
Çarşamba, Ocak 20, 2010
Kacak Elektrik, Guneydogu, Devlet

Salı, Ocak 19, 2010
Korku
Perşembe, Ocak 07, 2010
Yar bana bir felsefe medet amaaannn
Perşembe, Aralık 24, 2009
"Senin dinin sana benim dinim bana"ydi hani?
Bu sabah milliyet gazetesinin websayfasinda su resmi gordum, "Oha!" dedim. "6 yasimda Allah inancimi yitirdim" Canli yayinda bu carpici aciklamayi hangi unlu yapti? FLAS!FLAS!FLAS! Ve iste dellendiren seyi de fotografta goruyorsunuz, bu sozu soyleyen kisinin suratini mozayiklemisler!!! Buyuk ihtimalle merak unsuru olsun, millet tiklasin da kim oldugunu ogrensin diye boyle bir sey yaptilar ama tecavuze, istismara ugrayan cocuklarin suratlarini adam gibi mozayiklemeyi beceremeyen milliyet Lale Mansur'un suratini utanilacak bir sey yapmis gibi mozayiklemis. Linke basip asil "haber"e gidince fotografin mozayiklenmemis aslini goruyoruz ama iste bu "magazinci" numaralarinin pis pis kokmasini engellemiyor.
Hazir buradan girmisken, farkina vardigimdan beri gicik oldugum bir diger seyi de gundeme getireyim. Buyrun su gordugunuz fotograf ekonsolosluk sayfasinda yurtdisinda yaptiginiz evliliginizi Turk makamlarinda kaydetmek icin kullanilan 2 formdan biri. Formun yarisinda anani babani soruyorlar, diger yarisinda dinini. Dinsiz secenegi var ama ateist ve agnostik farkli seyler mesela, o ayrim yok. Diger secenegi var ama "belirtmek istemiyorum/prefer not to answer" secenegi yok.Pazar, Aralık 20, 2009
Gunun Magazin Haberi?
Uyusun da büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Dertlerini sürüsün ninni
Oğlum kızım uyusun ninni
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde
Çok da uzun olmayan belli bir zaman önce
Çok da uzak olmayan çok güzel diyarın birinde
Bereketi dillerden düşmeyen bir köy varmış
Denizi de bilirmiş dağı da bilirmiş bu güzel köyün insanı
Yağmurda yürür karda kayar ama güneşli günleri severmiş
Meze yaparmış bu köylüler iki kadehe tüm acılarını
Böylece birden unutuverirmiş geçmiş dargınlıklarını
Aslına bakacak olursan çok zenginmiş tarlaları
Ama nedeni bilinmez bu köylüler her daim fakir
Yokmuş galiba köydeki kargaların bunda bir etkisi
Böyle gelmiş böyle gidermiş ne de olsa alın yazısı
Dayanamamış biri sonunda kargalara baş kaldırmış
Hakkımızı yiyorlar deyip bütün köyü ayaklandırmış
Sonunda başa çıkmış köyü istila eden kargalarla
Ama kendisi de göçüp gitmiş gibi tabii eninde sonunda
Ardından ağlamış köydeki herkes çok uzun yıllarca
Ağlarken ağlarken köy unutmuş kargaları tamamıyla
Üzülüp dövünüp dururken birden övünmeye başlamış
Ancak övünüp durduğu sadece hatıraymış
Günün birinde köyün üstüne kapkara bulutlar yerleşmiş
Kimse bu bulutları kargaların getirdiğini fark etmemiş
Köydekiler yaz yağmurudur gelir geçer zannetmişler
Ama bu kara bulutlar kopacak fırtınanın habercisiymiş
Kargaların çalacağı emekten medet uman bazı kurnazlar
Köylüye ninniler söyleyip apaçık hedef şaşırtmışlar
Soytarısıyla yalancısı bu köyün bir gün gelmiş el ele vermiş
O bildik beyaz camın içine girip siyah yalanlar söylemiş
Onların baktığı yerden bütün köy çok aptalmış
Çünkü aptal olmasalar böyle aldanmazlarmış
Değil mi ki bütün köy olana bitene ses çıkarmadan bakmış
O zaman başlarına gelene müstahaklarmış
Ah ne güzel ninniymiş bu cehalet
Herkes dalıp uyumuş nihayet
Top atsan uyanmazmış bu rehavet
E benim köyüme e e
Aslında köyün akıllısı çokmuş alimi dedesi filozofu çokmuş
Var diye bas bas bağırıyorlar ama hiçbirisinin söz hakkı yokmuş
Çünkü bilene düşünene yazana kargaların itirazı çokmuş
Ve onlardan öğrendikleriyle kurnazlar herkesi uyutmuş
Güzel köyüm ne zaman uyanırsın
Bu duruma ne kadar dayanırsın
Sanma ki uyurken kazanırsın
Hadi köyüm ne zaman uyanırsın
Cumartesi, Aralık 05, 2009
1 metrekare Ugruna Ya Rab...
bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor!
ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Pazartesi, Ekim 26, 2009
Aman Tanrim, Domuz Gribi Salgini Var, 5 Ay Opusemeyecegiz!!!
Cumartesi, Ağustos 22, 2009
NY Times Magazine Kadin Ozel Sayisi
Cuma, Ağustos 07, 2009
Amerika'nin "mahalle baskisi"
Perşembe, Temmuz 02, 2009
Neo-Oto-Oryantalizm
Istanbul'dan merhaba!
Gecen bir arkadas grubuyla oturuyoruz, laf lafi aciyor. Sonra laf Elif Shafak’a geldi (klavyem Ingilizce n’apalim!). Benim iki kurusluk fikrim de cok fazla Amerika pazarina oynadigi, bunun itici oldugu, iticiligin otesinde edebiyatindan da eksilttigi (mesela Ingilizce yazma israri). Burada niyetim Elif Shafak elestirisi yapmak degil, dusundukce bu “Amerikan pazarina oynamak” sevdasinin aslinda Elif Shafak’la sinirli olmadiginin farkina vardim, bunun uzerine bir seyler yazacagim. Ben 9/11 (11 Eylul) sonrasi dunyada Musluman dunyanin bazi kesimlerinde bir neo-oto-oryantalizm turedigini dusunuyorum. Biraz ipucu vereyim: Bunu sonunda bir onceki yazimin “The Gulen Movement” kismina baglayacagim.
“Neo ne?” diyorsaniz biraz dokum yapalim.
Oryantalizm: Genel olarak “Bati”linin, yani Avrupalinin “Dogu/Orient”e bakisina dair bir akim. Avrupalilarin hayallerindeki doguyu, ya da tam anlayamadiklari stereotipik doguyu sanki gercekmiscesine romanlarda, resimlerde (ve dahi akademik calismalarda!) anlatmalari, aktarmalari. Hani tipik haremli maremli yagliboyalar boyle. Artik herkesin diline pelesenk olmus bir Edward Said elestirisi var zaten, birisi oryantalizm lafini eder etmez hemen atlayip adamin ismini zikretmeyeni dovuyorlarmis. Adam kisaca Bati’daki fildisi kulelerinden Orta Dogu uzerine bidibidi konusanlarin bir kismina giydirmis, anlamadan dinlemeden amma yazdiniz be kardesim demis, etnosantrikliginizi yiyim demis.
Oryantalizm konusunda son olarak soylemek istedigim sey su: “Orient” aslinda haliyle cografi bir kavram, Avrupa’ya (aslinda Viktorya Britanyasina) gore konumlandirma. Yakini, ortasi, uzagi var. Biz konumumuz itibariyle Oryantal/Oryantalizm dendiginde daha cok batililarin ortadogu ile ilgili bakisindan bahsediyoruz. Ama aslinda batililarin Guney/Guneydogu/Dogu Asya ile ilgili gorusleri de bu minvalde inceleniyor. Cin, Hindistan, Vietnam, Japonya vs. vs. ulkeler uzerine de cok “oryantalist” urunler mevcuttur. Ben bu yazida –sirf kendi bildigim o oldugu icin- ortadogu, hatta cogunlukla Turkiye’den bahsedecegim.
Oto-oryantalizm (auto-orientalism)/Kendine oryantalizm (self orientalism): Bunlari kim uydurmus, terim nereden geliyor bilmiyorum, tam tanimlar nedir onlari da bilmiyorum dogrusu. Ama var boyle kavramlar. Burada yazacaklarim tamamen benim bu kavramlar hakkinda dusunduklerim, genel kullanimla, literaturdeki kullanimla farkli olabilir. Esanlamli gibi yazdim ama sanki oto oryantalizm ve kendine oryantalizm biraz farkli seyler, ozellikle hedef kitle (audience) acisindan. Ortak olan sey su: Bu oryantalizmi dogulunun kendisi yapiyor, batililarin yaptigi veya empoze ettigi bir sey degil, direkt olarak somurge iliskileriyle falan ilgisi de yok (indirekt var tabii). Ama bana oyle geliyor ki oto-oryantalizmde dogulunun sergiledigi oryantalizm batililara sergilenen bir sovken (otobiyografide nasil “diger”lerine kendini anlatma vardir, oyle), kendine oryantalizm dogulu toplumun aktorlerinin/gruplarinin kendi iclerinde, birbirlerine bakislariyla, birbirlerini nasil gordukleri/gormek istedikleriyle ilgili. Acalim.
Oto ya da kendine oryantalizmi yapanlar dogu toplumunun icindeki batili kesim, yani genelleme yapacak olursak bati tarzi egitim almis, bati kulturunden (ve dillerinden) nasibini almis ve hatta ona eklemlenmis (integrated), sehirli kesim. Oto versiyonunda dahil oldugu dogu toplumunu batili badilerine aksettirisinden bahsedisi anliyorum ben. Atiyorum, yurtdisindan misafiri gelince kendisinin normalde burun kivirdigi dansoz izlemeye goturen, kendi evinde bir tane olmayan kilimlerden almasini tavsiye eden, hatta “ay bu fes cok yakisti, mutlaka al” diyen kisinin tavirlarini. (Ya da turizm bakanligimizda calisan tanitimci insanlarin cogunu –ama bir sonraki paragrafa da bakin). Burada bir “ya iste ben daha cok sizin gibiyim ama iste bu toplumun cogunlugu da boyle” mesaj kaygisi yok degildir. Ama su da var ki toplumun genelini cok da iyi tanimaz. Evindeki sus sark kosesinin herhangi bir dogulu evinin bir kosesinin modeli olduguna inanir (Dogu kokenli olup da Istanbul’da dogudaki evlerinde hic olmayan, ya da olsa da gozonunde degil kilerde falan duran seylerden Sark kosesi yapan versiyonlari da var).
Kendine versiyonunda ise bu batiya angaje kesim oyle olmadiklarini dusundukleri kesime bakip, ama onlardan cok kopuk olduklari icin tam anlayamayip, onlar hakkinda atip tutma var. Bir miktar elitizm var (bu lafi da sevmiyorum, daha dogrusu sirf “batili” hatta “batili gibi” olmanin kendilerini seckin kildigina dair bir inanc ve bunun getirdigi kucumseme var). Bunun –biraz degisik ama- cok enteresan versiyonunu Taskent’te yasadim. Ruslarin kurdugu bilimler akademisinde “Sarkiyyat” (yani Oriental Studies/Dogu calismalari) bolumu vardi ve buralarda ortadogu (Turkiye/Iran/Arap dunyasi vs) calisiliyordu. Ve hatta radyoda “Sark teraneleri/Dogu ezgileri” diye bir program vardi ve orada da Turkce ve az da olsa Arapca pop sarkilari caliniyordu. Aslen cografi olarak batilarinda olan yerleri “dogu/sark” olarak nitelendirecek kadar “batili” bir bakis bu parcasi olduklari, ait olduklari dunyaya. Bence (turizm bakanligi bahsindeki gibi) oto-oryantalistce toplumu “bati”ya oryantalist ogelere dayanarak anlatanlara isyan edip “sizin yuzunuzden bizi Arap saniyorlar!!” diye isyan edenleri de kendine oryantalist olarak tanimlayabiliriz biraz, bir “biz Turkuz, batiliyiz, moderniz, o geri kalmis Araplar iyy” mesaji var zira. Kendine oryantalizm hakkinda son soylemek istedigim bu histeriye kapilanlarin pek bir yerildigi. Eksi sozlukte oto-oryantalizm olarak nitelendirilmis ama son donem Osmanli devri edebiyatinda karikaturize tiplemeler vardir boyle, yabancilastiklari ama hala ait olmaktan kurtulamadiklari toplum onlari bati ozentisi olarak nitelendirir. Hatta o donem (ve sonrasinda da) Iran’da bunlar (ama onlarla beraber reformcular da) gharbzadegi (westtoxicated, west struck/kazazede gibi batizede) olarak nitelendiriliyormus.
Ben oto-oryantalizme doneyim. Dogulu toplum icindeki yuzu batiya donuk kesimin “ben sizin gibiyim ama bu toplum boyle, durum size onu anlatayim” dedikten sonra anlattigi yarim yamalak seyler oto-oryantalist. Bu yeni bir sey degil. “neo”su nereden geliyor peki???
Neo-oto-oryantalizm: Yine kendi kafamdan uydurduklarimi yazacagim burada, yoksa neo-oto-oryantalizm diye bir sey var mi onu bile bilmiyorum dogrusu. Oyle bir sey yoksa literature nacizane katkim olsun! Buna kisaca “neo-oryantalizm”in yerli uretimi diyebilirim. Neo-oryantalizm nedir? Bence sudur: 11 Eylul sonrasi Islam dunyasi ve de Ortadogu’ya olan ilginin katlanmasi uzerine az ya da cok bilerek, veya bilmeden bu toplumlar ve Islam uzerine atip tutmalarin cogu. Ozellikle Amerikalilar “ay kim bu teroristler, bizden ne istiyorlar?”dan yola cikarak dogu’ya bakmaya basladilar. Bir anlama ihtiyaci icindeler. Dogu ile, Islam dunyasi ile ilgili urunlere talep cok. Ama o urunlerin “iyi” ve “dogru” olup olmadigini ayirdedebilecek bir durumda degiller, onlerine ne koysan tuketebilirler. Bu da firsatcilar icin bulunmaz nimet. Arz artiyor, ama arzin cogu neo-oryantalist, tamamen batili (bu sefer Amerikan) merkezinden ve bakis acisindan dogu’yu yine Amerikana anlatma cabasi. Muk-kem-mel ornegim: NY Times Istanbul muhabiri Sabrina Tavernisse ve yazilari.
Bunu akademide bile goruyoruz, tamamen arz talep meselesi. 11 Eylul oncesinde Arapca dersi vermekmis, bir Ortadogu Calismalari (Middle eastern studies) ya da Islam Calismalari (Islamic Studies) merkezine para ayirmakmis takmayan kurumlar birden bu alanlarda ataga gectiler (cunku ogrenciler o tur dersler talep eder oldu). Is ilanlarinda goruldu ki, pek cok universitenin sosyal bilim bolumleri cilginca Ortadogu vs. calisan eleman aramaya basladi. E tabii, bu durumda bazilari kendilerini Ortadogu/Islam vs. “uzman”i olarak yeniden tanimladi, bazilari alakali konulara kaydi, yeniler de bu konularda yazip cizmeye giristiler sifirdan. Bu kotu bir sey mi? Degil. Bileklerinin hakkiyla yapiyorlarsa neden kinayalim ki? Ama sirf 11 Eylul dalgalarinda sorf yapabilmek icin hicbir yetkinligi olmadigi halde ortadogu uzmani kesiliveren, ve o “dogu” toplumlarini yeteri kadar anlayamadigi/anlamasi da mumkun olmadigi icin de bu yeni versiyon oryantalizmden kacamayan kisiler bunlar. Biraz da trajikomikler. Bir yandan anlamiyorlar, bir yandan bir seyler soylemek istiyorlar ogrendikleri kadariyla, bir yandan o toplumlarin “farkli”ligini vurgulamak zorundalar ama diger yandan (ozellikle akademide) bir siyaseten dogru (politically correct) olma ihtiyaci icindeler. Bu durumda dogulu toplumlari bir allayip pullayip batiya servis etme durumu, “ay siz yanlis tanimayin, bak ben size anlatayim, cok ciciler cok ilgincler” yaklasimi oluyor. Bazilarini dogu toplumlarinda kotu giden seyler icin bir “apologist” olarak yakalayabiliyoruz bile! Ya onlarda kadin haklari boyle, ama aslinda… gibi.
Peki oto kismi? Neo-oto-oryantalizm yani? Iste bunlar da en bir yivrandigim tipler. Amerika’daki 11 Eylul sonrasi yukselen dalgalara kendi sorf tahtalarini atip, o pazardan biraz parsa da kendileri toplayabilmek icin “durun size merak ettiginiz dogu’yu/Islam’i ben anlatayim, biliyorum ben, cunku onlarin icinden ciktim, ama merak etmeyin aslinda sizden biri sayilirim, o acidan bana guvenebilirsiniz” mavalini okumaya girisirler. Tabii Amerikalilar atiyorum “dogu”daki koy yasami ve kirsal kesim ile ilgili olmadigi icin, ve yazarlarimiz da zaten o yasam hakkinda zaten cok bir deneyim sahibi olmadigi icin (phew!), dogunun sehirli yasamindan kesitler sunulur. Cok “dogulunun dogulusu” takilinirsa “sizden biriyim” hikayesi guvenilirligini yitirir cunku.
Elif Shafak’in Ingilizce yazilmis son romanlarinda hep bir Amerika ayagi ve Amerikan karakterler var mesela. Son iki roman Baba ve Pic/Bastard of Istanbul ve Ask (Ingilizcesi?) Amerika’da “Ben Turk’um/Muslumanim” dediginde hemen sorulacak, Amerikan gundemine, popular kulturune girmis seylerle ilgili: Ermeni meselesi ve Rumi. Amerika’da aslen 11 Eylul oncesinde baslamis, Madonna’nin bile kapildigi bir Rumi manyakligi vardi bir sure, kitap dukkanlarinda bas kosede Mevlana’nin eserleri, Mesnevi falan olurdu. Tamamen Turkiyeli bir roman (Shafak’in daha evvelki kitaplari belki) Amerikalilarin coguna hitap etmez, ancak dunya literaturune ilgi duyan elit kesimin bazilarina hitabeder. Ama kitaplarin satilmasi lazim, onun icin kitapta biraz Amerikalilarin, biraz da Amerikalilarin asina oldugu ve merak ettigi “dogu”nun olmasi lazim.
Bakin muhtesem bir neo-oto-oryantalizm ornegi de Khaled Hosseini’nin The Kite Runner’idir. Ne satti o kitap, ne satti (Elif hanim’in ruyalarina girer oyle bir satis basarisi sanirim). Sonra filmi de cekildi. Ne yapiyor Hosseini, “bu benim hikayem” altmetni ile o cok merak edilen Afganistan’in Kabil’in gecmisini anlatiyor. Cocuklugu orada gecmis tamam, ama bazi bilgileri Wikipedia’dan mi bakmis, nereden bakmissa, garip bilgi hatalari var, ama bir Amerikalinin bu hatalari yakalamasi mumkun degil. Sonucta “oradaydim, guvenin anlattiklarimin orasini dogru anlattigina” temelinde bir hikaye anlatiyor, sonra bunu Amerika’ya da bagliyor (“ben aslinda sizden biriyim, sizin ne dusundugunuzu de biliyorum, iste o zavalli Afganistan da boyle boyle”), ve hatta Amerikalilarin o donem dilinden dusmeyen Taliban’a da. Yani o ortamda, o tarihi noktada Amerika’da bestseller olmak icin mukemmel formulu barindiriyordu o kitap.
Iste bir onceki yazima, “the Gulen Movement”a baglayacagim neo-oto-oryantalizmi simdi. Bildigimiz Fethullahcilar dedigimiz “cemaat” Amerika’yi mesken edindiginde, bu ortamda ve baglamda palazlanmaya karar verdiginde nasil da yeniden dogdu, the Gulen “movement” oluverdi, nasil da diskuru, retorigi degisti dusunun, adamlarin neo-oto-oryantalizmin muk-kem-mel bir ornegi oldugunu goreceksiniz. 11 Eylul sonrasi Amerikalilar, ozellikle de entelektuel cevre ve de hukumet bir “good Muslim” arayisindayken o “good Muslim” kotasina “beni sec beni sec” dercesine atlamalari, bu ugurda aslinda sapina, dibine kadar dogulu bir “sey” olan kendilerini “batili”lastirivermeleri ve “izin verin de doguyu size ben anlatayim, ben temsil edeyim” diye yirtinmalari bundan. Amerikalilarin kulagina hos gelen “intercultural dialogue” “inter-faith tolerance” ve saire “buzzword”leri dillerine pelesenk etmeleri bu “biz o manyak radikal Muslumanlardan degiliz, sizin Musluman versiyonunuz” mesajini verme cabasi. Ve organizasyon/kurumsal olarak da cok batililar Amerika’da. Turkiye’de malum isik evleri, ev toplantilari, Deniz Fenerimsi “yardim” dernekleri ve sermayeyi degerlendirecek ekonomik-medya organlari var. Amerika’da ise ortama uygun bir sekilde NGO ya da nonprofit statusunden “dernek”ler araciligiyla organize oluyorlar, “fundraising dinner”lar yapiyorlar (NY’takine Hillary Clinton falan katilmisti yanlis hatirlamiyorsam bu sene). Daha dogrusu resmi ve Amerikalilara donuk yuz bu organizasyonlar. Amerikalilara artik neo-oto-oryantalizmin dorugu diyebilecegim bir “Anadolu festivali” (Costa Mesa’daki) hazirlayan, Gulen hareketi konferanslari duzenleyen Pacifica Institute boyle mesela. Gel gelelim, kendi iclerinde yine klasik organizasyon ve yapi dahilinde organize oluyorlar Amerika’da da saniyorum. Bu durumda diyebilirim ki, su gecen yazida bahsettigim emaildeki konferans neo-oto-oryantalistken, bu akademik mal beyanindaki “mal” akademisyenler de neo-oryantalistlerin ta kendileri!
Son olarak soyle bitirmek isterim: Neo-oto-oryantalistler bu Ortadogu/Islam dunyasi talebi surdukce parsa toplayabilirler, sattiklarini “awww how interestingggg!” diye alacak KOR alicilar cok zira. Hatta kendileri gibi neo-oto ve neo tipte oryantalistlerle “sen benim sirtimi kasi ben de senin” ya da “ayni bokun soyuyuz birlesip voltrani olusturalim” turu bir butunlesme icine girip bilmeyene “vayy, galiba olay budur!” dedirtebilir, sunduklari “orient”i neredeyse “the real thing”e cevirebilir, mesruiyet verebilirler. Hatta dogunun kendisinde, anlattiklarini/temsil ettiklerini soyledikleri insanlar onlara hayranlik, ilgi, sevgi duyuyor, Amerikan pazari icin uretilen mallari hic gocunmadan ve itiraz etmeden onlar da lopur lopur yutuyor olabilirler. Ama benim itirazim var kardesim! Ben de doguluyum ve beni bunlarin yazdiklarinin ve yaptiklarinin temsil ediyor olmasina itirazim var! Turkiye’de sokaktaki Islam Rumi veya tasavvuftaki Islam degil, Rumi-Sems aski gibi bir seyden de erkeklerin homofobikliklerinden omuz omuza yuruyemedigi bir yerde “abi bunlar ibne bence, kosede kistirip kotekleyelim” diye bahsedilirdi. Yiyosa Dogu’yu (ve dogulu kendinizi) oldugu gibi allamadan pullamadan degistirmeden yontmadan anlatin, anlatabilecek kadar biliyorsaniz tabii! Mesela Fethullahcigimgiller de Turkiye’deki soylem ve organizasyonlariyla seslensinler Amerika’ya, bu kadar takiyyeden yorulmuslardir demokrasinin yildizlari, onlara da iyi gelir. Itirazimda yalniz olmadigimi biliyorum en azindan, var bu neo-oto-oryantalizmden, onu boyle isimlendirmeseler de, sitki siyrilanlar. Voltran moltran cikmaz bizden bosuna kasmayalim, bir selam edin yine de!