Çarşamba, Ocak 20, 2010

Kacak Elektrik, Guneydogu, Devlet

Biraz once Eksi Sozluk'e goz atayim dedim, sol tarafta "Kurtlerin kacak elektrik kullanmasi"mi ne oyle bir baslik vardi. Birisi de haber7 web sayfasindan su resme link vermis (blogger resmin buyuk boyunu gostermiyor, bir onceki cumledeki linke tiklayin):
TEDAS'tan alinan rakamlarla olusturulmus bu haritaya bakinca bazi seyler ortaya seriliyor: Dogu ve Guneydogu'da kacak elektrik kullanma orani cok fazla. Ama iste herkes bunu farkli sekillerde yorumluyor. Sozluk basligindaki gibi "hee, oralarda daha cok Kurt nufus var, demek ki Kurtler kacak elektrik kullaniyor, ahlaksiz ve hain Kurtler" demeye getirenler var. Sanki o kacak elektrigi kullananlarin hepsi Kurt de bolgedeki Turk, Arap ve digerleri asla kacak elektrik kullanmiyor. Cikarim tamamen yanlis, arti irkci. Bir kisim ise bolgedeki fakirlige yormus, acikcasi fakir edebiyati (bir miktar Tayfun Talipogluculuk) yaparak "sen fakirlik nedir bilir misin, yiyecek yemegin olmasin da goreyim oynuyor musun o sayacla" gibi bir yorum getirmis. Bu da yanlis cikarim, zira elektrigi kacak kullananlarin gelir durumlarini bilemiyoruz. Guneydogunun zenginleri kayitli fakirleri kayitsiz elektrik kullaniyor cikariminda bulunamayiz. Belki illerin kisi basina dusen gelirleri ve kacak elektrik oranlarina bakarak bir cikarimda bulunabiliriz: daha fakir il -> daha fazla kacak elektrik? seklinde sorarak ama soyle bir bakinca bu onerme pek dogru degilmis gibi gorunuyor.

Bir kere haritadaki sayilar kacak elektrik kullanimini soyluyor ama kullanicilar hakkinda bilgi yok. Mesela bir ilde kacak elektrik kullanabilecek tuketiciler toplam elektrik kullaniminin sadece ufak bir kismiysa, elektrigin gerisi endustri vs.'de kullaniliyorsa (kacak kullanmasi daha zor) o zaman kacak orani otomatik olark ufak olacaktir, butun tuketiciler kacak kullansa bile. Bunlari bilemiyoruz.

Neyse, daha fazla uzatmadan ben size bu haritanin ve sayilarin bana ne soyledigini soyleyeyim: ENFORCEMENT PROBLEM! Ya da Turkce olarak: yaptirim sorunu, ya da amiyane tabirle: devlet/TEDAS becerebiliyorsa gitsin o kacak sayaclari soksun, kayitdisi kullanimi kayda alsin! Buradaki sorun ne etnik gruplarin ahlakiyla ne de fakirlikle alakali. Sorun, o eski hikaye: Guneydogu'da devletin adi yok! Elektriginin ucretini bile alamayan devletin o bolgede "egemen" olabilmek icin onyillardir savasmasi ironik. Burada boluculuk falan yaptigim yok, Guneydogu kopsun gitsin demiyorum. Aksine, devlet bir sorunu oldugunu anlasin, sorunun kokenlerini adam gibi tespit etsin, ve cozsun diyorum. Atiyorum Corum'daki vatandas "Lan su sayacla oynasam da bedava kullansam" diye aklindan gecince "Yok be, .... olur" diyor ya, Guneydogu'da kacak elektrik kullanan vatandasin da "... olur" diyebilmesi, o caydiriciliga inanmasi gerek. (O ... yerine elektrigim kesilir gelecek, kapima jandarma dayanip beynime sikacak bence cozum degil).

Bir de elektrik soz konusu olunca, sozlukteki o baslikta "keban'i eve baglamak" diye anilan mesele var, vladko'nun entrysindeki anekdotta bahsedilen "hak" meselesi. Gecenlerde GAP uzerine bir seyler yazip ciziyordum, ve genelde "Auwww, bak devlet milyordolarlari yatiriyor iste Guneydogu'ya, daha ne istiyolar bu Kurtler annamiyorum sekerim!" seklinde lanse edilen bu projenin Guneydogu'da, Kurt politikalari ekseninde tam da tersi bir etki yaptigini ogrendim (hic de surpriz olmadi). Kurt milliyetci bakisla, GAP bir somuru (exploitation) unsuru. Turk devleti Guneydogu'nun zenginligi olan "su"yu (Firat+Dicle) kullanip elektrik uretiyor, bolgede uretilen elektrik de bati'ya aktariliyor, "Turk" fabrikalarini calistiriyor, "Turk" evlerini isitiyor. Bu bakis acisiyla, elektrik konusunda bir hak iddia etme, bir "entitlement" sozkonusu olabilir, ve bu kacak elektrik kullanimini artirabilir. Ama yukarida da dedigim gibi, kacak elektrik kullananlarin nicin kacak kullandiklarini (ahlaksizlik? milliyetcilik? garez? fakirlik? neden yapmiyim ki (just because i can)?) bilemiyoruz. Kaldi ki GAP bolgesinde il il cok varyasyon var, oyle bir garez bir milliyetcilik (bizim suyumuz bizm elektrigimiz) meselesi olsaydi komsu iller Elazig ve Diyarbakir veya Adiyaman ve S. Urfa arasinda o kadar fark olmazdi.

Netice itibariyle mesele yine devletin yetisine geliyor, yaptirim gucune geliyor, "yiyosa gel soke soke faturayi yaz, ucretini al"a geliyor. Ve tarihsel olarak devletin bu bolgedeki yaptirim gucu dusunulecek olursa, geleneksel asiret sisteminin hala guclu oldugu yerlerde daha cok kacak elektrik kullaniliyor seklinde bir hipotez ortaya atabilirim. Gerisi size kalmis!

Salı, Ocak 19, 2010

Korku

Korku hic yabana atilmayacak bir his. Basina bir is gelecek korkusu, sevdiklerinin basina bir is gelecek korkusu, sahip oldugun seyleri kaybetme korkusu. "Sahip oldugun seyler" derken yatlar katlar gibi lukslerden degil, daha temel seylerden bahsediyorum: hayatin, vucudunun butunlugu ve sagligi, onurun. Maldan vazgecmek candan vazgecmekten daha kolay, can korkusu daha buyuk (atalarimiz da cana gelen mala gelsin diyerek fikir belirtmisler bu konuda).

Korktugunuz zaman ne yaparsiniz? En basiti sinmek, pusmak, korkulan seyden kacmak, kacinmak. Eger elinizde bir firsat varsa, korktugunuz o seyi onlemek icin bir seyler yapabilirsiniz (mesela "Rationality of Fear" isimli bir makalede, Milosevic'in "bizi yokedecekler" propagandasiyla Sirplarin iclerine korku saldigi, ve bu korku ile "onlar bizi yoketmeden biz onlari yokedelim" mantigiyla o vahsete ortak olduklari anlatiliyor.). Tabii bir de guclu olup da korkanlar var, gucu kaybetmekten korktuklari icin o gucu sonuna kadar seferber etmekten kacinmazlar. Tehditleri yokederler, sivrisinegi atom bombasiyla oldurmekten cekinmezler, yilanin basini kucukken ezmekte ustlerine yoktur.

Iste insan Turkiye'de buyuyunce icinde "default" bir korku oluyor, devlet korkusu. Soyle ifade edeyim: Amerika'da bir "suburb"da sokagin biraz asagisindaki posta kutusundan gelen postami almis eve dogru yuruyordum. Ne gelmis diye bakindigim elimdekilerden kafami kaldirinca agir agir benim oldugum yone dogru gelen bir polis arabasi gordum. O anda hemen, refleks gibi, "bana geldilerse, bir sey sorarlarsa ne diyecegim?" diye dusundum kafamin icinde, sonra "sacmalama, ne diye bana gelsinler, sokakta guvenlik icin dolaniyordur, baksana aheste aheste gidiyor" dedim. Tam kendimi rahatlatmistim ki bu polis arabasinin arkasinda tin tin giden iki tane daha polis arabasi oldugunu farkettim, guvenlik-kontrolu teorim suya dusunce yine bir "amanin neleroloyor?" tedirginligi yasadim. Hala onlara ve eve dogru yuruyordum bu arada, supheli hareketlerde bulunmamak adina. Onlar da saga sapip tin tin gitmeye devam ettiler. Ben de adimlari siklastirip hizlica kendimi eve attim. Arada arkama baktim bu polis arabalari nereye niye gidiyorlar diye ama anlayamadim. Normalde polisi sadece trafikte veya 911 durumlarina intikal ettiklerinde gordugum icin yadirgamam normal, ama duydugum tedirginlik, "basima bir is gelecek!" korkusu Turkiye'den yadigar.

Ha polisin teki gelip beni goturmeye falan kalksa ne olacak? Filmlerdeki "Hey dostum, ben kanunlara saygili vergisini veren bir vatandasim" dersin (ben vatandas kismini diyemem ama yasalim sonucta!). Ters bir hareket yapsinlar, haklar ve ozgurlukler ile istigal eden bir kurulusa basvurursun, onlarin yardimiyla dava acar agizlarina sicarsin (pardon!). Bunun boyle oldugunu bilmek dahi icimi rahatlatmiyor, o durtusel polis korkusu oylesine icime islemis.

Vaktiyle danismanim 2 gunlugune Istanbul'a gelmisti, havaalanindan aldik, yola koyulduk. Adam -siyaset bilimci gozlemi midir, yoksa siradan bir yabancinin dikkatini cekecek kadar garip miydi manzara, bir Turk olarak ben bilemiyorum- "Her yerde ne kadar cok polis var, ve bu polisler nicin savasa gidiyormus gibi silahlar tasiyor?" diye hayret etti. Havaalani civarinda normalden cok polis var gercekten, ama dusununce, havaalanlari 9/11 den beri devamli tehdit altinda olan Amerika'da havaalanlarinda ya trafigi duzenleyen guvenlik elemanlari goruyorsun (bekleme yapmayalim diyen, ceza yazanlar) ya da bu ust bas arayan TSA elemanlarini. Polis yok, silah yok (gorunurde). Bizim hocanin gordugu polislerde ise kursun gecirmez yelekler falan var, bir de tipini bilmedigim ama "makineli tufek" tanimina uyan silahlar omuza asili, eller tetikte. Etrafta boyle "savasa gider gibi" diye tanimlanacak polisler gormeyi ne kadar kaniksadigimizi, ne kadar ancak bir yabanci bunu yadirgayinca "valla ya?" diye sorguladigimizi dusundum.

Ve Istiklal. Istanbul'u bilenler Istiklal'i tabii ki bilir. Politik tarihimizin en isyankar mekanlarini barindiran bir cadde: Taksim meydani, Galatasaray (lisesi onu). O yuzden vicik vicik polis olur o civarda. Benim nufus cuzdanimda da guzide Guneydogu il ve ilcelerinin isimleri mevcut. Iste o yuzden, Istiklal'de yalniz basima yururken (sevdigim bir sey) hep tedirginlik duymusumdur. Kafamda felaket senaryolari yazmisligim coktur caddede asagi yukari yururken. Simdi bir polis beni durdursa, kimligimi sorsa, gorunce sorun yapip beni sorgulamaya kalksa, gicik olup karakola goturmeye kalksa, ve daha neler neler dusunuyorum. Ama nedir? Tipim "suphe uyandiracak" bir tip degil, ve biraz bu icsel tedirginliklerden, daha cok da abazan Turk erkeklerinin sozlu/elli tacizlerini savusturmak icin cok "korkunc" bir ifadeyle kendinden emin bir yuruyusum var. Simdiye kadar bir sorun olmadi, ama icimdeki o tedirginlik baki, o felaket senaryolarini "of kizim sacmalama" diye diye yine yaziyorum her seferinde.

Bu yaz Turkiye'ye birkac haftaligina gidebildim, ve butun bu sure boyunca hastaydim (kaderin boylesinneeee, itiraaaaazim varrr!). Cogunlukla evde takildim mecburen. Ama artik son gunumdu, ya bari Istiklal'e gidelim diyerek esimle caddeye intikal ettik. Bir takim alisverisler (nazar boncugu temali hediyeler), biraz karin doyurmaca, sonra diger iki arkadasimizla bulusup muhabbetler derken vakit ilerledi. Gun boyunca Istiklal'de asagi yukari yururken bir gariplik vardi. Her zaman polisi bol olan bu caddede aksam vakti yaklastikca garip bir hareketlilik oldu. Pencereleri zirhli midibuslerle akin akin polisler getirildi, bu midibusler Galatasaray lisesi'nin
onune dizim dizim parkedildi, icinden full aksesuar polisler balik pazarinin girisinin orada hep bangir bangir muzik calan takicinin onune dizildiler tabur gibi. O kadar polis kayniyordu ki ortam haliyle "N'oluyo be?" dedik. Hastalikti, ertesi gunku yolculuktu, ve tabii ki medyanin yer vermemesiydi derken hic farketmedigimiz bir gosteri olacakmis o gun Istiklal'de, Hrant Dink icin bir insan zinciri (sonradan baktim, mesela Milliyet'te E.Temelkuran'in yazisi disinda bahsi gecmiyor bile.)

O polisleri gormeliydiniz, belki degisik sebeplerden siz de boyle bir teyakkuza denk gelmissinizdir. Adamlar resmen savasa gelmis gibiydi. O an dusundum, "Yav" dedim "Bir devlet kendi halkindan bu kadar korkar mi?" Nedir, bir kisim insan biraraya gelip el ele tutusacak, bir iki konusma, bir iki slogan. Boyle bir teyakkuza gerek duyduklarina gore harbi korkuyorlar. Netekim, biz artik Taksim civarindan ayrilmak uzere Galatasaray civarindan son bir kez gecerken gosteri baslamisti, iste cektigim bir iki fotograf. Sonradan sayi artti mi bilmem, ama o sirada su kadarcik insan vardi. Fotograflar kalabaligin hemen hepsini kapsiyor, (o sirada) oyle caddenin her yonunden asagilara tasan bir kalabalik yoktu, bu kadardi. O sirada, ortamda gostericiden cok polis vardi!
Butun bu cirkin goruntunun belki en guzel tarafi alttan alttan hissettiginiz o mesaj: Devlet korkuyor!!! Evet, malesef korkusu onu daha vahsi, daha acimasiz yapiyor. Ama korkuyor! Insanlar bir araya gelecek de o sinerji kendisine bela olacak diye korkuyor. (Bu aklima hemen su haberi getirdi (Ozetle Cin hukumeti insanlarin feyz almasindan korktugu icin Avatar'in gosterimini kisitlamis, sansurlemis). Korktuklari icin korkutuyorlar.

Simdi soracaksiniz tabii: Eee, turist gibi fotograf cektikten sonra gidip zincir'e katildin mi? Hrant Dink'in olumunun (ve adaletin yerini bulmayisinin, bulamayisinin) 3. yilinda bu yazinin sadedine geldim iste. Hayir, katilmadim, Hrant Dink'i bir kez daha yuzustu biraktim. Burada gunah cikarmanin bir anlami yok belki ama ben yine de yazacagim. Katilmak istedim ama gitmem gerekiyordu ve tabii ki korktum. Oradan bir zipcikti bir ters hareket yapsa, o zaten bahaneye bakan polis ordusu bu insanlarin ustune cullansa, gostericilerin hemen hepsi ertesi gun cop morluklarinin ustune buz basiyor olurlardi. Kimse de gidip "biz guzel guzel gosterimizi yapiyorduk, bunlar saldirip bizi dovduler" diye hak arayamazdi. 24 saatten az bir sure sonra yola cikacaktim, "risk" alamadim. Kaybedeceklerimden korktum.

Simdi "cik cik cik" diyen, yargilayan, "yuh sana!" diyenler olabilir okuyunca. Ben de gurur duymuyorum zincire eklenmek yerine yuruyup gidisimden. Hrant Dink'in o meshur yazisinda bahsettigi "tedirginlik"i hatirliyor musunuz? Iste o yuzden. Iste o tedirginligi sirf Turkiye'de dogmus, buyumus oldugum icin gittigim her yere goturdugumden. Halbuki sonra cok dusundum, aslinda cok ufak olsa da en anlamli eylemdi o insan zinciri. 19 Ocak gunu facebook profil resmini/statusunu "gunun anlam ve onemine ugyun bir sekilde" degistirmek, sozluklerde bloglarda Hrant Dink icin agit yakmak gibi "BIREYSEL" eylemlerden daha anlamliydi. Cunku bireysel bireysel bir yere varilmiyor, bu devlet gordugu civinin kafasina inen bir cekic olmakta usta zira, biz kisiler olarak hiiiic korkutmuyoruz onu. "Govde" gosterisinden korkuyor adaleti cok gorenler, onu Taksim'de gordum o gun. Govde gosterisi isteyene yekpare govde olup oyle karsi koyacaksin. Diger turlu -hele de online- bireysel eylemler ancak "benim fikrim bu" ilanindan oteye gitmiyor.

Dusunuyorum simdi, adaletin yerini hala bulmamis olmasindan rahatsiz bunca insan varken, onlari "Taksim'de toplan, konusma yap, dagil"dan daha etkili bir sekilde bir vucut haline getirmek, 1 saat icinde dagilan degil surekli set gibi duran bir guce donusturmek nasil mumkun olur? Hala da bu isin sorumlularini aciga cikaramayan, cezasini veremeyenlere "gozumuz uzerinizde, sallanmayin artik" mesaji nasil verilir. Bizim icimizde yer etmis olan o korku, o tedirginlik, ne yapilir da o guc odaklarinin icine de sokulur? Hep beraber, surekliligi olan bir sey yapmak lazim da, teker teker biz nasil katilabiliriz? Bilmiyorum. Ama o gun bizim gibi orada Taksim'de olan kisilerin cogunun bile "he, ne oluyor ya?" seviyesinde haberdar oldugu kisa sureli eylemlerle cok yol alinmaz gibime geliyor. Adalet bakanligini, savciligi mektup/faks yagmuruna mi tutsak? (Bagimsiz adalet sureci isliyor demesin kimse, onca delil sumenalti olurken ne bicim bagimsizlikmis o?). Ben rahatsizim yani bu konuda, biliyorum ki benim gibi, benden beter rahatsiz cok kisi var. Sirtini odasina Ogunlu bayrakli poster asanlara dayayip her seyi suruncemede birakanlara "Biz variz, sabrimizin da bir siniri var!" mesaji nasil verilir?

Ha, ben burada yine de bir bireysel tepki koyayim, surece etkisi epsilon kadar olsa da benim icim rahatlar: Ogunune de, Yasinine de, onlarin eline silahi verenine de, onlari kahraman gibi fotograflayip poster-boy edenine de, delilleri ic edene de, adaletin 3 yildir yerini bulamayisinda rolu olan herkese de kafam girsin.

Hrant Dink'in o yuzustu kaldirima dusmus goruntusu hala gelir durur aklima. Malesef hala yuzustu yatiyor aynen oyle, yuzustu biraktik cunku onu istemesek de.

Perşembe, Ocak 07, 2010

Yar bana bir felsefe medet amaaannn

Magazin haberi yorumculuguna bir sure ara vererek politikaya geri donus yapalim. Aslinda bahsedecegim (daha dogrusu tepki verecegim) konu politika degil de egitimle ilgili ama okul mufredatina politik mudahalelerle ilgili.

Oncelikle Radikal gazetesinde bugun cikmis "Felsefe Mufredatinda Dini Agirlik" isimli haberi okuyalim. Okumadiginizi ya da bunu okuduktan sonra ilginc bulursaniz okuyacaginizi varsayarak sunu soyleyeyim: Milli Egitim Bakanligi (MEB) liselerdeki psikoloji, sosyoloji, felsefe mufredatlarini yenilemis ve bunu yaparken felsefe kisminda dini cesitli sekillerde one cikarmis. Bir sekilde felsefeyi "hikmet"e ulasma aracina cevirmisler. Bu arada bilim felsefesini de gerilere itmisler.

Simdi oncelikle sunu pesin pesin masaya koyalim. MALESEF bu elden gecirilen sosyoloji, psikoloji, felsefe dersleri zaten "tiriskadan" dersler. Durun vurmayin, bir aciklayayim!!! Lise yillarinizi hatirlayin? Bazi ozel okullarda, kolejlerde bu alanlara onem verildigini, hakkiyla islendigini tahmin edebiliyorum. Lakin benim gibi devlet okuluna gittiyseniz (duz/anadolu farketmez) fen bolumlerinde zaten bunlari gormezsiniz. TM veya Edebiyat sectiyseniz o zaman psikoloji sosyoloji felsefe mantik gorursunuz. Yapacagim yorumlar kendi deneyimime dayaniyor tabii ama deneyimimin cok tipik oldugunu dusunuyorum.

Ilkokuldan baslayarak mufredatimizda gereginden fazla tarih, inkilap tarihi dersi vardi. Tabii ki tarih olacak ama ilkokul-ortaokul-lise'de sumerlerden baslayip Ataturk'un olumu ile sona eren o "Milli Tarih" dongusunu tekrar tekrar islemenin ne alemi vardi? Orta Asya'dan geldik, 16 devlet kurduk hikayesini on kere tekrar edecegimize Uzakdogu tarihi ogrenseydik? Ya da bu "sosyal bilim dortlusu"ne ayrilsaydi o zaman. Hadi tarihi birak, Milli Guvenlik denen sacmasapan mecburi ders yerine psikoloji, din kulturu ve ahlak bilgisi denen gayet gereksiz mecburi ders yerine felsefe alsaydik? Yok. Ben TM secmistim, ve yanlis hatirlamiyorsam bu dersleri birer donem gormustuk o kadar. Halbuki mesela mantik dersini ne kadar sevmistim ve o zaman bu p v q'larin bir ise yarayacagini hic dusunmeden, pazar gazetesinde bilmece cozercesine ogrendigim bu mantik bilgisinden daha sonraki akademik hayatimda nasil faydalanmistim. Formal modeling denen seyi ogrenirken "keske mantik dersi biraz daha detayli, derin olsaymis" demistim.

Felsefe dersinde ne ogrendigimizi hatirlamiyorum dogrusu, ama her neyse sanirim ezbere dayali seylerdi. OYS'de cikacak 3-4 felsefe sorusunu yapabilmeye dayali seyler. Felsefenin asil yuzunu ancak universitede felsefe ve siyasi dusunce tarihi vs. dersler aldigimda ogrendim. Bu da yazik yani. Lise'de aldigim Turkce felsefe dersi bu haberde bahsedilen "hikmet" kavraminin ne oldugunu bilmeme yetmiyor mesela. Haberde "Hikmet kavramının, çok sayıda kaynakta, “Allah katından gelen vahyin öğretildiği bilgi, Tanrı’nın insanlar tarafından anlaşılamayan amacı ve eski dilde felsefe” anlamlarına geldiği belirtiliyor." denmis. Ben de bakindim, "wisdom" anlamina geliyor saniyorum, Arapca'da hukum, hakim gibi kelimelerle ayni kokten geliyor. Ama bayagi cok karsiligi var hikmet kelimesinin, felsefe de dahil, ve bu durumda mufredata amac olarak yazilmis "felsefe ve hikmet arasinda iliski kurmak" nasil olacak bilemedim.

Kelimeden kastin "wisdom" oldugunu varsayalim. Bu benim bildigimce (hataliysam ara) felsefede buyuk T ile "Truth"u (yani Gercek'i, Mutlak Dogru'yu) bilme, tamamen bilemesen de ona yakin olma gibi bir sey, ve gercekten de felsefenin ana sorunlarindan biri. Iyi de, bu Truth, wisdom vs. seyler dini olmak, Tanriyla ilgili olmak zorunda degil, semavi dinlerle alakali olmak zorunda hic degil, "Allah katindan vahiyle ogretilen bilgi" hic hic degil. Bunu boyle ogretmek, direk koskoca dunya tarihinde ogrete ogrete 16 Turk devletini ogretmekle, Avrupa tarihinden sirf Osmanli'yla alakali diye Ronesansi Reformu soyle bir ogretmekle ayni sey olurdu.

Diyor ki haberde bu hikmet olayinin kadim dusunce cevrelerinde (Hint, Cin, Pers, Yunan, Turk, vb.) yansilarini kisaca anlatacaklarmis. Hahahayt diyorum! Koskoca Yunan felsefesinden "kisaca" bahsedecekler oyle mi? Din felsefesi konusunda koskoca Hristiyan felsefesini bir "vb."ye indirgeyecekler yani. Simdi, felsefede daha cok "bati" felsefesinin baskin olmasi, dogu felsefelerine yeterince yer verilmemesi elestirilecek seyler, evet, ama felsefe ogretirken bati felsefesini elinin tersiyle itmek de nedir? Plato'nun Magara Alegorisinden bahsetmek yerine elemanin tekinin imajoloji ve saire diyerek "bati"yi dusunceden kavramlardan felsefeden cikarma cabasini mi okutacaklar hikmet'i anlasin diye. Din ve felsefe hep kol kola gitmis seyler, bunu inkar etmek mumkun degil ama felsefe farkli bir sey, felsefe derslerinin de din kulturu ve ahlak bilgisi dersinin uzantisi haline gelmesi feci bir durum.

Felsefe dersinde islenen konular neler tam olarak bilmiyorum ama din felsefesi, bilim felsefesi, sanat felsefesi gibi dallara, konu basliklarina ayrilmis diye anladim haberden. Bilim felsefesi gerilere itilmis, halbuki ne kadar cok ihtiyacimiz var bu temelin universiteye gitmeden genclere verilmesine. Etrafimda bir cok insan evrim teorisi'ni savunmak zorunda kaliyor genellikle dini sebeplerle teoriye ve kisisellestirip kendilerine saldiranlara karsi. Bilim felsefesi denen sey, hatta din felsefesi denen sey adam gibi ogretilse, eminim karsilastiklari zirva miktari yari yariya azalirdi, belki de daha fazla. Universite'ye temel bilimlerinden sosyal bilimlerine, ne tur olursa olsun "bilim" okumaya giderken bunun dusunsel bir temeli oldugunu bilseler gencler fena mi olur? Atiyorum kuantum fizigi okumaya giden bir genc sosyoloji okuyan arkadasiyla aslinda bir ortak paydasi oldugunu anlasa belki ufku aydinlanirdi?

Neyse canim, mufredat degismis, "dinimiz amin" olmus. Okuyunca "tuh tuh yazik" desem de, bir yandan da "amaaan ne farkedecek ki" diyorum. Felsefe derslerinin sallanmamasina, felsefenin halk arasinda iki fikir ortaya atana "Felsefe yapma lan!" demek icin kullanilan bir "sey" olmasina belki de ilk defa uzulmuyor, ve hatta seviniyorum. O tren zaten kacmis yani, ya o rayda kosmusuz pesinden ha bu rayda cok farketmiyor su anda. Yazik denecek bir sey varsa, o da "haydi treni yakalayalim, hatta bosver o treni hizli tren yapalim, ona binelim" denmemesi. Hizli tren yerine "hizlandirilmis" tren devreye sokup insanlara mezar eden bir ulkeyiz ya?! Sakin'den hepiniz icin gelsin, "Denek Hayatim". Ayh, icim karardi vallahi.

Perşembe, Aralık 24, 2009

"Senin dinin sana benim dinim bana"ydi hani?

Bu sabah milliyet gazetesinin websayfasinda su resmi gordum, "Oha!" dedim. "6 yasimda Allah inancimi yitirdim" Canli yayinda bu carpici aciklamayi hangi unlu yapti? FLAS!FLAS!FLAS! Ve iste dellendiren seyi de fotografta goruyorsunuz, bu sozu soyleyen kisinin suratini mozayiklemisler!!! Buyuk ihtimalle merak unsuru olsun, millet tiklasin da kim oldugunu ogrensin diye boyle bir sey yaptilar ama tecavuze, istismara ugrayan cocuklarin suratlarini adam gibi mozayiklemeyi beceremeyen milliyet Lale Mansur'un suratini utanilacak bir sey yapmis gibi mozayiklemis. Linke basip asil "haber"e gidince fotografin mozayiklenmemis aslini goruyoruz ama iste bu "magazinci" numaralarinin pis pis kokmasini engellemiyor.

Bir insanin, unlu de olsa, inancsiz olmasinin niye bir haber degeri vardir? Hem de gazetenin -magazin bolumunun degil bak, gazetenin ana sayfasinin- en goze batan kisminda, boyle bas bas duyurulacak bir sey midir? "Abbovvvv, Lale Mansur'un Allah inanci yokmus, tovbe de kizzzz!" alin istediginiz tepkiyi verdim, mutlu musunuz? Kadin bir sohbet programinda kucukken basina gelen travmatik bir olayi anlatmis, kim bilir sohbette daha neler soylemistir. Cimbizlaya cimbizlaya bunu aldiniz yani. Neden? Cunku "man bites dog" turu bir sey bunlara gore inancsiz olmak, agnostik olmak. Oyle "anormal?" ki agnostik olanin, bunu ifade edenin surati mozayikleniyor!


Hazir buradan girmisken, farkina vardigimdan beri gicik oldugum bir diger seyi de gundeme getireyim. Buyrun su gordugunuz fotograf ekonsolosluk sayfasinda yurtdisinda yaptiginiz evliliginizi Turk makamlarinda kaydetmek icin kullanilan 2 formdan biri. Formun yarisinda anani babani soruyorlar, diger yarisinda dinini. Dinsiz secenegi var ama ateist ve agnostik farkli seyler mesela, o ayrim yok. Diger secenegi var ama "belirtmek istemiyorum/prefer not to answer" secenegi yok.

Tabii sorulmasi gereken kritik soru: SANA NE? Evlenen iki kisinin evliliklerini kaydederken incik cincik dinlerini niye sorusturuyorsun, kayit altina aliyorsun ki? Hristiyan demek neden yetmiyor mesela? Veya Protestanlari nicin alt dallarina ayirmamislar? Yani oncelikle bu sorunun sorulmasina, sonra da sunulan kategorilere feci halde taktim gordugumden beri.

Gelen yabanci gelin veya damatlarin "ne" olduklarini mi olcmek istiyorsunuz? "Turkiye %99.99 Muslumandir'a" halel gelmesin cabasi mi bu? Farkli dinlerden iki insan evlenince kan uyusmazligi oluyor da devlet mudahalesi mi gerekiyor? Hele hele (Amerika'daki durumdan cok farkli olarak) evliligin tamamen resmi bir islem oldugu, dini makamlarin resmi nikah kiyamadigi Turkiye'de din bilgisini niye soruyorlar? Yurt disinda dini bir makam kiydiysa nikahi kiyan kilise ile evlenenlerin dinini eslestirme cabasi diyecegim ama o da sacma, elinde resmi nikah belgesi (marriage license) olduktan sonra kiyan kisi ile nikahi kiyilan insanlarin dinlerinin tutmasi gerekmiyor ki. Atiyorum Yahudi biriyle Budist biri bir Katolik papaz tarafindan evlendirilebilir ama bu dini detaylarin hic onemi yok. Evlilik belediyelerde "record" edildikten sonra her turlu yasal.

Hala nufus cuzdanlarimizda, cuzdani cikarirken bize sormadan icerigi yaziliveren, bir din hanemiz var. Bir de evlenince evliligimiz Turkiye makamlarinda yasal olsun diye ayrica din sorgusundan geciyoruz. Su formun mantigini anlayan beri gelsin, anlatsin bana da. O arada milliyet de gitsin kendini mozayiklesin!

Pazar, Aralık 20, 2009

Gunun Magazin Haberi?

Bir itirafim var. Her gun Turkiye'den gazeteleri soyle bir gozden gecirmeye calisiyorum ama sadece ciddi kose yazarlarini okudugumu varsayiyorsaniz yaniliyorsunuz. 3. sayfa haberi turu haberlerden uzak duruyorum, hatta inadina tiklamiyorum onlari (aldiklari hitler azalirsa belki oyle gozumuze sokmazlar?). Ama hic es gecmedigim bir bolum var, o da magazin haberleri.

Bilmiyorum niye boyle, ama bu uzun zamandir boyle. Magazin haberlerini bayagi siki takip ediyorum. Hatta bir ara, gazeteler henuz foto galerilere ve web tvlere bogulmamisken, bu haberleri takip ediyordum ama bahsi gecen insanlarin neye benzediklerini bilmiyordum. Nefise Karatay, Deniz Akkaya gibi elemanlarin isimlerinin yeni yeni duyuldugu zamanlardi. Turkiye'ye gittigimde bu hanimlara merakli kuzenim haklarinda onca sey bilip da tiplerini bilmememe, TV'de gorunce taniyamama sasirmisti (ve ayiplamisti!? Onlara bakmak sevap ya!). Neyse iste, magazin gundemine bayagi hakim durumdayim.

Niye diye soruyorum kendime bazen. Sasaali hayat ozentisi degil, benden uzak Allah'a yakin olsun o tur isiltili hayatlar. Turk halkinin neyle eylestigini gozlemlemek, toplumun bir nevi aynasi bu zatlari irdelemek seklinde entel ayagi da yapmayayim. Biraz vardir belki bir sosyolojik ilginin rolu, ama az. Saf merak mi? Belki. Bilmiyorum, nayir, nuzerime gelmeyin bilmiyorum! Ha ama sunu mutlaka yazayim: magazin basininin bayagiligina uzulerek okuyorum. Ozellikle Hurriyet'in magazini direk polemikci. Birisi hakkinda bir haber yapiyorlar oha dedirten, sonra eleman tekzip ediyor, onu da haber yapiyorlar sanki ilk yalan haberi kendileri yapmamis gibi. Bunlari gozlemlemek bayagi ilginc oluyor.

Neyse, bugun bakinca su haberi gordum: Uyandirmak icin ninni soyledi. Candan Ercetin yeni album cikarmis (hayirli olsun!) ve sarkilardan birisi (Ninni isimli son sarki) politik mesajlar iceriyormus. Sozlerini de asagiya kopyalayayim bari, bayagi ilginc cunku. Bir nevi Ezop masali olmus bu sarki, siyasi gecmisimizin alegorisi (ve bu yuzden Politik Hayvan bunu buraya yaziyor).

Buraya kadar guzel. Candan Ercetin politik icerikli "uyanin ey ahali!" mesajli bir sarki yapmis, check. Hurriyet magazin'de bunun haberi/sozleri cikmis, check. E ama bu haberi okurken ben boyle bir rahatsizlandim, bir boyle "hoh?" dedim, ne bileyim biraz dalgaci moda gectigimde haberi "Abbooovvv! Candan Ercetin politik icerikli sarki yapmis!" seklinde okudum haberi. Simdi de size sebebini anlatmaya calisacagim.

Candan Ercetin'le ilgili bir sorun yok, ondan bir politik tavir, elestirel bir durus gelmesi sasirtici bir sey degil. Sorun Hurriyet'le ilgili, Hurriyet magazin'le ilgili. Haberin tarzi bir garip, ben mi yanlis algiliyorum, yanlis yorumluyorum. Boyle "aaa, bakin Candan politika yapmis" derken bunu tamamen magazin olarak haber yapmis, hani "aa Suat Suna'nin son albumundeki sarkilarinin hepsi eski karisina yazilmismisss"tan farki yok (magazine hakimim demistim degil mi?). E abi, sarkiyi dinlediginde, sozlerini okudugunda aklina bir bu mu geliyor? Flas flas flas! Ortalik kizisir mi bu sarkiyla? Birileri ustune alinsa, onu da haber yapsak diye avcunu bile kasimistir bunlar. Ne bileyim, sarkida bahsedilen koyun soytarisiyla yalancisi onlar degil mi? En guzel ninnileri soyleyenler bunlar degil mi? Okuyorum ben de ama magazin dedigin direk uyku hapi degil mi? Yani bu haberi boyle haber yapmak yuzune tukuruldugunde "ya rabbi sukurr!" demek olmuyor mu???

Diyeceksiniz ki, e sen bu haberi nasil yapardin onlarin yerinde olsan? Ne bileyim, memlekette politik gonderme yapan ilk ve tek sarki bu degil, haber yapmazdim boyle, bu sekilde. Ama "hmm, bu hatunun bir derdi var belli" derdim (Turku isimli sarkida da biraz ifade edilmis) ve "eneee, Candan politik sarki yapmis" diye haber yapmak, kartonetteki tesekkur yazisindan cikarim yapmaya calismak yerine, gider bir soylesi yapardim. "Candan hanim belli bir derdiniz var, derdiniz nedir?" diye sorardim, "Buyrun verin veristirin, tukurecekseniz tukurun soz ya rabbi sukur diyecegim" diye de eklerdim.

Sarkinin "Kucuk Mustafa kargalari kovaladi" klisesine biraz fazla yakinsamis olmasi azicik komigime gitse, bildigin akbabalari karga olarak nitelese ve muhalifleri bir nevi kendi gurultulerinde bogulan "talkingheads"e indirgese de guzel bir sarki. Amaci insanlari uyandirmaksa bu amaca ulasir mi kim bilir.

Sozleri de kopyalayip kacayim.


Uyusun da büyüsün ninni
Tıpış tıpış yürüsün ninni
Dertlerini sürüsün ninni
Oğlum kızım uyusun ninni

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde
Çok da uzun olmayan belli bir zaman önce
Çok da uzak olmayan çok güzel diyarın birinde
Bereketi dillerden düşmeyen bir köy varmış

Denizi de bilirmiş dağı da bilirmiş bu güzel köyün insanı
Yağmurda yürür karda kayar ama güneşli günleri severmiş
Meze yaparmış bu köylüler iki kadehe tüm acılarını
Böylece birden unutuverirmiş geçmiş dargınlıklarını

Aslına bakacak olursan çok zenginmiş tarlaları
Ama nedeni bilinmez bu köylüler her daim fakir
Yokmuş galiba köydeki kargaların bunda bir etkisi
Böyle gelmiş böyle gidermiş ne de olsa alın yazısı

Dayanamamış biri sonunda kargalara baş kaldırmış
Hakkımızı yiyorlar deyip bütün köyü ayaklandırmış
Sonunda başa çıkmış köyü istila eden kargalarla
Ama kendisi de göçüp gitmiş gibi tabii eninde sonunda

Ardından ağlamış köydeki herkes çok uzun yıllarca
Ağlarken ağlarken köy unutmuş kargaları tamamıyla
Üzülüp dövünüp dururken birden övünmeye başlamış
Ancak övünüp durduğu sadece hatıraymış

Günün birinde köyün üstüne kapkara bulutlar yerleşmiş
Kimse bu bulutları kargaların getirdiğini fark etmemiş
Köydekiler yaz yağmurudur gelir geçer zannetmişler
Ama bu kara bulutlar kopacak fırtınanın habercisiymiş

Kargaların çalacağı emekten medet uman bazı kurnazlar
Köylüye ninniler söyleyip apaçık hedef şaşırtmışlar
Soytarısıyla yalancısı bu köyün bir gün gelmiş el ele vermiş
O bildik beyaz camın içine girip siyah yalanlar söylemiş

Onların baktığı yerden bütün köy çok aptalmış
Çünkü aptal olmasalar böyle aldanmazlarmış
Değil mi ki bütün köy olana bitene ses çıkarmadan bakmış
O zaman başlarına gelene müstahaklarmış

Ah ne güzel ninniymiş bu cehalet
Herkes dalıp uyumuş nihayet
Top atsan uyanmazmış bu rehavet
E benim köyüme e e

Aslında köyün akıllısı çokmuş alimi dedesi filozofu çokmuş
Var diye bas bas bağırıyorlar ama hiçbirisinin söz hakkı yokmuş
Çünkü bilene düşünene yazana kargaların itirazı çokmuş
Ve onlardan öğrendikleriyle kurnazlar herkesi uyutmuş

Güzel köyüm ne zaman uyanırsın
Bu duruma ne kadar dayanırsın
Sanma ki uyurken kazanırsın
Hadi köyüm ne zaman uyanırsın

Cumartesi, Aralık 05, 2009

1 metrekare Ugruna Ya Rab...

Su siralar gundemde Apo'nun Imrali'daki yeni hucresi ve oradaki yasam sartlariyla ilgili sikayetleri var. Apo'ya bu reva mi diye DTP de sikayet ediyor, Guneydogu'da mitinglerine katilan Kurtler protestolar yapiyor, guvenlik gorevilerine saldiriyor (galiba bir de ulku ocagi taslanmis). Bunun yaninda bati illerinde de molotof kokteylli saldirilar oluyor. Bir metrekare ugruna ya rab, ne siddet ne zarar ziyan oluyor.

Beni de bir dusunce aldi. Ben Kurtlerin "esit vatandas" olmalarindan taraftarim, en azindan baskilardan ve siddetten kurtulsunlar anasini satayim. DTP (veya o da kapatilirsa baska bir isimle baska bir parti) bulunsun, tercih eden Kurtler o parti tarafindan temsil edilsin, bence olmasi gereken. Yani, Kurt degilim ama onlarla ilgili politik meseleler soz konusu oldugunda kopuk sacan bir irkci olmaktan da cok uzagim. Dusundum dusundum, hala anlayamiyorum: Apo'nun hucresinin buyuklugu BU kadar mi onemli Kurtler icin? Simdi biraz da sesli (yani yazili) dusunecegim bu soru uzerine.

Oncelikle bloga ugramadigim sure icinde baslayip suregelen bir "Kurt acilimi" var hukumetteki AKP tarafindan ortaya atilan (ve dun DTPnin ileri gelenleri tarafindan artik kapatildigi ilan edilen!?). Valla, acilim acilim diyorlar ama ben bir somut politik program gormedim ortaya konmus. Yani bu "acilim" neyin nesidir yeminlen bilmiyorum. Ise guce dalip kacirdim mi, ne oldu bilmiyorum. Ama acilimin NE oldugu herkesin malumu da ben habersizsem bana yaziklar olsun, biri de Allah rizasi icin gelip aciklasin, yorumlara bir link biraksin da bu leke alnimdan silinsin.

AKP ortaya bir "Kurt acilimi" lafi atti (bence sulari test etme amacli bir girisimdi), sonra Apo'nun emri ve DTP'nin de girisimleriyle Kuzey Irak'tan "baris elcileri" diye adlandirilan bir grup insan geldi (kullanacak kelime bulamadim, gerilla mi diyeyim, terorist mi diyeyim bilemedim. a mi diyim b mi diyim c mi diyim d mi diyim diyen Recep Ivedik'e dondum). Ilginctir ki, gencler geldiklerinde tutuklandi ve hepsi serbest birakildi (ordu ve emniyetcilerin kesin ici kanaglamistir o noktada, ama saniyorum AKP "sit boy!" dedi, dizgini cekti). Sonra bu gencler otobus tepelerinde sehir sehir dolastirildi -ki dunku olayli miting de bunlardan biriydi saniyorum. Bu gencler boyle "kahraman" muamelesi gordukce, onlari terorist, vatan haini, bebek katili vs vs olarak gorenler de cileden cikti, Izmirli sarisin kizlar ellerine taslari aldi falan.

Ama butun bu hengamenin "a mi diyim b mi diyim?"den ciktigini farkediyor musunuz? Ortada 34 kisilik bir grup var ama o 34 kisiye uygun gorulen etiketler, isimler ve tabii ki bu etiketlerin ifade ettigi hisler ve dusunceler Kurtler ve Turkler icin bambaska, bambaska olmanin otesinde ZIT. Poteyto-potato, tomeyto-tomato meselesi degil, terorist-ozgurluk savascisi meselesi, ciddi fikri ve hissi ayrim var. Yillardir onlara terorist deyip ordulariyla peslerine dusen Turklere inat Kurtler onlari kahramanlastiriyor, yillardir onlarla catismalarda "sehit"ler veren Turkler ise onlarin kendilerine gore "hak ettikleri" cezayi bulmak yerine ellerini kollarini saglamasina sinir oluyor ve Kurtlere topyekun nefret biliyor. Bu insanlarin bir araya gelmesi, bir ortak noktada bulusmasi mumkun mu?

Basligin gonderme yaptigi siiri biliyorsunuzdur, ben okuldan hatirliyorum, Turkiye'deki egitim sisteminden gecmis herkesin de su satirlari bildigine eminim. eksi'den kopyala yapistir:
yaralanmış temiz alnından uzanmış yatıyor;
bir hilal uğruna ya rab, ne güneşler batıyor!
ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.

Hatirladik mi? Bu siir, malumunuz, Canakkale sehitlerine yazilmis bir siir. Ama butun olmasa da bazi Kurtler haberlerde hep gordugumuz, bazilarinin "les" dedigi o dizim dizim dizilmis "terorist"ler icin aynen bunlari soyluyor, bu hisleri besliyor (muhtemelen M.A. Ersoy'un dini gondermelerinden arinmis bir sekilde). Turklerin Canakkalesi neyse Kurtlerin Yuksekovasi, Kandili de o. Sehitlerimizi gommeyi tahayyul ettigimiz tarihler farkli tarihler, gokten inip sehitlerimizin alnindan optugunu tahayyul ettigimiz ecdad farkli kisiler, ugruna olunen "hilal" baska emeller. AMA, sorunun ozu de su: sehitlerimizin ugruna topraga dustugu bu topraklar, bu tahayyul edilen "vatan" farkli vatanlar degil, bir sekilde kesisiyorlar, overlapping moterlands mi desek ne desek. Onu paylasamiyoruz iste, farkli ecdadlar, farkli tarihler, farkli emellere sahipken ayni vatanda nasil yasanir? Yasanabilir mi? Yasayabilmek icin butun o farkliliklari iki taraftan durtukleye kurtukleye biraraya getirmek, "bak bu bizim ortak tarihimiz" diyebilmek gerekmez mi? Bunun olmasi mumkun mu?

Apo'nun hucresi diyordum. Her seye hicbir sey bilmeyen birisi gibi bakinca o kadar sacma geliyor ki. Kurt halkinin sorunlari dag gibi: ekonomik sorunlar, kimlik ifadesi ve ozgurlukle ilgili sorunlar, ozellikle kadinlarin basina patlayan sosyal sorunlar, gocler/geri gocler, baski... Cok. Butun bunlar dururken bunlari halletmeye ugrasmasini bekledigimiz DTP Apo'nun hucresinin cami aciliyor mu acilmiyor mu ona takmis. DTPli belediye baskanlari bir araya gelip Apo'ya insanca sartlar saglansin diye bildiri yayinliyorlar. Yahu belediyeleriniz dahilinde Apo'dan coook daha kotu sartlar altinda yasayan insanlar var, size oy vermis insanlar. Onlarin sorunlarini cozdunuz de Apo'ya mi sira geldi? Evet, boyle dusundum once.

Ama sonra, sorunun yine a mi diyim b mi diyim'e geldigini gordum. Dogrusu benim icin Apo gayet siradan bir insan. "Bebek katilieeeeee" diye bogazina atlayacak kadar nefret duymasam da, kendisine 1 gidim sempatim yok. Kisilik olarak iyyy dedigimi bile soyleyebilirim (fazla megaloman ve bencil bence). Yanlislar yapti ve bu yanlislarin cezasini cekiyor. Zavalli bir politikaci, bir kumar oynadi ve iflasin esiginden dondu, simdi elinde kalmis iki chiple tekrar oyuna donmeye, oyuna agirligini koymaya calisiyor. Hem Turkler hem Kurtler icin bu kisinin bir sembolik anlami var ama. Turkler icin sembolik anlamini anlamak icin kisaca yakalanip Turkiye'ye getirildigi gunlerde ulkede esen havayi hatirlatmak yeterli olur herhalde, biraz Amerikalilar icin Humeyni veya Saddam, simdi de U. bin Ladin gibi bir sey, the source of all evil. Ama Kurtler icin de o bir kurtarici, bir lider (as in: Biji serok Apo!), ozlenen hayatin mujdecisi, kurucusu. Turkler icin Ataturk neyse, Kurtler icin de Apo bir "Father of the Kurds in the making" (Apo icin bu megolomanisini oksayan, kendisini alttan alttan ruhunu titreten bir benzetme, bu da bir sir degil).

Simdi bir sonraki soru: Kurtler bahsettigim dag gibi sorunlari dururken, kendileri zor hayatlar yasarken niye Apo'nun 1 metrekaresi icin yanginlar cikariyorlar? DTP'yi demiyorum, onlarin niyetleri farklidir, siradan vatandastan bahsediyorum. Isim yok diye gidip Is ve isci bulma kurumu'na molotof atiyor musun? Sanmiyorum ki kimsenin aklina boyle bir sey gelsin. Ama Apo'ya ozgurluk! diye molotoflar atiyor catismalara giriyorsun. Niye ki? Apo BU KADAR mi cok sey ifade ediyor senin icin? Bu kadar mi seviyorsun ki kendini unutup, riske girip protesto ediyorsun? Oyleyse "Ataturk olmus biliyor musun?" diye aglayan cocuktan pek farkin yokmus dogrusu.

Pek anlayabildigimi soyleyemem bu hengameyi, anlatan olsa da anlasam. Ama tahminlerim var, Apo sevgisi degil bu tahmin. O basit ve yuzeysel bir cevap olurdu. Apo ve yasam sartlari durup durup gundeme geliyor, her seferinde de ortalik yaniyor yikiliyor, bu bir pattern oldu resmen. Hatirliyor musunuz, bir sure once de Apo'yu zehirliyorlar tantanasi olmustu, Avrupa'da bagimsiz lab'lere sacini gonderme talepleri falan. O siralar (2007) secim muhabbeti vardi, AKP Guneydogu'da salvolara baslamisti.

Benim tahminim (hipotez bile demiyorum bakin), AKP Guneydogu'ya, Kurtlere, Kurt secmenlere yonelik bir isler icine girince DTP'nin etekleri tutusuyor ve Kurt vatandaslari, Kurt oylari kendisine yonlendirmek, "din kardeslerimiz" AKP'ye kaymalarini engellemek icin ortami polarize etme ihtiyaci duyuyor. Kurtler zaten Apo konusunda hassas diye hemen onu gundeme getiriveriyorlar. Apo diyerek bir galvanize ediyorlar, bir de mitingler eylemler vs. ile provokasyon yaptin mi, oh mis. Bati illerindeki saldirilar, araba yakmalar vs. tamamen bu amaca yonelik: Turkler Kurtlere nefret kussun da biz de Kurtlere "yaa, iste gorun, bunlarla ayni partiye mi oy vereceksiniz?" diyebilsinler.

Bu arada demin soruyordum ya "Kurtlerin baska derdi yok mu da Apo'nun penceresi icin ortaligi yikiyorlar" diye. Bence o ortalik sadece Apo icin yikilmiyor. Kimse onlari issizlik ve evsizlik yuzunden sokaga dokmuyor, Apo icin dokulmusken saniyorum o sorunlarinin sikintisini da kanalize ediyorlar. Yani Apo'nun penceresi metrekaresi icin degil butun bu feryat figan tamamen. Lakin, o "sikintimiz var" mesaji duyulmuyor Apo gurultusunde, keske duyulsa. E. Ayna miydi, bir DTP ileri geleni dun Apo'nun penceresine konan kafes Kurt halkini kafesler gibi bir sey demis, Apo ile Kurtleri butunlestirmis. Apo ile ilgili bir sembolizm var evet, ama Apo ile Kurt milletinin bu kadar ozdeslesmis olduguna ben inanmiyorum dogrusu. Kurtlerin cogunlugunun A. Ocalan'a varligim varligina armagan olsun modunda yaklastigini sanmiyorum. Apo'nun Imrali sikintilarinin da Kurtlerin sikintilarinin yaninda bir hic oldugunu dusunuyorum.

DTP hakkinda kotu konusmak istemiyorum. O. Baydemir gibi ileri gelenlerine direk gicik olsam da A. Turk gibi akliselim liderleri de var. Kisilerden bagimsiz olarak, Kurtleri temsil eden bir politik parti olarak bu meselenin cozumunde cok kilit rolleri var, olmali da. Ama bana oyle geliyor ki, bazen kendi varliklarinin derdine dusup cozumu ve saireyi bos verebiliyorlar, cozumsuzlukten beslenmeyi seciyorlar. TSK icin "bitirmezler savasi savastan besleniyorlar" deniyor ya, ironik olarak biraz buna benziyor DTPnin bazi politik tavirlari. "Imkansiz!" dedigimiz seyler zamanla normalize oluyor (bu kadar kolay Kurt diyebilmek, yazabilmek mesela) ama Turk devletinin Ocalan ile masaya oturmasi daha bir sure imkansiz kalacak. Bunu bile bile, her girisim icin onu ortaya suruyor olmalari, olmazsa olmaz, sart bu demeleri hic normal degil. Ya hic barganing, negotiation bilmiyorlar ya da cozumsuzlukten yanalar, politikaci olduklarina gore de ilk ihtimal gercekci degil!

DTP Apo'ya mecbur mu? Bence degil, keske bunun farkina varip ipleri ellerine alsalar. Varligin tehlikedeyse* secmenine bir ise yaradigini goster, onlarin derdine derman ol. Apo'nun derdine derman oluyorum bennnn diye cigirmak gibi kolay yolu secme. Sen Apo Apo derken, AKP komurle buzdolabiyla dinle imanla altini oyuverir, cunku Apo da bir yere kadar. DTP israrla Apo'yu lider ve cozumun ilk duragi olarak goruyor, DTP israrla PKK'dan kendini bagimsizlastirmiyor. Apo'dan ve PKK'dan vazgecerse olan destegini de yitireceginden korkuyor buyuk ihtimalle. Kendilerine AKP ornegini incelemelerini tavsiye ederim. Erbakan'dan kopmalarinin, kendilerine bictikleri yeni kilifin nasil haklarinda super hayirli oldugunu incelesinler. Kurtlerin ozledigi DTP nasildir bilmiyorum, ama Kurtlere sempati duyan Turklerin ozledigi DTP bu degil. Butun "dava"yi bir adamin konforuna indirgeyen bir "politik parti" degil. Umarim en kisa zamanda kestirme yollardan vazgecerler.

AKP de ortaya bir acilim macilim laf atti, icini doldursun ortaligi siddete teslim edecegine. Valla malum AKP antipatime ragmen alkislamaktan geri durmam adam gibi bir is cikarirlarsa. Ama sirf "Hmm, Guneydogu oylarini DTPden kendimize nasil kaydiririz?" dertli, bos verin Kurtlugu, din kardesiyiz elhamdulillah, haydi kosun cemaat evlerine alt metnine sahip bir acilim yumurtlarlarsa Zeus'tan Krishna'ya butun tanrilarin gazabi uzerlerine olsun.



*DTP'nin varligi yine gundemde olan kapatma davalariyla da tehlikede denebilir. Ama acikcasi daha kapatilmadan yeni parti kuran, kullerinden dogmaya alisik bu parti icin bu bir "varlik" tehdidi degil artik. Hatta "keske kapatsalar" diyor bile olabilir aralarindaki cakallar. Maksat ucurumlar derinlessin.

Bir de PS: Yazida Kurtler Turkler falan dedim hep ama bunlarin icinde bayagi varyasyon oldugunu biliyorum. Soylediklerim "ortalama" olarak alinsin, ekstremlerden bahsetmiyorum cogunlukla. Turklerden bahsederken ne liberal/demokrat/ilimlilar ne de ultramilliyetcikafatascilardan bahsediyorum Turkler derken. Kurtlerden bahsederken daha fazla bile atiyorum, cunku Kurtlerin politik tercihleri konusunda verdikleri oy ve katildiklari miting/gosterilerden baska pek verimiz yok!

Alakali haber linkeri numero1 numero2 numero3.

Iste oyle bir sey.

Pazartesi, Ekim 26, 2009

Aman Tanrim, Domuz Gribi Salgini Var, 5 Ay Opusemeyecegiz!!!

Bilen bilir, AKP'nin ve hukumetinin hic hastasi degilim. Elestirilecek bin turlu isleri var. Ama sirf ideolojileriyle ve yontemleriyle uyusmuyorum diye elestirilmeyecek seyler elestirmenin, bel alti vurmanin da alemi yok. Saglik bakani ve Milli Egitim bakani domuz gribinin yayilmasini engellemek icin onumuzdeki 5 ay icinde opusmeyi ve tokalasmayi bir kenara birkmamiz gerektigini soylemisler. Eh, opusmek denen sey sosyal olarak yanaktan opusmek oldugu gibi on sevisme anlamina da geldiginden Turk genclerinin buyuk bir kismi abazanliktan kivranirken bu lafin cekistirilmesi kacinilmazdi. Nitekim Ek$i Sozluk'un ayni espriyi bininci defa tekrarlamaktan hic imtina etmeyen yazarlari da abanmis da abanmis, mal bulmus magribi gibi (bu da ne irkci bir lafmis, bir daha kullanmayayim, kendime not) (bkz: bes ay opusmeyin). E ama isin dogrusu bu! Obama da bu h1n1 ilk ciktigi, Meksika'da olumlere sebep oldugu o bahar aylarina Amerikan halkina yaptigi uyarida aynen bunlari soylemisti. Bizimkilerin hatasi, Obama gibi "social distancing/sosyal mesafe koyma" gibi bir terim yerine insanlar "ula sosyal mesafe ne ola ki?" diye sasakalmasinlar diye opusmeyin, tokalasmayin demekleri olmus galiba. Cogu istese bile opusecek/sevisecek bir sevgili sahibi olmayan genc bireyler, bu aktiviteler Islamci bir hukumetin fertleri tarafindan engellenecek diye feryat figan elestiri oklari savuruyorlar, neresinden tutacagimi bilemedim! Cik Istiklal'e onune gelen kizi/erkegi op o zaman yavrum, soz sehvetinin atesi virusleri yakacak, hahaha, ates seni cagiriyooo.

Bazen ellerinin altinda internet olan insanlarin nasil bu kadar cahilce yorumlar yapabildiklerine inanamiyorum. Ama sonra dusununce, internet de bir arac sonucta, nasil ve ne kadar kullanacagin sana bagli. h1n1 asilari ile ilgili yapilan yorumlar ve asinin reddedilisindeki komplo teorisi kokulari artik biktirdi. Evet bu asilardan ilac firmalari eminim kar edeceklerdir ama "Yaa iste herifler ilac satabilmek icin gelistirdiler virusu saldilar ortaliga. Neden hep 3. dunyadaki insanlar oluyor ha? ha? Cevab veremediiii!" turu yaklasimlar da "Iyyyy" dedirtiyor. Mesela ben de asi olayim mi olmayayim mi diye dusundum, olmamaya karar verdim ama bunda oncelikle tembelligim, sonra grip asilarinin pek ise yaramadigina inancim, sonra yakalanirsam da atlatabilecegime inancim, sonra da zaten bana bulasma ihtimalini dusuk gormem etken. Atiyorum devamli ucakla yolculuk falan yapan birisi olsam olurdum, ya da bu donem onceki donemlerdeki gibi 90 kisilik dersimi veriyor olsam. Arti diger her turlu asimi (hepatit, tetanoz vs.) olmus ve gerektikce guncelleyen, kedimin asilarini bile tam ve guncel tutan biriyim, yani asilara karsi genel bir tavrim yok. Sadece, grip virusleri cok hizli degisiverdikleri icin (nedir bunun bilimsel terimi? metamorfoz?) asiya karsi savunma gelistirmeleri uzun surmeyecektir diye dusundugumden pek prim vermiyorum. 3. dunyadaki saglik sistemi ve insanlarin bilinclilik/egitim seviyeleri daha dusuk oldugu icin daha cok olum goruluyor olmasin??? Aha size bir teori: h1n1 sebebiyle olum orani, hastaligi komplo teorileriyle ilac sirketlerine atfeden insan oraninin yuksek oldugu yerlerde daha yuksek olacak!!!!

Ama neymis, ilac sirketleri kar ediyormus. Hay sizi gerzekler! Ilac sirketlerinin ve politikalarinin elestirilecek bin turlu tarafi dururken, vura vura boyle mi vuruyorsunuz onlara? The Constant Gardener izlemissiniz belli, yarasin. Basiniza bir hastalik gelse en pahalisindan ilaclari kullanir Bagkur/SSK'ya odetirsiniz, jenerik ilac (Turkiye'de esdeger ilac diye geciyor sanirim) kullanmaya yanasmazsiniz "yok ayni diildir, aman orijinalini kullanalim da ise yarasin" dersiniz. Blood Diamond izleyip, "Kahrolsun deBeers!" diye hoykurup sonra sevgilinize/kariniza ayda bilmemne kadar taksitle Atasay'dan tria da alirsiniz siz (bi pirlanta vergisi olayi vardi bak simdi yine aklima geldi). Onler iyi ama arkalar i ih bile degil, teoride de pratikte de i-ih. Sacmalamayin yani. Ilac kullanacaksiniz tabii hastalaninca ona laf etmiyorum yanlis anlasilmasin, ama isiniz dusunce ilac sirketlerine domalmak kabul edilebilir oluyor madem, komplo teorilerinizi de ona gore zirvalayacaksiniz, sirketleri ve politiklarini elestirme derdindeyseniz film izlemeyi birakip iki satir arastirip okuyacaksiniz.

Evet beyler bayanlar, sizlere gripsiz nezlesiz bir kis sezonu dilerken opusmeyin, tokalasmayin, elleri temiz tutun, misler gibi limon kolonyasi kokun diyorum. Ha, bu arada, Amerika'da alkol bazli el temizleyici/anti bakteryal urunleri tavsiye ediyorlardi. Bizimkiler onu es gecmisler galiba, alkol deriden de olsa alininca abdest bozuluyor gunah oluyor falan diyorlar konzervatif cevreler cunku. Kirk yillik kolonya kulturu ne faydali olurdu h1n1'a karsi halbuki, onu da soyleseymis ya bakanlar. Icmeyeceksiniz, elinize sureceksiniz, gunah munah degil!

Son olarak: Amerika'da h1n1 resmen "kriz" ilan edildi ama ortada bir panik yok. Hani yakinda Halloween var, kimse "aman h1n1 var, trick or treat'e yollamayalim cocugu" gibi bir dusunce icindeymis gibi gorunmuyor. Turkiye'de nicin her sey boyle bir kriz, bir panik, bir abartili tantana ile yasaniyor? Medya'nin sucu mu bu, yoksa her seyden bin mana cikarmaya meyilli supheci -paranoyak Turk halkinin becerisi mi? Bilemiyorum.

ekleme: arkadasimin biri sunu facebook'ta paylasmis, ben de buradan paylasayim. NPR'dan grip virusunun nasil cogaldigiyla ilgili bir tibbi animasyon (ingilizce).

Cumartesi, Ağustos 22, 2009

NY Times Magazine Kadin Ozel Sayisi

Bu haftasonunun New York Times Magazine'ini kadinlara ayirmislar. Dunya uzerinde kadinlarin maruz kaldigi haksizliklar ve bununla basa cikmak icin neler yapilabilecegi uzerine. Ben de buraya ilginc buldugum yazilarin linklerini verecegim. Malesef yorum yazacak vaktim yok, insallah yakinda! Umarim bu yazilar bir sure sonra parali icerige donmez de linkler hep calisir. Ben sahsen her ihtimale karsi elektronik ciktilarini almayi dusunuyorum, ulasamazsaniz ben ulastiririm :)

Bu index:

Bu Nicholas Kristof ve esi Sheryl WuDunn'un yakinda cikacak "Half the Sky: Turning Oppression Into Opportunity for Women Worldwide" isimli kitaplarindan alinti/ozet. Ozel sayiya girizgah seklinde.
(Ayrica Nicholas Kristof'un bir blogu var, kadin sorunlari da dahil gelismekte olan ulkelere dair pek cok konuya egildigi.)

Dergideki diger yazilar da ilginc, ama en carpicisi bence bu. Amartya Sen de deginmisti bu "kayip kadinlar"a.

Son olarak da Obama yonetimi adina Hillary R. Clinton'un konudaki goruslerini paylastigi soylesi:

Ha bir de cok ilginc buldugum seylerden biri NYTimes okurunun bu yazilara ya da Kristof'un blog yazilarina yazdiklari yorumlari okumak. Bir kismi iyi niyetli olsa da asiri etnosantrik, New York Times okumak cahilligi alir ama etnosantrizm baki kalir mi demeli bilmem ki.

Boyleyken boyle. Iyi okumalar!

Cuma, Ağustos 07, 2009

Amerika'nin "mahalle baskisi"

Bayagidir geziyorum orayi burayi, ozellikle Israil uzerine bir seyler yazmak isterdim ama hic vaktim yok. Buraya hemen iki link verip kacacagim, ve Turkiye gundemi degil Amerika gundemi ile ilgili. Ama isin ilginci goreceksiniz ki Amerika'nin politik ortamlari da bazen Turkiye'ye cok benziyor. Mahalle baskisi, cirkeflik, dupeduz salaklik.

Ilki gundemdeki saglik reformu uzerine Cumhuriyetcilerin -cogunlukla da yalan yanlis bilgi ve asilsiz korkularla- verdikleri tepkilerin nasil "mahalle baskisi"ndan hallice davranislara girebildigi ile ilgili. Buradan buyrun.

Friedman'in dedigi gibi, Cumhuriyetcilerin bu saglik reformu ile ilgili tutumlari "birther"larin (Obama'nin Amerika'da dogmadigini ve bu yuzden baskan olamayacagini iddia eden dangalaklar) tutumlari ile cok benzesiyor. Ikinci link de Kenya'dan bu olayla ilgili bir haber/ayar.

Iki meselede de isin ozu su ki, bir takim insanlar Obama'nin baskanligini sindiremiyor, feci sekilde, hatta kendilerini cok komik durumlara dusurecek sekilde sacmaliyorlar.

Bir de Rusya ve Gurcistan arasindaki siber savaslar ve kabagin twitter/facebook/google gibi Amerikan sirketlerinin basina patlamasi olayi var ki, ilginnnccc diyor ama detayina inmeden burada kesiyorum. Kahrolsun Rus hackerlar!

Perşembe, Temmuz 02, 2009

Neo-Oto-Oryantalizm

Istanbul'dan merhaba!

Gecen bir arkadas grubuyla oturuyoruz, laf lafi aciyor. Sonra laf Elif Shafak’a geldi (klavyem Ingilizce n’apalim!). Benim iki kurusluk fikrim de cok fazla Amerika pazarina oynadigi, bunun itici oldugu, iticiligin otesinde edebiyatindan da eksilttigi (mesela Ingilizce yazma israri). Burada niyetim Elif Shafak elestirisi yapmak degil, dusundukce bu “Amerikan pazarina oynamak” sevdasinin aslinda Elif Shafak’la sinirli olmadiginin farkina vardim, bunun uzerine bir seyler yazacagim. Ben 9/11 (11 Eylul) sonrasi dunyada Musluman dunyanin bazi kesimlerinde bir neo-oto-oryantalizm turedigini dusunuyorum. Biraz ipucu vereyim: Bunu sonunda bir onceki yazimin “The Gulen Movement” kismina baglayacagim.

“Neo ne?” diyorsaniz biraz dokum yapalim.

Oryantalizm: Genel olarak “Bati”linin, yani Avrupalinin “Dogu/Orient”e bakisina dair bir akim. Avrupalilarin hayallerindeki doguyu, ya da tam anlayamadiklari stereotipik doguyu sanki gercekmiscesine romanlarda, resimlerde (ve dahi akademik calismalarda!) anlatmalari, aktarmalari. Hani tipik haremli maremli yagliboyalar boyle. Artik herkesin diline pelesenk olmus bir Edward Said elestirisi var zaten, birisi oryantalizm lafini eder etmez hemen atlayip adamin ismini zikretmeyeni dovuyorlarmis. Adam kisaca Bati’daki fildisi kulelerinden Orta Dogu uzerine bidibidi konusanlarin bir kismina giydirmis, anlamadan dinlemeden amma yazdiniz be kardesim demis, etnosantrikliginizi yiyim demis.

Oryantalizm konusunda son olarak soylemek istedigim sey su: “Orient” aslinda haliyle cografi bir kavram, Avrupa’ya (aslinda Viktorya Britanyasina) gore konumlandirma. Yakini, ortasi, uzagi var. Biz konumumuz itibariyle Oryantal/Oryantalizm dendiginde daha cok batililarin ortadogu ile ilgili bakisindan bahsediyoruz. Ama aslinda batililarin Guney/Guneydogu/Dogu Asya ile ilgili gorusleri de bu minvalde inceleniyor. Cin, Hindistan, Vietnam, Japonya vs. vs. ulkeler uzerine de cok “oryantalist” urunler mevcuttur. Ben bu yazida –sirf kendi bildigim o oldugu icin- ortadogu, hatta cogunlukla Turkiye’den bahsedecegim.

Oto-oryantalizm (auto-orientalism)/Kendine oryantalizm (self orientalism): Bunlari kim uydurmus, terim nereden geliyor bilmiyorum, tam tanimlar nedir onlari da bilmiyorum dogrusu. Ama var boyle kavramlar. Burada yazacaklarim tamamen benim bu kavramlar hakkinda dusunduklerim, genel kullanimla, literaturdeki kullanimla farkli olabilir. Esanlamli gibi yazdim ama sanki oto oryantalizm ve kendine oryantalizm biraz farkli seyler, ozellikle hedef kitle (audience) acisindan. Ortak olan sey su: Bu oryantalizmi dogulunun kendisi yapiyor, batililarin yaptigi veya empoze ettigi bir sey degil, direkt olarak somurge iliskileriyle falan ilgisi de yok (indirekt var tabii). Ama bana oyle geliyor ki oto-oryantalizmde dogulunun sergiledigi oryantalizm batililara sergilenen bir sovken (otobiyografide nasil “diger”lerine kendini anlatma vardir, oyle), kendine oryantalizm dogulu toplumun aktorlerinin/gruplarinin kendi iclerinde, birbirlerine bakislariyla, birbirlerini nasil gordukleri/gormek istedikleriyle ilgili. Acalim.

Oto ya da kendine oryantalizmi yapanlar dogu toplumunun icindeki batili kesim, yani genelleme yapacak olursak bati tarzi egitim almis, bati kulturunden (ve dillerinden) nasibini almis ve hatta ona eklemlenmis (integrated), sehirli kesim. Oto versiyonunda dahil oldugu dogu toplumunu batili badilerine aksettirisinden bahsedisi anliyorum ben. Atiyorum, yurtdisindan misafiri gelince kendisinin normalde burun kivirdigi dansoz izlemeye goturen, kendi evinde bir tane olmayan kilimlerden almasini tavsiye eden, hatta “ay bu fes cok yakisti, mutlaka al” diyen kisinin tavirlarini. (Ya da turizm bakanligimizda calisan tanitimci insanlarin cogunu –ama bir sonraki paragrafa da bakin). Burada bir “ya iste ben daha cok sizin gibiyim ama iste bu toplumun cogunlugu da boyle” mesaj kaygisi yok degildir. Ama su da var ki toplumun genelini cok da iyi tanimaz. Evindeki sus sark kosesinin herhangi bir dogulu evinin bir kosesinin modeli olduguna inanir (Dogu kokenli olup da Istanbul’da dogudaki evlerinde hic olmayan, ya da olsa da gozonunde degil kilerde falan duran seylerden Sark kosesi yapan versiyonlari da var).

Kendine versiyonunda ise bu batiya angaje kesim oyle olmadiklarini dusundukleri kesime bakip, ama onlardan cok kopuk olduklari icin tam anlayamayip, onlar hakkinda atip tutma var. Bir miktar elitizm var (bu lafi da sevmiyorum, daha dogrusu sirf “batili” hatta “batili gibi” olmanin kendilerini seckin kildigina dair bir inanc ve bunun getirdigi kucumseme var). Bunun –biraz degisik ama- cok enteresan versiyonunu Taskent’te yasadim. Ruslarin kurdugu bilimler akademisinde “Sarkiyyat” (yani Oriental Studies/Dogu calismalari) bolumu vardi ve buralarda ortadogu (Turkiye/Iran/Arap dunyasi vs) calisiliyordu. Ve hatta radyoda “Sark teraneleri/Dogu ezgileri” diye bir program vardi ve orada da Turkce ve az da olsa Arapca pop sarkilari caliniyordu. Aslen cografi olarak batilarinda olan yerleri “dogu/sark” olarak nitelendirecek kadar “batili” bir bakis bu parcasi olduklari, ait olduklari dunyaya. Bence (turizm bakanligi bahsindeki gibi) oto-oryantalistce toplumu “bati”ya oryantalist ogelere dayanarak anlatanlara isyan edip “sizin yuzunuzden bizi Arap saniyorlar!!” diye isyan edenleri de kendine oryantalist olarak tanimlayabiliriz biraz, bir “biz Turkuz, batiliyiz, moderniz, o geri kalmis Araplar iyy” mesaji var zira. Kendine oryantalizm hakkinda son soylemek istedigim bu histeriye kapilanlarin pek bir yerildigi. Eksi sozlukte oto-oryantalizm olarak nitelendirilmis ama son donem Osmanli devri edebiyatinda karikaturize tiplemeler vardir boyle, yabancilastiklari ama hala ait olmaktan kurtulamadiklari toplum onlari bati ozentisi olarak nitelendirir. Hatta o donem (ve sonrasinda da) Iran’da bunlar (ama onlarla beraber reformcular da) gharbzadegi (westtoxicated, west struck/kazazede gibi batizede) olarak nitelendiriliyormus.

Ben oto-oryantalizme doneyim. Dogulu toplum icindeki yuzu batiya donuk kesimin “ben sizin gibiyim ama bu toplum boyle, durum size onu anlatayim” dedikten sonra anlattigi yarim yamalak seyler oto-oryantalist. Bu yeni bir sey degil. “neo”su nereden geliyor peki???

Neo-oto-oryantalizm: Yine kendi kafamdan uydurduklarimi yazacagim burada, yoksa neo-oto-oryantalizm diye bir sey var mi onu bile bilmiyorum dogrusu. Oyle bir sey yoksa literature nacizane katkim olsun! Buna kisaca “neo-oryantalizm”in yerli uretimi diyebilirim. Neo-oryantalizm nedir? Bence sudur: 11 Eylul sonrasi Islam dunyasi ve de Ortadogu’ya olan ilginin katlanmasi uzerine az ya da cok bilerek, veya bilmeden bu toplumlar ve Islam uzerine atip tutmalarin cogu. Ozellikle Amerikalilar “ay kim bu teroristler, bizden ne istiyorlar?”dan yola cikarak dogu’ya bakmaya basladilar. Bir anlama ihtiyaci icindeler. Dogu ile, Islam dunyasi ile ilgili urunlere talep cok. Ama o urunlerin “iyi” ve “dogru” olup olmadigini ayirdedebilecek bir durumda degiller, onlerine ne koysan tuketebilirler. Bu da firsatcilar icin bulunmaz nimet. Arz artiyor, ama arzin cogu neo-oryantalist, tamamen batili (bu sefer Amerikan) merkezinden ve bakis acisindan dogu’yu yine Amerikana anlatma cabasi. Muk-kem-mel ornegim: NY Times Istanbul muhabiri Sabrina Tavernisse ve yazilari.

Bunu akademide bile goruyoruz, tamamen arz talep meselesi. 11 Eylul oncesinde Arapca dersi vermekmis, bir Ortadogu Calismalari (Middle eastern studies) ya da Islam Calismalari (Islamic Studies) merkezine para ayirmakmis takmayan kurumlar birden bu alanlarda ataga gectiler (cunku ogrenciler o tur dersler talep eder oldu). Is ilanlarinda goruldu ki, pek cok universitenin sosyal bilim bolumleri cilginca Ortadogu vs. calisan eleman aramaya basladi. E tabii, bu durumda bazilari kendilerini Ortadogu/Islam vs. “uzman”i olarak yeniden tanimladi, bazilari alakali konulara kaydi, yeniler de bu konularda yazip cizmeye giristiler sifirdan. Bu kotu bir sey mi? Degil. Bileklerinin hakkiyla yapiyorlarsa neden kinayalim ki? Ama sirf 11 Eylul dalgalarinda sorf yapabilmek icin hicbir yetkinligi olmadigi halde ortadogu uzmani kesiliveren, ve o “dogu” toplumlarini yeteri kadar anlayamadigi/anlamasi da mumkun olmadigi icin de bu yeni versiyon oryantalizmden kacamayan kisiler bunlar. Biraz da trajikomikler. Bir yandan anlamiyorlar, bir yandan bir seyler soylemek istiyorlar ogrendikleri kadariyla, bir yandan o toplumlarin “farkli”ligini vurgulamak zorundalar ama diger yandan (ozellikle akademide) bir siyaseten dogru (politically correct) olma ihtiyaci icindeler. Bu durumda dogulu toplumlari bir allayip pullayip batiya servis etme durumu, “ay siz yanlis tanimayin, bak ben size anlatayim, cok ciciler cok ilgincler” yaklasimi oluyor. Bazilarini dogu toplumlarinda kotu giden seyler icin bir “apologist” olarak yakalayabiliyoruz bile! Ya onlarda kadin haklari boyle, ama aslinda… gibi.

Peki oto kismi? Neo-oto-oryantalizm yani? Iste bunlar da en bir yivrandigim tipler. Amerika’daki 11 Eylul sonrasi yukselen dalgalara kendi sorf tahtalarini atip, o pazardan biraz parsa da kendileri toplayabilmek icin “durun size merak ettiginiz dogu’yu/Islam’i ben anlatayim, biliyorum ben, cunku onlarin icinden ciktim, ama merak etmeyin aslinda sizden biri sayilirim, o acidan bana guvenebilirsiniz” mavalini okumaya girisirler. Tabii Amerikalilar atiyorum “dogu”daki koy yasami ve kirsal kesim ile ilgili olmadigi icin, ve yazarlarimiz da zaten o yasam hakkinda zaten cok bir deneyim sahibi olmadigi icin (phew!), dogunun sehirli yasamindan kesitler sunulur. Cok “dogulunun dogulusu” takilinirsa “sizden biriyim” hikayesi guvenilirligini yitirir cunku.

Elif Shafak’in Ingilizce yazilmis son romanlarinda hep bir Amerika ayagi ve Amerikan karakterler var mesela. Son iki roman Baba ve Pic/Bastard of Istanbul ve Ask (Ingilizcesi?) Amerika’da “Ben Turk’um/Muslumanim” dediginde hemen sorulacak, Amerikan gundemine, popular kulturune girmis seylerle ilgili: Ermeni meselesi ve Rumi. Amerika’da aslen 11 Eylul oncesinde baslamis, Madonna’nin bile kapildigi bir Rumi manyakligi vardi bir sure, kitap dukkanlarinda bas kosede Mevlana’nin eserleri, Mesnevi falan olurdu. Tamamen Turkiyeli bir roman (Shafak’in daha evvelki kitaplari belki) Amerikalilarin coguna hitap etmez, ancak dunya literaturune ilgi duyan elit kesimin bazilarina hitabeder. Ama kitaplarin satilmasi lazim, onun icin kitapta biraz Amerikalilarin, biraz da Amerikalilarin asina oldugu ve merak ettigi “dogu”nun olmasi lazim.

Bakin muhtesem bir neo-oto-oryantalizm ornegi de Khaled Hosseini’nin The Kite Runner’idir. Ne satti o kitap, ne satti (Elif hanim’in ruyalarina girer oyle bir satis basarisi sanirim). Sonra filmi de cekildi. Ne yapiyor Hosseini, “bu benim hikayem” altmetni ile o cok merak edilen Afganistan’in Kabil’in gecmisini anlatiyor. Cocuklugu orada gecmis tamam, ama bazi bilgileri Wikipedia’dan mi bakmis, nereden bakmissa, garip bilgi hatalari var, ama bir Amerikalinin bu hatalari yakalamasi mumkun degil. Sonucta “oradaydim, guvenin anlattiklarimin orasini dogru anlattigina” temelinde bir hikaye anlatiyor, sonra bunu Amerika’ya da bagliyor (“ben aslinda sizden biriyim, sizin ne dusundugunuzu de biliyorum, iste o zavalli Afganistan da boyle boyle”), ve hatta Amerikalilarin o donem dilinden dusmeyen Taliban’a da. Yani o ortamda, o tarihi noktada Amerika’da bestseller olmak icin mukemmel formulu barindiriyordu o kitap.

Iste bir onceki yazima, “the Gulen Movement”a baglayacagim neo-oto-oryantalizmi simdi. Bildigimiz Fethullahcilar dedigimiz “cemaat” Amerika’yi mesken edindiginde, bu ortamda ve baglamda palazlanmaya karar verdiginde nasil da yeniden dogdu, the Gulen “movement” oluverdi, nasil da diskuru, retorigi degisti dusunun, adamlarin neo-oto-oryantalizmin muk-kem-mel bir ornegi oldugunu goreceksiniz. 11 Eylul sonrasi Amerikalilar, ozellikle de entelektuel cevre ve de hukumet bir “good Muslim” arayisindayken o “good Muslim” kotasina “beni sec beni sec” dercesine atlamalari, bu ugurda aslinda sapina, dibine kadar dogulu bir “sey” olan kendilerini “batili”lastirivermeleri ve “izin verin de doguyu size ben anlatayim, ben temsil edeyim” diye yirtinmalari bundan. Amerikalilarin kulagina hos gelen “intercultural dialogue” “inter-faith tolerance” ve saire “buzzword”leri dillerine pelesenk etmeleri bu “biz o manyak radikal Muslumanlardan degiliz, sizin Musluman versiyonunuz” mesajini verme cabasi. Ve organizasyon/kurumsal olarak da cok batililar Amerika’da. Turkiye’de malum isik evleri, ev toplantilari, Deniz Fenerimsi “yardim” dernekleri ve sermayeyi degerlendirecek ekonomik-medya organlari var. Amerika’da ise ortama uygun bir sekilde NGO ya da nonprofit statusunden “dernek”ler araciligiyla organize oluyorlar, “fundraising dinner”lar yapiyorlar (NY’takine Hillary Clinton falan katilmisti yanlis hatirlamiyorsam bu sene). Daha dogrusu resmi ve Amerikalilara donuk yuz bu organizasyonlar. Amerikalilara artik neo-oto-oryantalizmin dorugu diyebilecegim bir “Anadolu festivali” (Costa Mesa’daki) hazirlayan, Gulen hareketi konferanslari duzenleyen Pacifica Institute boyle mesela. Gel gelelim, kendi iclerinde yine klasik organizasyon ve yapi dahilinde organize oluyorlar Amerika’da da saniyorum. Bu durumda diyebilirim ki, su gecen yazida bahsettigim emaildeki konferans neo-oto-oryantalistken, bu akademik mal beyanindaki “mal” akademisyenler de neo-oryantalistlerin ta kendileri!

Son olarak soyle bitirmek isterim: Neo-oto-oryantalistler bu Ortadogu/Islam dunyasi talebi surdukce parsa toplayabilirler, sattiklarini “awww how interestingggg!” diye alacak KOR alicilar cok zira. Hatta kendileri gibi neo-oto ve neo tipte oryantalistlerle “sen benim sirtimi kasi ben de senin” ya da “ayni bokun soyuyuz birlesip voltrani olusturalim” turu bir butunlesme icine girip bilmeyene “vayy, galiba olay budur!” dedirtebilir, sunduklari “orient”i neredeyse “the real thing”e cevirebilir, mesruiyet verebilirler. Hatta dogunun kendisinde, anlattiklarini/temsil ettiklerini soyledikleri insanlar onlara hayranlik, ilgi, sevgi duyuyor, Amerikan pazari icin uretilen mallari hic gocunmadan ve itiraz etmeden onlar da lopur lopur yutuyor olabilirler. Ama benim itirazim var kardesim! Ben de doguluyum ve beni bunlarin yazdiklarinin ve yaptiklarinin temsil ediyor olmasina itirazim var! Turkiye’de sokaktaki Islam Rumi veya tasavvuftaki Islam degil, Rumi-Sems aski gibi bir seyden de erkeklerin homofobikliklerinden omuz omuza yuruyemedigi bir yerde “abi bunlar ibne bence, kosede kistirip kotekleyelim” diye bahsedilirdi. Yiyosa Dogu’yu (ve dogulu kendinizi) oldugu gibi allamadan pullamadan degistirmeden yontmadan anlatin, anlatabilecek kadar biliyorsaniz tabii! Mesela Fethullahcigimgiller de Turkiye’deki soylem ve organizasyonlariyla seslensinler Amerika’ya, bu kadar takiyyeden yorulmuslardir demokrasinin yildizlari, onlara da iyi gelir. Itirazimda yalniz olmadigimi biliyorum en azindan, var bu neo-oto-oryantalizmden, onu boyle isimlendirmeseler de, sitki siyrilanlar. Voltran moltran cikmaz bizden bosuna kasmayalim, bir selam edin yine de!