler arasindaki bir tur iliskidir. Herhangi bir parti-secmen iliskisinden farki (ve bence cirkinligi) "al gulum ver gulum" temelli olmasidir. Parti secmene istedigini verir, secmen de bunun karsiliginda partiye oy verir. Simdi diyebilirsiniz ki, e herkes kendisinin tercih ettigi politikalari gudecek partiye oy verecek tabii, bunda ne gariplik var? Onda bir gariplik yok, gariplik patronaj iliskisinde bahsi gecen partinin secmene oy karsiligi sagladigi "sey"lerin tamamen kisiye ozel, spesifik seyler olmasi. Dogudaki agaya koruculuk (nimetler bol malum) verip butun asiretin oylarini garantilemek boyle bir sey, veya koyunuze yol yaparim oy verirseniz deyip devletin/belediyenin zaten olmasi gereken hizmeti karsiliginda oy istemek, veya secim bolgesindeki birinin hasta annesini Ankara'da tedavi ettirebilmesi icin nufuzunu kullanarak hastane/doktor ayarlamak, veya bilmemkimin ogluna is bulmak, bilmemkimin kizinin tayinini istedigi yere cikarmak, veya kapi kapi dolasip komur dagitmak... Anladiniz sanirim. Anladiysaniz "ee, bu her yerde var!" diyeceksiniz. Cok dogru! Bu cogu toplumda degisik sekillerde varolan bir sey: Amerika'da "pork" deniyor (pork barrel politics diye gecer), ortadogudaki Arap toplumlarinda "wasta" diye gecer, Orta Asya'da "iltimas"(ing. favor) diye, Turkiye'de turune gore kayirma, torpil, politik rusvet diye gecebilir ama genelde "hamili kart yakinimdir" diyoruz. "Her toplumda var olan sey niye sorun olsun ki?" derseniz, iki sebepten: 1. Patronajin politik sistem icindeki yeri/orani onemli, patronaj sistemi tanimlar hale gelmeye basladikca (arttikca) demokrasiden randiman almak guclesir; 2. Patronajin sagladigi faydalar (benefits) kisiye veya gruba ozel ve dislayici (exclusive) olmaya basladikca, politik sistemde esitsizlikler dogar, politik yaris(competition) aidiyet gruplari uzerinden yapilmaya baslanir ve toplum bolunur. Bunlarin detayina girmeyecegim, bir ornegi icin Kenya uzerine yazdigim girise bakilabilir.

Patronaj kavramini aciklama girisiminden sonra bir de "gundem"sel girizgah yapalim. Bir nevi, AKIM'dan bahsetme motivasyonumun neden simdi geldigini soyleyeyim. Son zamanlarda AKP ile ilgili veya bir sekilde ucu AKP'ye dokunan yolsuzluklar gundeme gelmeye basladi. Bunlar bildigin yolsuzluk, patronaj degil: politik nufuzu para karsiligi satiyor adam, oy icin kullanmiyor. Ama bu gundem bombalarinin arasinda biri, hem yolsuzluk/usulsuzluk hem de patronaj, ortaya karisik yani. Almanya'daki Deniz Feneri dernegi davasindan bahsediyorum. Halktan "yardim" icin toplanan paralari baska amaclar icin kullandiklari belgelenmis. Simdi ortaya cikmasi beklenen Almanya ve Turkiye'deki derneklerin iliskisi ve dahi bu derneklerin AKP ile ilsikisi. Yani herkes bu iliskilerin mevcut ve saglam oldugunu guzelce tahmin edebiliyor ama belgelenmesi lazim. Basbakan bu davayi Turkiye'de gundeme getiren (bir sey de yapmiyorlar, Almanya'daki davada soyle oldu boyle oldu diyorlar) Dogan grubuna giristi: "Sizin yolsuzluklarinizi haftaya aciklayacagim!!!" Ne bicim basbakan bu ayol, aciklayabilecegi yolsuzluk dosyasi var elinde ama ustunde oturuyor. Ne bileyim savciya vermek, yargiya intikal ettirmek aklina gelmemis mi? "BAS"bakan yolsuzluk dosyalarina Uzanlarin Gulben Ergen seks kasedi muamelesi yapiyor ya, pes dogrusu!

Neyse, konumuzdan sapmayalim: Deniz Feneri Dernegi. Yasal olarak pek cok hak taninmis dernege, izinsiz bagis toplayabiliyor (onune gelen alamiyor bu izni saniyorum), ve Istanbul icin konusmak gerekirse belediye emirlerine amade. Metrodaki standlar basta olmak uzere pek cok isleri kolaylastiriliyor belediye tarafindan gozlemledigim kadariyla. Amac ne: para/bagis topla- para ve bagislari ihtiyaci olanlara ver. Ozunde super, sosyal yardim iste, daha guzeli var mi? Ama sorun su ki, o yardimlar verilirken sadece yardim verilmiyor, bir de ideoloji paketi veriliyor yaninda. Bu yardimin kimden geldigini ve kime tesekkur etmeniz gerektigini bilin! mesaji var.

AKIM da tastamam Deniz Feneri'nin AKP bunyesindeki versiyonu, ama aslinda politik anlamda cok cok daha vahim varliginin sonuclari. Once AKIM'i tanitalim. Web sayfasindan ogrendigimize gore "Ak Parti Iletisim Merkezi" "halkımız ile bakanlıklarımız, milletvekillerimiz ve partimiz birimleri arasındaki iletişimi sağlayan, vatandaşlarımızı yaptıkları müracaatların sonucu konusunda bilgilendiren bir Halkla İlişkiler Modelidir." Vizyonu soyle belirtilmis:
  • Yönetime ulaşabilme noktasında vatandaşlarımız arasında bir güven ortamı oluşturmak.
  • Vatandaşlarımız arasında; yönetime ulaşma, katılma ve sorunlarını yerel bazda çözmeyi alışkanlık haline getirmek,
  • Vatandaşlarımızla yönetim arasındaki ilişkiyi çift yönlü bir ilişki haline getirmek ve bunu kurumsallaştırmak,
  • Bireyin yönetime katılım sürecini doğru yönlendirmek, bu sürece süreklilik kazandırmak ve vatandaşın yönetime katılımını hem vatandaşlarımız hem de yönetim açısından doğal ve demokratik bir hak olarak kurumsallaştırmak.
Burada size batan bir sey var mi, dusunun bakalim? Bir parti biriminden bahsediyoruz, ama vizyon halkla partiyi degil, halkla "yonetim"i butunlestirmeye calisiyor. Bahsedilen "yonetim" parti yonetimi ozunde ama yapilan islere ve yapilma sekline bakarsaniz, parti yonetimi=devlet yonetimi (milletvekillikleri, bakanliklar, burokrasi). Bunu anlamak icin basvuru formuna bakmak yeterli. Su anda bu dogru sayilabilir, tek parti hukumeti olarak AKP yonetimi ayni zamanda devlet yonetimi. Ama her halikarda AKP devlet degil! Partinin bir birimini devlet birimiymiscesine kullanamaz. Devletin olanaklarini kullanarak, devlet hizmeti verip sonra da bundan parti adina pay cikaramaz (ki bu paylar direk oy demek). AKP=devlet denklemini kurmak ve bunun hep boyle kalacagini varsaymak da ne bicim bir arogans/kendini buyuk gormedir yareppim, evlerden disari! Hande'den gelsin, "kendine dev aynasinda degil boy aynasinda bi baaakkk!" AKP bir gun hukumet olmazsa ne olacak? AKIM o zaman ne yapacak? Siradan "milletvekili araciligiyla is takibi"ne mi donecek?

AKIM nasil calisiyor bir bakalim:

27.09.2007
Bolu ili Göynük ilçesi Gürpınar köyüne Ankara ili Nallıhan İLçesi Ozan köyünden- bağlantılı yolun 500 mtlik bozuk kesimin (çile yolu) yapılması ile ilgili müracaatımız değerlendirilmiş ve orman bölge müdürlüğünce yol ile ilgili kesim çalışmaları başlatılmıştır. Öncelikle gösterilen bu yakın ilgiye köyüm adına yürekten teşekkürlerimi iletiyor, yıllardır çözülmeyen bu soruna el atmanızdan dolayı şükranlarımı sunuyor, Başta Sayın Başbakanımız olmak üzere hükümetimize, Ak partiye, AKİM çalışanlarına sonsuz saygı ve sevgilerimle başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum.Saygılarımla, (Nizamettin Akyel/ Eskişehir


27.09.2007
İyi ki varsınız... Sizlere şükran borçluyuz. 269 vatandaşın tapulu arsalarını ellerinden aldılar, arazi mafyasına peşkeş çektiler. Bu sorunumla ilgilendiğiniz için sizlere şükran borçluyum. İstanbul Valiliği’nden dosyalarım istenmiş, incelenmiş tekrar İçişleri Bakanlığı bu konuda görevlendirilmiş olup İçişleri Bakanlığı da İstanbul Valiliği’ne dosya halinde talimatını vermiş. Şu anda bu sorunum İstanbul Valiliği’nde işleme alınmış, haklarımızın iadesi yönünde işlemler devam etmektedir. Sizlere şükran borçluyum. 269 vatandaşı arsalarından çıkardılar. Hiç bir hakkı olmayan arazi mafyası çetelerine bu araziyi peşkeş çektiler. 18 yıldır bunun mücadelesini veriyorum ve çok yoruldum Adalet ve Malkınma Partisi olarak bu kelime yemin ediyorum ki bu kelimenin altına sessiz çoğunluğun sesi halkın partisi kelimesini de eklerseniz çok sevinirim. (Selim Kıyım/İstanbul)

27.09.2007
Genel Merkezinize köyümüzün sorunlarını iletmek üzere uğradığımda Hümeyra Özkazanç hanımefendi sorunlarımızı dinledi, bilgisayara kayıt etti ve bu hususların en kısa zamanda çözüleceği vaadinde bulundu. (...) Bir hafta gibi kısa bir süre sonra Hümeyra hanım telefonla arayıp köyümüz deresinin ıslah çalışmalarına başlanacağı müjdesini verdi ve çalışmalar başladı. Akabinde yeni tahsis edlien köy mezarlığının düzenlenmesi ve çevresinin tel çit ile çevrilmesi konusunda gerekli meblağın ayrılarak adımıza tahsis edildiğini bildirdi. Bilahare Muğla İl Turizm Müdürlüğü ile yaptığım görüşmede köyümüz iskelesi için Turizm Bakanlığı’nın yardımcı olacağı bildirildi. Bu kadar kısa süre içerisinde bu denli güzel gelişmeler karşısında mutluluk duydum. (...) Bütün bu olumlu ve güzel gelişmeler karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi’ne minnet duymamak mümkün değildir..... (Ali Ögüt- Çamlı Köyü Muhtarı/İzmir)

Yani ne oluyor? Vatandasin bir sikintisi var. Yolu kotu, mafya tapulu arazisine el koymus, koyun deresinin islah edilmesi gerekiyor, ve saire ve saire. Normalde boyle ihtiyaclari olan vatandas nereye gider? Belediyeye gider, kaymakamliga, valilige gider, hic olmadi milletvekiline gider der boyle boyle (sonuncusu patronaj talebi aslen). Belediyeler, kaymakamliklar, valilikler, bakanliklar ve mudurlukler (or: Icisleri Bak., Tarim ve Koy isleri Bak. Karayollari Genel Mudurlugu vs.) genelde bu tur basvurulari ve istekleri sumenalti eder (eger arada es dost iliskisi yoksa). Yani devlet ve devlet burokrasisi oyyle mal gibi bakiyor vatandasin taleplerine, bir sey yapmiyor, harekete gecmiyor. Vatandas da "devlet"i kendisine uzak, isini kolaylastirmayan aksine zorlastiran ve engelleyen bir sey olarak goruyor. Devlet ve kurumlari yapmalari gereke seyleri yapmiyorlar --ne zamana kadar? Tepeden emir gelinceye kadar.

AKIM'in yaptigi bu. "Tepe" AKP su anda, vatandasin direk tepeye basvurmasi olanagini yaratmislar, kaymakamliga gidip "koyume su getirin" deyince kaale alinmayan vatandas AKP'ye gidince AKP kontrolundeki Icisleri bakanligi kaymakama "hot, su gotur su koye" dedi mi ceketler ilikleniyor, "tabi efenim, emredersiniz" oluyor ve vatandas istegine kavusuyor. Ama sorun su ki AKP'nin emir vermek disinda hicbir fonksiyonu yokken tesekkurler, minnetler, veeeee, eveeett, OYLAR AKP'ye gidiyor. O koyun yolunu yapan AKP degil ki, karayollari midir, koyisleri midir devletin kurumu. O yol icin odenen para AKP'nin kasasindan cikmiyor ki, devlet butcesinden cikiyor. AKP devletin hantalliginin ve iktidarda olmanin parsasini topluyor resmen.

Diyeceksiniz ki, ee, ama vatandas napsin? Vatandas bildigini yapsin, isi nasil goruluyorsa oyle gordursun, ama uyanik olsun! Tesekkuru isi gorene (devlet) degil ise onayak olana (AKP) etmesin. AKP "guuuc bende artikkk" kudretinde iktidar partisi, butun devlet organlarina ve burokrasiye "Bana bakin, sizi uyariyorum, vatandas dilekceyle geldiginde isini gorup cevabini vereceksiniz. Sikayet gelirse gozunuzun yasina bakmam!" diyebilir, kontrolunde oldugu devlete ceki duzen verebilir. Ama vermiyor. Bunu yapmiyor. Kaymakamliga gidip isini goremeyen vatandas aslinda iktidar partisi olarak AKPnin ayibidir ama bu ayiptan yakayi siyirdiklari gibi bir de bu ayiptan kar ediyorlar. Bu AKIM ve yaptiklari patronajin daniskasidir (Cevreci Tayyip beye selam ederim!). Is gordurmek istiyrosaniz tek adres AK Parti diyorlar vatandasa, devlete biz hukmediyoruz, bize oy verin isinizi gordurtelim diyorlar. Ha, onlara sorsaniz, Allah rizasi icin yapiyorlardir, ne oyu canim, oyle bir beklenti akillarindan bile gecmez! Bence devletin imkanlarini ve iktidari boylesine parti hizmeti icin kullanmak illegal olmali, suc unsuru hatta. Ama kimin umrunda, alan memnun satan memnun, ya da iste "al gulum ver gulum". Sen kimin parasiyla, kimin imkanlariyla millete yardim yapiyorsun, is goruyorsun da tesekkur ve minnet kabul ediyorsun? soran yok! Dur hele, bu is gormeler ve yardimlar biraz daha "exclusive" olmaya baslasin da o zaman gorurum sizi. AKP bu AKIM faaliyetlerinde daha AKPli profiline agirlik ve oncelik versin, ayrim yapmaya baslasin bakalim dislananlar yine de sessiz kalacak mi? (Su anda ayrim yapilmiyor gibi gorunuyor, cunku AKP tabanindan olmayan zaten AKIMe basvurmuyor! Yani devlet imkanlari neredeyse exclusively AKP yandaslarina AKIM araciligiyla kanalize edilmis durumda, ama kimse farkinda degil.)

Ha, AKP AKIM cercevesinde uyguladigi "sorunun kendisini cozmek yerine, kisisel tezahurlerine tek tek cevap ver ve kisilerden oyu kap" taktigini sadece orada uygulamiyor. Mesela iktidardaki gucunu kullanip yoksullugu azaltici ekonomik politikalara, insanlara meslek ve gelir saglayici programlara, egitime agirlik vermektense, kapi kapi dolasip bulgur pirinc dagitiyor. Yine kestirme yol, yine suuuut ve gol (garanti oylar), yine asil sorun (devletin hantalligi, yoksulluk vs.) oldugu gibi duruyor.

AKIM demokrasinin ve idareciligin yuz karasidir bu boyle bilinsin! AKIM gibi bir olusuma imza atmis AKP de patronaji kurumsallastirma odulumuze layik, bravo!