Perşembe, Aralık 18, 2008

Ozur dileyenler, ozur bekleyenler ve Ermeniler

Bir imza kampanyasi baslatildi, gundemde o var.  Ozurdiliyoruz.com'da gorulebilecegi uzere onayladiginiza dair imzayi verdiginiz metin su (copy paste): 
"1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum."
Buna karsilik bir de ozurbekliyorum.com diye sayfa acilmis (baskalari da var sanirim, ben bir bunu biliyorum).  Zulme ugramis Turkler adina zalimlerden ozur bekliyorlarmis. 
Simdi, ilk sayfa -daha once imzaya acilmasina ragmen- 13652 kisi tarafindan imzalanmis, digeri 45312 kisi tarafindan (ozurdiliyorum bugun butun gun teknik ariza sebebiyle imza alamadi, bir de o var). Guncelleme: 21970-98284 durum 23 aralik itibariyle.

Bu yazimda oncelikle bu "ozur diliyorum" girisiminin neden "bos" (futile) oldugunu anlatmaya calisacagim.  Niyet guzel ama dil yanlis, yontem yanlis.  Ama imza kampanyasina girizgah olarak -uzunca bir girizgah olarak- "Ermeni meselesi" ile ilgili birkac kisisel not aktarmak istiyorum.  Yazi uzun olacak, ben parca parca yazip draft olarak kaydedip bitince post edecegim, siz de belki bolum bolum okumak isteyebilirsiniz.  Bolum basliklari atacagim, yardimci olabilir okunurluk acisindan.

I. "Agri"nin Derinligi
"Ermeni meselesi" uzerine bir seyler yazmak bayagidir aklimda var aslinda, en azindan Ece Temelkuran'in Agri'nin Derinligi kitabini okudugumdan beri.  Kitabi okurken dusunduklerimi paylasmak istiyordum.  Ama kolay degil bu konuda bir seyler yazmak, olay hemen kisisellesiveriyor birden cunku, ve kisisellesiverirken ortaya cikan duygular da basedilmesi zor bir kaotiklikte.  Atiyorum sirf kizginlik olsa hissedilen, sakinlesmeye calisirsin.  Ama hissedilenler birbirinin zitti seylerse kafasi karisiyor insanin, ne yapacagini bilemiyor tam.  Hrant Dink aklima gelince onun fotograflardan zihnime yazilmis o yuzu koyun yatar hali, ve nedense (belki dibine kadar insana dair oldugu icin) ayakkabisi geliyor, hemen gozlerim doluyor (simdi oldugu gibi).  Kendisinin okuru degildim, esi dostu hic degildim, ama kendisinin gozyaslarim uzerinde bitmeyen bir hukmu var.  Bir yandan tum olenlere dair boyle hisler var, "tuh"ler "ah"lar.  

Diger yandan da bir koseye sikistirilmis kedi halim var ama, onu da uzerimden atamiyorum.  Sirf "Turk" oldugum icin bir suru insanin nefret objesi oldugumu bilmek, devamli benden bir sey beklendigini bilmek, "o ya da hic" seklinde bir dayatmaya maruz kalmak, ve aslinda butun bunlarin bir birey olarak beni cok asan seyler olmasi isyan ettiriyor beni.  Ben kotu bir insan degilim, ama -mesela- sinifimda Ermeni soyisimli bir ogrencim oldugunda tedirgin oluyorum, onun gozunde otomatikman canavar Turk muyum diye.  Bu Almanya'da/Avrupa'da bir Turk olarak yasanandan farkli bir sey.  Oryantal, geri kalmis, gorgusuz, sarimsak kokulu vs. degil "katil, soykirimci, ustune ustluk de inkarci" yakistirilan sifat zira, ve bu sifat cok fazla pazarliga tabi degil, degismesi mumkun mu belli degil.  Bu da iste savunmaya geciriyor insani.  Oluleri icin "tuh, vah" dedigim insanlara karsi psikolojik kalkanlarimi kaldiriyorum.

Agri'nin derinligi diyordum.  Kitaptan cok sey ogrendim, en azindan dunyanin degisik yerlerindeki Ermenilerin hislerini, goruslerini, farklarini, ortak yanlarini.  Ama kitapta beni en cok etkileyen de sanirim yazarinin yasadigi ruhsal karmasayi, calkantilari, celiskileri guzel yansitabilmesi oldu, hatta saklamaya pek yeltenmemis.  Yani Ece hanim bu olayi tamamen kafasinda cozmus biri olarak bu kitabi yazsaydi, bana bir faydasi olmazdi.  Ya da gidip insanlarla konusup sonra duygularindan tamamen arindirilmis, hissiyatsiz bir sekilde sununla konustum soyle dedi bununla konustum boyle dedi bu durumda boyle boyle diye anlatsaydi, benim uzerimde yine pek bir etkisi olmazdi.  Kendi yasadigim duygusal karmasayi onda da benzer sekillerde gorunce "oh be!" dedim, belki bunun verdigi rahatlik yuzunden kitaba sempati duyuyorum!  Sadede gelecek olursak: Ece Temelkuran'in bu kitabi -kendisi icin cok zor da olsa- yazma sebebi bir diyalog baslatmak, Ermenilerle konusmak, onlari anlamak, onlari Turklere anlatmak.  O olen insanlar bizim de insanlarimizdi, politik meseleleri bir yana birakip, olulerimizin yasini tutalim, bu "agri" bizim de agrimiz diyor.  Yaptigi cagriya katilmamak mumkun degil, ah keske diyor insan. 

Ece hanim gazete yazilarinda da bu milletin unutkanliklarina hep isyan etmistir.  Bu ulkede insanlar olur, sonra unutulurlar.  Hatirlansin ister, yaslari tutulsun, niye oldulerse o seyler (Ermenilerin basina gelenlerle sinirli degil, mesela 12 eylul idamlari da) tekrar olmasin, insanlar hatirlasinlar ve bu olumlerin tekrarlanmasina izin vermesinler ister.  Burada bir ufak ciban basi var ama, bilmem farkinda mi?  Ermeniler nasil -kendisinin de kitabinda orneklerini verdigi gibi- nesiller boyunca oluleri yasatarak yas tutuyorsa, bizim milletin yas tutma sekli unutmak.  Yani olenleri unuturken, yasadigi sucluluk hissini bastirmak, onu da unutmak icin unutmuyor.  Bir nevi oluyu hem topraga hem maziye gomuyor.  Ha "buyuklerimiz"in bazi seyleri unutturmak icin ustun cabalari vardir ama onlarin unutulmasinin sebebi bu cabalar degil, milletin unutmak istemesidir bence; insanlar unutmak istemese unutmazlar her seye ragmen.  Mesela Golcuk depreminde bir suru insan oldu, bunlarin cogunlugu bildigin, siradan Turktu ("oteki/azinlik olunca unutmasi kolay" burada gecerli degil yani).  Olumlerin sebebi dogal afetti (ve muteahhitler), herhangi bir politik mesele, siz-biz kavgasi degildi, bir "unutturma" cabasi yok, hatta unutulmasin tercih edilir devletce.  Bu olenler hatirlansa (birkac muteahhit ve belediye gorevlisi haric) kimse sucluluk hislerine garkolmaz, sucluluk duygusunun pek bir payi yok.  Ama o deprem kurbanlari da simdiden unutuldu.  Eger yasayanlarin adam olmalari, kotu "politika"lara/"sey"lere yol vermemeleri icin ille de oluleri hortlatmak gerekiyorsa (bence gerekmemeli), o zaman bu milletin yas kulturunu degistirmek lazim.   

Daldan dala atliyorum, biraz daginik oluyor ama dedim ya kolay degil.  Ece hanim kitabinda olulerimizi sahiplenmemiz, onlar icin insan gibi uzulmemiz, yas tutmamiz cagrisini yaptikca, evet diyorum, kac kisi olmus (kesin rakam yok, rakam tartisma konusu), kim kimi oldurmus (tartisma konusu), niye oldurmus (tartisma konusu), olmeselermis ne olurmus (tartisma konusu) gibi uzlasmasiz hesaplari iki dakika bir kenara birakalim da bir omuz omuza aglayalim.  Benim de o olenler icin uzulebilecegime inanilsin istiyorum; bu uzulme, yas tutma ortak paydasinda bulusabilelim istiyorum.  Ama iste aglayacak omuz ararken anglofon deyimiyle "cold shoulder" bulmak, Turkcesiyle karsinizdakinin sirt cevirmesi insani afallatiyor, oyle kalakaliyorsun.  Ikinci bolum bir "cold shoulder" hikayesi.

II.  Hrant Dink Olduruldu, Omzunda Aglayayim mi?

Bir Ocak gunu sabah kalkip her zamanki gibi bilgisayar ekranindan Turkce gazetelere bakiyordum.  Manset Hrant Dink'in katli.  Dedim ya, okuru esi dostu bir seyi degilim, ama kim oldugunu biliyorum.  Her kim olursa olsun, o sekilde oldurulus, katledilis, kaldirimda o yatis hicbir insana yakismiyor.  Hele sonradan "Ruh halimin guvercin tedirginligi" yazisini okuyunca icim parcalandi.  O bize guvenmisti, guvercinlere dokunmazdik biz ona gore ama onu koruyamadik.  Sonradan katilinin bayraklar onunde polislerle kolkola fotograflarini gorunce, bu katilin giderek bir "poster boy" bir idol oldugunu gorunce, adina sarkilar yazildigini gorunce, bunlar aklima geldikce zaten sinirlerim tepeme cikiyor da, o gun hissettigim saskinlik ve derin bir uzuntuydu.   Bulundugum okuldaki Turkler olarak bir anma duzenleyelim dedik, fazla bir organizasyona girmedik, maksat bu saskin uzuntumuzu paylasmak, Dink'i anmakti.  Okulumuzdaki Ermeni ogrenci dernegine de "biz boyle boyle bir sey yapiyoruz" diye email attik haber verdik (Duzeltme geldi: Beraber yapalim diye email atmisiz, onlar da siz yapin biz daha kapsamli bir sey organize etmek istiyoruz demisler.).  Aksam belirlenen saatte ve yerde, ufak bir grup halinde toplandik, cok basitti olay, bir iki mum, kisacik bir konusma, saygi durusu.  Ama onemli olan orada olmakti.  Ve daha da onemlisi, Ermeni ogrencilerden de katilan olmasiydi.

Hrant Dink'i andiktan sonra Ermeni ogrencilerle tanistik, konustuk.  Hic de bizden nefret eder gibi degillerdi, ne bileyim, herhangi baska bir milletten birileri gibi.  Ama tam da degil, herhangi degil, bizim oralardan birileri gibilerdi.  O ayakustu muhabbetlerden sonra, ya otursak konussak ya, ya beraber lahmacun yesek ve birlikte bir seyler organize etsek dedik biz kendi icimizde.  Onlar da Hrant Dink'i anmak icin daha kapsamli bir organizasyon dusunmusler, panel gibi.  Biz de hemen organizasyonu beraber yapmayi onerdik.  Sevindik de beraber bir seyler yapacagiz diye, Hrant Dink olumuyle biraraya getirecekti bizi.

Ama isler pek umuldugu gibi gitmedi.  Oncelikle kendi icimizde sorunlar oldu, "biz" dedigimiz insanlarin bir kismindan igrendim.  Ermeni ogrencilerle bir organizasyona girilecegi, panel duzenlenecegi ve panel Hrant Dink hakkinda olsa da Ermeni "mesele"sinin gundeme gelecegi malum olunca bir feryat figan basladi bazilarindan.  Insanlarin supheyle yaklasacaklarini biliyorduk tabii ki, ama konusarak, hatta Ermenilerle bir araya gelerek o gun bizim hissettigimiz gibi "aa bunlar da bizim gibiler, ortak bir seylerimiz var konusup anlassak ya" fikrine gelebileceklerine inaniyorduk.  Aslinda kendi ogrenci grubumuz icinde supheci yaklasanlar daha cok sessiz kaldilar, itiraz etmediler.  Ama boyle bir ise girisecegimiz bizim ogrenci dernegiyle alakasi olmayan insanlara dert oldu.  Bir sekilde email listemizde bulundugu icin bunu ogrenen Michigan'da yasayan, N.Carolina'da yasayan tipler binbir turlu itirazlar ve hatta suclamalarla karsimiza dikildiler.  Kaliforniya icinde, bizim bolgedeki -ama okulla alakasi olmayan- Turkler de email listeleri araciligiyla organize olup bizi durdurmak icin ellerinden geleni yaptilar.  Aklima geldikce gicik oluyorum.  Sanki tek akilli kendileri, sanki "hain Ermeni planlari"ni ustun yetenekleriyle gorebiliyorlar biz andavaliz.  Dunyanin en iyi universitelerinden birinde doktora yapan onca insanin zekasina "saf kuzunun pisi kedicikleri" diye hakaret etmelerini de iceren kendi iclerinde yaptiklari butun yazismalari bize yolladiklari emaile ekleyerek "forward" etmeleri bile kendi zekalari hakkinda bir gostergeydi ama neyse.  Biz kendi grubumuzda anketler duzenleyerek, toplantilar yaparak grubumuzun bu konuda kendisini rahat ve guvenli hissetmesini saglamaya calistik.  Sonunda da Ermeni ogrencilerle bir araya gelip lahmacun yiyelim, bir tanisalim anlasalim ve organizasyona oyle giriselim dedik, hatta bizim adimiza konusacak olasi isimler belirledik (ki Ece Temelkuran da onlardan biriydi, o zaman ortada kitap falan olmasa da hem konudaki tutumu, hem Hrant'la kisisel baglari yuzunden).

Bir yandan kendi icimizde bu konuyla ilgili bir uzlasi saglamaya calisirken, hatta "biz"den bazilariyla kopruleri atarken diger yandan da Ermeni ogrencilerle organizasyon konusunda ileri adim atmaya cabaliyorduk.  Ama bu konuda hayal kirikligi ustune hayal kirikligi yasadik.  Oncelikle, Ermeniler ta ilk bastan (ama beraber yapalim dedikten sonra) gidip iki kisiyle baglantiya gecmis, onlari davet etmislerdi bile, bize hic sormadan etmeden.  Isim vermeyeyim, bu iki kisiden biri Ermeni asilli bir tarih profesoru.  Kendileri icinde biraz "moderate" olarak bilinse de tabii ki "soykirim olmustur" argumanini yapan birisi.  Ona itirazimiz yoktu.  Ama Turkleri temsilen davet edilen kisi hemen hicbirimizi memnun etmedi.  Hani Yusuf Halacoglu cagrilsin demiyorduk (onu da diyen vardi bu bahsettigim "denyo"lar arasinda ama kaale almadik), ama bu cagrilan Turk kisinin Ermeni meselesi hakkindaki savlari soz konusu oldugunda Turk milletinin, "moderate" Turklerin bile fikirlerini, hislerini yansitabilecegine, temsil edebilecegine inanmiyorduk. 

Ermenilerle son derece samimi ve acik konustuk, kendi aramizda uzlasiya varmaya calisiyoruz, kolay olmuyor ama ugrasiyoruz.  Ama bu kisiyle olmaz, bakin cok makul soyle isimler var, lutfen beraber bu isi yapalim, bu kisiyi gruba kabul ettiremeyiz dedik.  Onlarin toplantisina bizden katilan da oldu, onlar da kendi iclerinde bazi seyleri tartisiyorlarmis ama anladigim kadariyla oncelikleri bizimle uzlasmaya varmak, bizi memnun etmek degildi.  Onlara biraraya gelip bir sosyal aktivite yapalim onerisini de goturduk pek tabii ki, ben gercekten umitliydim boyle bir aktivitenin herkes icin iyi olacagina, isleri cok kolaylastiracagina.  Ama Ermeni ogrenci derneginin baskani birden iletisimi kopardi.  Kendisine yollanan emaillere cevap vermedi haftalarca.  Biraraya gelemedik, bize panel hakkinda haber de gelmedi.  Oyle ortada kaldik.  En sonunda paneli su gun surada duzenliyoruz diye haberi geldi.  Pek tabii ki duzenleyenler/destekleyenler arasinda Turk ogrenci dernegi yoktu.  "Bu panel iki grup tarafindan duzenlenmistir" diyebilmek gibi bir oncelikleri hic yoktu, hic olmamisti anlasilan.  Panelin konusu Hrant Dink ve 301 gibi bir seydi, Hrant Dink uzerinden 301 ve Turkiye'deki demokrasi elestirilecek, hatta AB uyeligi tartisilacakti.

Yahu Hrant Dink'i anmak icin panel duzenliyorsunuz, hic mi okumadiniz adami, hic mi anlamadiniz?  Adam ustune basa basa Ermeni meselesinin Turkiye'nin AB uyeligi icin bir sart olmasinin bu konudaki acilimlara engel olacagindan, Ermeni meselesi meselesinin Turkler ve Ermeniler arasinda halledilmesi gerektiginden, 3. taraflarin (Avrupa, ABD vs.) buna burunun sokmasina izin verilmemesi gerektiginden bahsediyor; siz kalkmis Hrant Dink'i aniyoruz diye Hrant Dink'i bir "Turkey bashing" aktivitesine alet ediyorsunuz!  Adamin kemikleri sizlamistir herhalde taze girdigi topragin altinda.

Ben toplantiya gidemedim.  Giden arkadaslar "cok kotu olmadigini" soylediler.  Hatta Turkleri temsilen gelen kisi de bu meselenin AB sarti haline gelmesinin cok olumsuz etkiler yapacagi gibi akillica laflar etmis.  

Organizasyonun sonucu bir "disaster/felaket" olmasa da, Ermeni ogrencilerin tavri cok buyuk hayal kirikligi yaratti bende (ve bu is icin gercekten ugrasan, elestirilere gogus geren, dislanan, sinirleri bozulanlarda).  Biz kendi icimizdekilerin bir kismina sirtimizi donduk, gercekten iyi niyetle bir seyler olabilecegini, kendi adimiza bile ufacik olsa da beraber bir adim atabilecegimizi umit ettik.  Ermeni ogrencilerle biraraya gelip lahmacun-ayran esliginde 1-2 saat geyik cevirebilecegimize, bunun gercekten bir seyleri degistirebilecegine inaniyordum(k).  Ama cabalarimiz karsiliksiz kaldi.  Ermeni ogrenciler bize sirtlarini dondu, "cold shoulder"i yedik. Cok guzel bir firsat heba oldu.  Buyuk hayal kirikligiydi.

Bu bir olaydan buyuk genellemeler yapamam elbet.  Ama sunu anladim ki Ermeni ve Turkler arasinda herhangi bir yakinlasma icin iki toplumun da "moderate"lerine is dusuyor.  Iki grubun ilimlilari kendi insanlarina dertlerini anlatmali.  Bazilari tarafindan hainlikle, satilmislikla, saflikla, aptallikla, ve daha neler nelerle itham edilecekler, yilmamalilar.  Ne kadar cok insani dostluga inandirirlarsa o kadar iyi.  Turkler soz konusu oldugunda isbirligi icin adam kazanmak zor, bunu gorduk kendi mikro kozmosumuzda bile.  Ama Ermeniler soz konusu oldugunda bu daha kolay degil, belki daha zor.  Bizim ornekte Ermeniler kendi iclerinde "Turkleri anlayalim, dertleri neymis" diye fazla dert etmediler saniyorum.  "Biz ne istiyoruz, sunu, o zaman o olacak, Turkler de isterse dahil olsunlar istemezlerse olmasinlar"a geldi olay.

Anladigim diger bir sey de, sadece kendi icimizde bunlari tartisip tartisip birbirimizi yiyerek bir yere varilmiyor.  Bir sekilde, iki toplumun birbirine yakinlasmasi, iletisime gecmesi gerekiyor.  Bu pioneerlar, yani onculer, her zaman itilip kakilan satilmislikla itham edilen insanlar olmuslardir, hep boyledir; onlarin degerini tarih belirler zamanla.  Ama bu Turk-Ermeni meselesi soz konusu oldugunda ortada bir oncu takimi goremiyorum ben.  Evet, bazi insanlar var, hep duyuyoruz isimlerini ama -cesitli sebeplerden- iki toplum arasinda kopru olmaktan cok uzaklar.  Aklima hemen gelen iki sebep su: Bir: kendi toplumlarindan cok kopuklar ve toplumlarinin geneline bir sey anlatma gibi bir dertleri yok, Iki: diger gruptan insanlarla biraraya geliyorlar ama havanda su dovuluyor, herkes bildigini okuyup dagiliyor.  Ermeni "moderate"leri, "oncu"leri hakkinda cok fazla bir sey diyemeyecegim, bizim Turk "oncu"leri hakkinda fikirlerimi bu "ozur diliyorum" girisimi etrafinda anlatayim.  

III. Ozur diliyorum girisiminin bosunaligi.

Yukarida da dedigim gibi, bu girisim tamamen "futile" yani bosuna oldugu gibi, geri de tepebilir (ki tepiyor da).  Metnin "wording"ine hic deginmeyecegim bile, onlar aslinda detay (ama benim de dusundugum ama ssg'nin benden once ifade ettigi seyi tekrar etmeden duramayacagim: uzgunum/i am sorry ve ozur diliyorum/i apologize farkli seylerdir.  Sirf bu kelime secimiyle ne destekciler kaybettiler, tepkiler nasil katmerlendi kim bilir?)

Oncelikle, teknik olarak "ne bu ya?".  Herhangi birisi, gidip oraya herhangi bir isim yazip metni imzalamis olabiliyor.  Sonra da insanlar cikip "ben imzalamadim" demek zorunda kaliyor (mesela ssg, Tarkan (Tevetoglu)).  E imzaci listesine guvenemeyeceksek ne anlami kaliyor ki bu kampanyanin?  Imzacilarin bir kismi bile imzaci degilse, boyle bir sey niye var?  Bu teknik sorunun onune nasil gecilir bilemiyorum, email onayli bir sey olsa bile herkes degisik email adresleri alabiliyor zira.  T.C. kimnlik numarasiyla falan olsa, fazla karmasik olur.  Belki arkaik de olsa kagit kalemle yapilmaliydi imza toplama isi, ama boyle olmamis.  Cok acemice goruntu ve islevsellik acisindan (bir ara teknik sebeplerden takildi kaldi zaten).

Ikincisi ve daha onemlisi: bu girisimin amaci ne? Niye toplaniyor bu imzalar? Gorebildigim kadariyla tek amaci "imzalayin vicdaninizi rahatlatin!"  Baskaca bir amaci vardiysa da o amaclara kesinlikle hizmet etmiyor. Soyle ki:

* Ermenilere bir "iyi niyet" gosterisi yapmaktiysa amac, hic etkili olacagini sanmiyorum. Zira karsisina acilan ve imza acisindan katlayan ozur bekleyen siteler Ermenilerin daha cok dikkatini cekecektir.  Ve dahi Ermenilerin cogunlugu "soykirim"i acikca tanimadikca soylenen "laf"lari kaale almayacaktir (gelen haberlere gore bu girisime olumlu tepki gosterenler "buyuk felaket"="soykirim" olarak algilayanlar ve Turk aydinlari soykirim icin ozur diliyor diye yorumlayanlar).  Malesef Ermenilerin cogu icin ya soykirimi kabul ediyorsunuz ya da inkarcisiniz (denialist), ortasi yok.  Birbirimizin omzunda aglama isini gerceklestirebileceginiz Ermeniler yok mu? Vardir.  Ama onlara ulasmanin yolu bu degil, kesinlikle degil.  Onlar bu girisimi gorseler de durduklari yerde urkek urkek bakiyorlar, sevinseler de bu girisim onlarin ileri bir adim atmasi icin yeterli insentif vermiyor onlara, durtmuyor, cekmiyor, yanlarina da gitmiyor.  Ermeni toplumu icinde bu girisime gelecek tepkiler belli:  Zaten bas bas bagiran ve ortami domine edenler-uclar-, nasil algiladiklarina gore "Turkler hala inkarci, oyun oynamasinlar!" diye reddedecek ya da "Iste bazi Turkler gercegi gordu, darisi digerlerinin basina, hoyda bre!" diye aferini basacak (Ornek 1, Anca cevabi, Ornek 2).  Imzacilarin beklediginin bunlar olmadigina eminim.  Onlar bir el uzattiklarina inaniyorlar, birileri o eli tutsun istiyorlar.  Ama o eli tutabileceklere uzanmiyor "bu" el.  O yuzden yanlis, ve "futile".

* Eger asil hedef (audience) Ermeniler degil de Turklerdiyse, ki ben metnin kendisine ragmen oyle oldugunu dusunuyorum cidden, o Turklere ulasmak, onlari durtmek, onlari dusunmeye sevketmek, onlari bir seylerle yuzlestirmek icin de tamamen yanlis yontem, hatta dedigim gibi ters tepen bir yontem.  Siz "aydin"siniz ama "halk"tan bu kadar mi kopuk olunur kardesim?  Siz "oncu"luge soyundunuz, bu cesareti gosterdinizse, once alkislarim, ama bir de donup arkaniza bakin onculugunu yaptiginiz insanlar, en azindan spektrumda size daha yakin olan kesim, arkanizdan geliyor mu?  Yoksa kendi kendinize calar oynarsiniz, sizin icin bir anlami olur belki, kendinizce tatmin olursunuz ama asil meseleye hic bir faydaniz olmaz, hic.  

Ne yaptiniz simdi? Imzayi attiniz, web sayfasini sanal ortama saldiniz, ondan sonra cekildiniz geri.  Millet atip tutsun, destekleyen kose yazilari gelsin kostekleyen kose yazilari gitsin, Canan Aritman Abdullah Gul'un seceresini tartismaya acsin, Basbakan size "kicimin aydinlari" demeye getirsin, karsit sayfalar sizin imza sayinizi katlasin, sizin actiginiz kapidan spektrumun karsit "uc"unu temsil edenler gurlesin essin iceri.  Bu muydu hakikaten niyetiniz?  Ya da bunun olacagini kestiremediniz mi?  Kusura bakmayin da pek safmissiniz.  Bu olacaklarin olacagini tahmin edememek, sonucun "kotu" olacagini tahmin edememek icin ya saftrik olmak lazim ya fikirlerine etki edilmek istenen insanlari hiccc tanimamak lazim ya da ozunde bir Turk-Ermeni yakinlasmasini baltalamak niyetine sahip olmak lazim.

E ne yapsalardi? diye sorabilirsiniz.  Evet, bir seyler yapilmali, orasi kesin.  Ama "bu" degil.  Hadi bu imza kampanyasini baslattiniz, savunun bari.  Imza atip geri cekilmekle olmuyor ki.  Evet, bazi imzaci kose yazarlari dertlerini anlattiklari yazilar yazdilar (Perihan Magden'inki ozellikle "karsi savlar"i guzel topa tutuyordu) ama sesleri bastirildi gercekten.  Ben Turkiye'de degilim, o yuzden bazi seyleri kaciriyor muyum acaba diye dusunuyorum su hali gorunce.  Boyle alel acale metni imzaya sunacaklarina bir organizasyon esliginde yapsalardi mesela.  Bir hafta boyunca bu konuyu enine boyuna kesip bicecekleri bir konferans/paneller dizisi esliginde imzaya sunsalardi.  "Bak kardesim, bu alengirli politik bir konu ama insani bir yonu de var.  Elini vicdanina koy ve soyle olenler icin uzulmuyor musun?" diye insanlarin insanligina ulasmaya calissalardi.  Evet en uctaki radikal denyolari, andavallari gozden cikarmak el mecbur da, vicdanli "insan"lari karsilarina alip konusmalari, dertlerini onlara anlatmalari, onlarin dertlerini de dinlemeleri gerekirdi.  Ve eminim o insanlar icinden bayagi destek bulurlardi, o zama bir "acilim" olurdu.  Boyle "biz yaptik oldu!" tavriyla ne basarilabilir ki?

Iste burada kritik bir sey daha var.  Insanlarimiz icindeki insanliklarini kaybetmemis, insanliklarini politik oyunlarin ustunde tutan insanlar, olulere uzulebilen insanlara "haydi hep beraber Ermenilerin olulerine uzuluyoruz" dedigin zaman "nasil yani?" diye kalakaliyor bu insanlar, o "koseye sikistirilmis kedi" hissiyati aktive oluyor.  Olen Ermenilerde oldugu gibi sayisi, nedeni nicini ve sairesi tartismali olsa da Turkler de olmus o sirada.  Insanlara "haydi olulere agliyoruz" dediginde butun olulere aglamak istiyorlar, "yok sizinkiler degil, sadece onlarinkiler" deyince, "once onlarinkilere aglayalim, sonra sizinkilere sira gelir belki?" deyince niyetini sorgulamaya basliyorlar.  Ya da ne bileyim kendisi onlarin olulerine agladiginda, Ermenilerin bir kisminin da kendi oluleri icin aglayacagina inanmak istiyor.  Garanti, teminat, aksiyon degil, inanmak istiyor.  Ama "aydin"larimiz boyle bir inanci saglayabilecek durumda degiller, oyle bir gucleri becerileri yok.  "Bunu saglayabilecek durumda degiliz, ama onlarin da bizim olulerimize aglayacagini umit ediyoruz, hadi bir ilk adim atalim" bile demiyorlar, bu tarafin olulerine dair hic bir "acknowledgement" yok.  Bu insanlardan olumlu bir tepki bekliyorsaniz bu olulerden de bahsetmek zorundasiniz, onu bunu suclamak zorunda degilsiniz ama "vicdan"inizin o oluler icin de sizladigini gostermek zorundasiniz.  Yoksa iyi niyetiniz sorgulanir, "ya Ermenilerin katlettigi Turk koyluleri..." diye damardan girip "boargghhh!" boguren gerzek radikal tiplerin ekmegine yag surersiniz.  Ortadaki vicdanli insanlari ne guzel "uc" tiplerin kollarina kiskisladiniz, helal olsun!

Eminim niyetler iyiydi, de...  Anglofon olup "what were you thinking?" demek istiyorum.  Koskoca profesorler falan imzalamis.  Hatta te baslarda listeye baktim, siyaset bilimci kayniyordu liste.  Onune gelen siyaset bilimci diyor kendine de biriniz mi conflict resolution, reconciliation processes okumadiniz?  Dunya uzerindeki orneklerden hic mi haberiniz yok?  Iki tarafta da bu sorunun devam etmesini saglayan maddi ve manevi sebepler varken sadece bir tarafin sebeplerini hedef almak, digerlerini yok saymak ne kadar mantiklidir?  Badiniz email atti "Abi soyle soyle bir olay var, imzalar misin?" dedi, o imzayi atarken ne dusundunuz Allah askina?  Amacimiz ne, ne yapmaya calisiyorum, bunun orta ve uzun vadede iki toplum icin yarari/zarari nedir diye bir sordunuz mu?  Yoksa sirf vicdan rahatlamasi miydi amac?  Oyleydiyse super bencilsiniz, benden sonra tufancisiniz.  Eger "ya aydin gozukmem lazim, aykiri olmam lazim" seklinde boyle bir girisimi ortaya attiysaniz, zaten yuh size!  

Bir daha boyle bir ise giriseceklere tavsiyem -ki umarim girisenler olur- oturup iki dakika dusunun.  Bencil/kisisel sebeplerinizle hareket etmeyin.  Hedef kitleniz kim onu bir tespit edin.  Insanlarin derdini bir anlayin dinleyin.  Ermeni "oncu""moderate"lerle biraraya gelin ("Ermeni konferansi" deneyiminden biliyoruz ki kolay degil ama imkansiz da degil).  Iki halkin onculeri beraber aglasin butun olulere, ama kendi aralarinda degil, insanlarin gozu onunde (O yuzden "aydin"larin kendi caplarinda yaptiklari konferanslar kendi calip kendi oynamak oluyor, bir kanal yayinlasin bari, ya da youtube'a konsun anasini satayim).  Ermeni ve Turk aydinlarin birbirleriyle konustugunu, anlastigini, anlasabildigini gormek insanlarin fikirlerine ve vicdanlarina daha cok etki eder.  Bu isi devletlere politikacilara birakinca bir sey olmuyor, alalim sazi elimize diyorsaniz, sazi dogru duzgun calin, calmasini bilmiyorsaniz ogrenin.

Bence Ermeni meselesi konusunda Turkler arasinda bir acilim yapmak acisindan "Agri'nin Derinligi" ne kadar dogru ve faydali bir girisimdiyse, bu imza kampanyasi da o kadar yanlis ve bos.  

Ozetle fikir ve hislerim bu sekilde.  Bos gordugum bir girisime imzaci da olmadim haliyle.  Ama daha iyi dusunulmus, planlanmis girisimlerin arkasindayim.  Bunu sadece imzalamiyorum saydigim sorunlar sebebiyle.  Diger yandan, agzindan salyalar sacan ultra paranoyak dangalaklara ifrit oluyorum, o ayri.

Coralvillepubliclibrary sayfasindan asirdigim bir resimle bitireyim:


Pazartesi, Kasım 03, 2008

Firsatcilik ve Cektigimiz Acilar (ya da Congo'dan Haber var!)

Bugun derste ic savas ve baskaldiri (civil war and insurgency) konusunu isliyorduk. Bu konulardaki teoriler iki ana baslikta inceleniyor, kisace greed vs. grievance diye yerlesti jargona (Collier ve Hoeffler makalesinin izleri). Greed dedigin bildigin firsatcilik, elinin altindaki imkanlari (elmaslar mesela) ve devletin zayifligi gibi faktorlerin varligini firsat bilip ne koparsam kardir diyerek ise girisenler. Grievance turu aciklamalar ise "bizi ezdiler, bize esit hak vermediler, bizi biz oldugumuz icin hor gorduler" vs. turu "biz"im cektigi"miz" acilardan dem vuran primordial soslu teoriler. Burada not edilmesi gereken, basinda ve halk arasinda, ve hatta bu insurgent gruplarin kendi diskurlarinda genis yer tutan "grievance" aciklamalarinin yetersizligi. Yani buyuk etkileri olabilir mobilizasyon acisindan ama kendi basina yeterli degil (sufficient degil, necessary olduklari konusu supheli). Yeryuzunde cok fazla "aci ceken" grup var (her turlusunden), ama mobilize olan, ayaklanan, devletle savasa girisen grup sayisi potansiyel dusunulurse cok ufak bir oran. Acilar yetmiyor yani, ustune bir seyler gerekiyor "hoyda bre!" demeleri icin insanlarin.

Dersten saatler sonra evde google readerimdan okudugum su yaziyi gorunce komigime gitti, tuh dersten once gorseymisim dedim. Gidip dersin web sayfasina koysam mi dedim, belki sonra koyarim. Simdilik buraya bir link vereyim. Okuyun siz de, bakin gerillalarin degirmeninin suyu nereden geliyormus. Congo'ya baglanalim.

Pazar, Kasım 02, 2008

Kucuktum Ufaciktim...

...70 yasinda bir kart horozun tecavuzune ugradim...
ya da
...polisin onune suruldum, dayak yedim, vuruldum...


Cocuk deyince normalde insanin aklina boyle masum, dunyanin kotuluklerinden habersiz, kotulugun nereden gelecegini bilmedigi icin de sarilip sarmalanasi, korunup kollanasi kucuk insanlar gelir. Cocuk deyince normalde insanin icinde bir merhamet uyanir. Cocuk deyince normalde biz gocup gidince kalan onlar olacak diye hem kiskanilir hem umitle dolunur. Cocuk deyince normalde akla dondurma, bebek, oyuncak araba, cicili bicili kiyafetler, seker, gazoz, oyunlar, renkli kalemler, sayi fasulyeleri, dogumgunu pastalarina dikilmis minimal sayida mum gelir. E ama gazetelere bakiyorum, cocuklar -henuz Nisan ayina cok olmasina ragmen- mansetteler. Bakiyorum, mansetteki cocuklarin bebeklerle, sekerlerle, gazozlarla orulu dunyasi olmasi gereken, kozalarda korunmasi gereken cocuklarla alakasi yok. Bu cocuklar bebegi sekeri goremeden kozalari caart diye yirtilip icinde alinmis gundemin ortasina caatt diye firlatilmis cocuklar. Bakinca insanin icinde dogan duygu merhamet degil, ona firsat kalmadan cocuklara acima (ki merhametten farkli bir sey) ve onlarin bu hallerinden sorumlu olanlara karsi bir hinc ve igrenti oluyor.

Iki tur vaka var. Birincisi cinsel istismar ve tecavuze ugrayan cocuklar. 14 yasindaki bir kiza tecavuz ettigi iddia edilen Huseyin Uzmez'in cocugun fiziksel ve ruhsal olarak olaydan etkilenmedigini belirten bir adli tip raporu yuzunden tutuksuz yargilanmasina karar verilip serbest kalmasi ve sonrasinda da kanal kanal dolasip sacmasapan konusmasi uzerine konusuluyor bu konu daha cok. Ama Uzmez vakasi tek degil, onunla ayni gunlerde gazetelerde en az 2-3 cocuk tecavuzu haberi daha gordum. Genelde de aile ici tecavuzler ustelik.

Bir cocugu cinsel istismardan korumak icin ailesine, kendi ana babasina guvenemeyeceksek kime guvenecegiz??? Uzmez bu davada suclu, aksini iddia etmiyorum, ama kizin annesi de en az onun kadar suclu. Nasil bir anne ki bu adamdan iki kurus maddi beklenti veya guvence icin kizini adamin koynuna sokuyor, bile bile. Ve bu cocuk da icinde kopan firtinalara ragmen bulundugu kurumda hala anne ozlemiyle uykusuz kaliyor (psikolog raporlarinda oyle denmis). Diger durumlarda da cocuguna tecavuz eden babalar, cocuguna tecavuz eden amca/dayi/yegen vs. tiplere goz yuman babalar, ve cogu ornekte ne oldugunu bile bile sesini cikarmayan anneler var. Eve aldigi herif 17 aylik bebegine (cocuk bile degil yahu, bebek!) tecavuz ederken kim bilir ne cehennemde olan anneler var. Benim cocugum yok, bir kedicigim var. Ona yan bakani parcalayabilirim, o derece korumaci hislerim var hayvana karsi. Bu kadinlar bu cocuklari 9 ay karinlarinda tasiyorlar, eziyetle buyutuyorlar. Nasil "tecavuz"e goz yumabiliyorlar aklim almiyor, vallahi almiyor.

Bunu, kadinlarin cocuklarina, kizlarina karsi bu acimasizligini sadece bir sekilde rasyonalize edebiliyorum: women's patriarchy (yani kadinin ataerkilligi). Bu terminolojiyi ben uydurdum, arama taramalarima gore literaturde bu sekilde kullanilmiyor (Kullanacak olursaniz ya mesaj atin "aslinda su kisi kullanmis" deyin, ya da blogumu cite edin diyerek ortami sulandirdiktan sonra ciddiyetime doneyim). Deniz Kandiyoti'nin "bargaining with patriarchy" yani ataerkillikle pazarlik etmek diye bir kavrami var. Diyor ki kadinlar dezavantajda olduklari, guc sahibi olmadiklari ataerkil bir duzende bir sekilde varolmak ve az da olsa otonomi saglayabilmek icin cesitli sekillerde duzenle aldim verdim ben seni yendim oyunlarina giriyor. Benim "women's patriarchy" dedigim sey, bunun ozel/spesifik bir cesidi, bu pazarliklarin bir kisminin sonucu. Mesela Afrika'da female genital mutilation (FGM-Kadin sunneti) uygulamalarinda genc kizlara operasyonu yapan da, onu oraya goturup zapteden de kadindir (ikincisi annesidir hatta). Mesela bizim yeni model namus cinayeti (yani namus intihari) vakalarinda zehirli yiyecegi, boyuna gecirmelik urgani goturup kiza veren yine kadindir (cogunlukla annesi, ya da hala/yenge/abla). Mesela (Kandiyoti'de de var bu ornek) Orta Asya'da kendisi de gencliginde cok cektigi halde gelinini kole gibi kullanan, her turlu eziyeti cektiren kaynanalar da kadindir. Bu kadinlar hemcinslerine, hem de akrabalari, cocuklari olan kizlara erkeklerin etmedigi bu eziyeleri bilerek ve isteyerek yapmiyorlar. Ataerkil dunyada varolabilmek icin bunu yapmak zorundalar. Kadinin ataerkilligi, bir kadinin diger bir kadina ataerkil mentalitede bir erkekmiscesine yaklasimi, davranisi kendisinin o dunyada varolma savasindan ileri geliyor.

Ben tabii -sukretmeli saniyorum- herhangi bir sey icin baska bir insana mecbur olmadigim icin (oyle de ozgur kizim) kedime yamuk yapana "hot!" diyebilme luksum var. Gel bir de bunu 8 cocuklu, issiz, egitimsiz bir kadin icin soyle. Diger 7 cocugunun bekaasi icin diger birinin onune fare zehirini koyabiliyor. Mecbur.

Tabii bu rasyonelizasyonlar da bir yerde tikanip kaliyor, pes ediyorum. Cocuklari korumak icin anne babalara guven olmaz diyorum, nerde bu devlet diyorum. Devlet korusun cocuklari evet! ABD'de oyle mesela, filmlerde falan gormussunuzdur, hastane dizilerinde ya da. Doktor ailesinin cocugu dovdugunden falan suphelenirse hemen sosyal hizmetler gorevlisini cagiriyor, gorevli cocugu aileden alip devlet korumasina gecirme yetkisine sahip. Evet, birak tecavuzu neyi, cocuga fiske attigin farkedilirse gitti cocuk. Super di mi? Devlet alsin cocugu, sefkatli kollarinda buyutsun. Yine amerikalilarin deyimiyle "yeah right!" diyorum, ya da tiki Selin deyimiyle "oooldu gozlerim doldu!"

14 yasinda cocugun tecavuze ugrayip da ruhsal olarak etkilenmedigini rapor edebilecek kurumlara sahip bir devletten bahsediyoruz. Resmi evlilik yasinin 14'e indirilmesini onerebilen yargitay hakimlerine, ve bunu oturup tartisan Adalet Bakanligi memurlarina sahip bir devletten bahsediyoruz. Bizzat Cocuk Esirgeme Kurumlarinda korumasi altindaki cocuklara kurumun yetkilileri, mudurleri tarafindan taciz, tecavuz edilen bir devletten bahsediyoruz. Devlet cocuklari korusun, yeah right! Memurlari cocuklara kursun sikan bir devletten bahsediyoruz.

Evet, ikinci cocuk mansetlerimiz Apo-DTP-polis ekseninden geliyor. Malum Apo efendiye Imrali'da kotu davranilmis iddialariyla Istanbul dahil pek cok sehirde protestolar, mitingler, yuruyusler, kepenk kapatmalar oldu. Hatta isin komik tarafi, bunlarin buyuk kismi Turkiye Cumhuriyeti'nin BASbakani Erbakan guneydogu'da turlarken oldu. Apo mapo bahane, DTP 22 Temmuz'un rovansini aliyor, verilen mesaj belli "Gizli oy verilen kabinlerden galip sen cikabilirsin AKP ama buralar hala benim kurtarilmis bolgem, gelip dolasmaya kalktiginda ortaligi kan golune cevirme kudreti bende". Turkiye'deki Kurtlerin de, DTP'nin de gecerli ve kaale alinmasi gereken, kaale almanin otesinde duzeltilmesi gereken sorunlari (ing. grievance) var, ama onlari dile getirmenin yolu halki boyle galeyana getirip, siddete canak tutmak midir? Hele hele de, cocuklari on saflara surmek midir?

Guneydogu Filistin olmus, son haberler ve fotograflari bunu gosteriyor. Turkiye'nin icinde bir Filistin var. Robocop polislere karsi eli tasli sopali cocuklar. Israil'e bakip "caniler!" diyen, Filistinli cocuklara bakip "bu ne geri kalmislik, bu ne sefalet!" diyenler. Ahanda aynisi bizim ulkemizde oluyor? Ama buradakine bakinca Allahsiz Kurt teroristler, cocuklari pis islerine alet ediyorlar filan fistik. Evet, cocuklar -kim olduklarini tam bilmiyorum- birileri tarafindan sokaga suruluyor, "ben de gidicem!" dediginde "sen otur!" denmiyor en azindan. Cocuklar bu isin icine bir sekilde giriyor. E, sonra? Sonra polisler karsilarindaki duzenli orduymus gibi girisiyorlar, dovuyorlar, vuruyorlar, gozaltina almadan tutukluyorlar, yine dovuyorlar. Uzaktan bakip saskinlikla kalakaliyorum ben bunlari okudukca, mesela su fotograflara baktikca. Cocuklarin oraya cikmasina izin verenler (aile olsun politikaci olsun) kadar onlara el (ya da cop, silah) kaldiran "guvenlik" guclerine de yaziklar olsun. Bu cocuklara uniformali adamlar el kaldirdiktan sonra o cocuklardan bu ulkeyi sevmelerini, bu devlete guvenmelerini isteyebilir misiniz? Yarin bir gun daga cikarlarsa "niye ciktin?" diye sitem edebilir misiniz? Bu cocuklari doverek PKK'yi bitirebilir misiniz? Haberlerden birinde, Adana'ydi saniyorum, gosteri olacak diye sokaga dikilen polislerle cocuklar plastik topla maca girismisler, onu anlatiyordu. Butun bu hengamede insani gulumseten bir o haber oldu. Neden onlar oyun oynayabilirken birkac sokak otesinde o polislerin arkadaslariyla o cocuklarin yukari mahalleden arkadaslari birbirlerine giriyorlardi? Fark ne ki?

Cezaevi deneyi ile unlu Zimbardo'nun "the Lucifer Effect" diye bir kitabi var, orada seker gibi guzel insanlar nasil cani seytanlara donusebiliyor ondan bahsediyor. 70 yasinda bir adam 14 yasinda bir cocuga nasil elini surer (ve de tvlerde "oh iyi yaptim"a gelen laflar eder)? Sesini duyurmak isteyen politikacilar cocuklari nasil polisin onune surer? Cocuklari koruyup kollamasi gereken devletin polisleri neden o cocuklari dover? Anlat Zimbardo, insanliktan nasil cikiliyormus anlat. Ben de iddialiyim, eger herhangi bir baglamda "cocuk" dendiginde "seker, gazoz, dondurma, oyuncak araba, bebek, oyun, sayi fasulyesi, boyama kitabi" gibi seyler degil "boks torbasi" "ellenecek cinsel obje" "minik mucahitler, savascilar" "terorist oglu terorist" gibi seyler geliyorsa icinizdeki lucifer sizi ele gecirmis demektir, insaniyetten cikmissiniz demektir. Icinizde kalmis olabilecek bir gidim insana ulasincaya kadar kendinize tekrar edin: O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk....

Birkac da link vereyim bitirmeden:
Radikal konusmus tas atan cocuklarla, 14-15 yasinda onlar da, Uzmez'in kurbani gibi. Bazilari bilgisayar oyunu saniyor, bazilari devletten cekmis birilerinin ocunu aliyor, bazilarinin yapacak daha iyi bir seyi gelecekten umudu yok. Kisacik bir haber, 5 cocugun dediklerini kisaca yazmislar, mutlaka okuyun (iciniz burkulmazsa insan degilsiniz, onu da soyleyeyim).
Ece Temelkuran yazmis tas atan "Korkunc Cocuklar"i ve de hesap sormus "14 Yas!"indaki kizlarla evlenip onlarin egitimlerine engel olan AKPlilerden (bu konuda ben de hesabimi sormustum hatirlayamadiysaniz bakiniz: ya sonra! ) Yildirim Turker de Huseyin Uzmez'in neye guvendigini sorgulamis, tecavuzlerin nasil olup da siradanlasabildigini de.

Kucukken cheezy "bir dunya birakin biz cocukara, islanmis olmasin goz yaslariyla, oynaya oynaya gelin cocuklar, el ele el ele verin cocuklar" diye bir sarki vardi. Imkansizi mi istemisiz sarkiyi soylerken nedir?

Ertesi gun gelen ek:
Aslinda belki yeni bir post yazilabilir bunun icin, ama ugrasamayacagim. Iste size cocuklarin cocuk oldugunu unutanlardan bir demet. Radikal tas atan cocuklarin pesini birakmiyor ve DTP Kadin Meclisi uyelerine soruyor onlari. Bu uyelerin konu hakkinda soylediklerini okurken yer yer "yaziklar olsun!" dedim, cunku satir altlarinda "dava cocuklardan once gelir" diyorlar. Cocuklarin yetistikleri ortamin zorluguna dikkat cekmisler, orasi hakli. Ama soyle de bir durum var: bir cocugun etrafinda olan biteni algilayisi ve ondan kendince yorumlar cikarisi degil bahsettikleri, bahsettikleri Kurt hareketi tarafindan cocuklara empoze edilen "olan biten budur" yorumu. Yani ablasi iskence goren bir cocuk olanlari yorumlarken politik bir yorum, analiz pek bulunmaz yorumlarinda. Ama birisi (ablasi da olabilir bu) ona Turk devleti bana bunu yapti, kahrolsun TeCe biji serok Apo falan derse cocugun kafasindaki yorumlar bambaska olacaktir. Bu haberi okurken aklima Ece Temelkuran'in Agri'nin Derinligi kitabinda Ermeni yetiskinlerin cocuklarina "soykirim"i "ogretmeleri" konusunda yazdiklari geliyor. Nefret ve korkunun minik kafalara bir guzel yerlestirilmesi. (Bu arada her postta Ece Temelkuran'dan bahsediyorum, link veriyorum, goren de tek okudugum o ya da yakin arkadasim falan sanacak).
Peki cocuga bu politik endoktrinasyonu yapanlar cocugu politiklestirmiyorlar mi? Bence politiklestiriyorlar. Ozunde -ta ozunde- cocugunu 70 yasindaki herife peskes cekmekten cok farkli degil. Acizliklerini, cehaletlerini ve akli melekelerin, karar verme yetisinin tam oturmamis olmasini kullaniyorlar. Bu bayanlara da tavsiyem, tekrarlayin: cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, potansiyel militan degil, cocuk, cocuk, cocuk, kucuk apocuklar degil, cocuk, cocuk, cocuk, Kurt milletinin kurtaricisi degil, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk...


Perşembe, Eylül 18, 2008

Burokratin turkusu: Hataliysam dava et

Son bir iki yazida ortak bir tema var gibi: isini yapmayan burokrasi. AKP'nin AKIM'i yapilmayan islerin bildirilmesi uzerine yetkili burokratlara tepeden inme bir sekilde "yapin ulen!" denmesi uzerine kuruluydu. Sosyal yardim konusundaki burokratik rezaletten ise iki kurum kendi mesreplerince oneriler sunup faydalanmaya calisiyorlardi (sanki ozerklik veya bakanlik olunca her sey tikir tikir islemeye baslayacak). Simdi de isini dogru duzgun yapmayan burokrasiye yeni bir gol girisimi, Danistay'dan geliyor: "Hataliysan ode!" devri basliyor.

Radikal'in 18 Eylul 2008 tarihli su haberine gore "Danıştay 5'inci Dairesi, “Kamu görevlilerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden ve kendi kusurlarından doğan zararı toplum ödemek zorunda değildir” kararı verdi." Olayin hikayesi kisaca Bergama'daki Ovacik altin madeni ile ilgili yargi kararinin uygulanmamasi (bu karar tam olarak ne bilmiyorum, saniyorum ki islem durdurma karariydi ve durdurulmadi) uzerine Avrupa Insan Haklari Mahkemesi'ne gidiyor 10 vatandas, AIHM de onlarin lehine karar verip Turkiye hukumetini tazminata mahkum ediyor. Bu 10 kisinin alacagi toplam tazminat 30bin Euro ama ayni sekilde dava acanlarin davalari da bu sekilde sonuclanirsa 2milyon YTL'ye kadar cikabilecek bu fatura.

Bu 10 kisiye paralari odeniyor devlet (Hazine) tarafindan ama isin ilginc kismi burada basliyor. Elemanlarin avukati Ankara Idare mahkemesinde dava aciyor, diyor ki bir nevi "biz bu parayi bir sekilde alacagiz ama hazine degil bu iste ihmali bulunan yetkililer odesin o tazminati". Bu saniyorum ki bir ilktir, cunku cogu durumda tazminat hakki doganlar parayi alir oturur o defteri de kapatir. Burada mesele para degil anlasilan (adam basi 3bin Euro cilgin bir miktar degil zaten), Bergamalilar asil sorumlularin cezalandirilmasini istiyor, oc istiyor, kana kan goze goz dise dis. Ankara Idare mahkemesi bu davayi goremem ben deyince Danistay'a gidiliyor ve cikan karar da yukaridaki oluyor.

Danistay'in bu konudaki akil yurutmesi/reasoningi su: bu burokratlar imzalari atarken, bu yanlis islerin devam etmesini saglarken sebebi ne olursa olsun hata yaptilar. Bu burokrat hatalarinin sucunu halka odetemeyiz (zira Hazine'den cikan tazminatlar bizim yol-su-elektrik olarak geri donsun umuduyla verdigimiz vergilerimiz aslinda). Yargi islemleri bir sure daha devam edecekmis, bu kesin sonuc degil yani. Ama varsayalim ki danistay'in karari oldugu gibi uygulanabildi, ne olur?

Alkislanasi avukat Senih Ozay, bunun burokratlari hizaya sokacagini soylemis. Teorik olarak evet, hem de nasil sokar. Dusunuyorum da, ben memur olsam imza atmaya korkardim, attigim her imzadan sonra kabuslarla uyanirdim. Az buz meblalar degil ki tazminatlar! Bu davada 720 civarinda kisi sorumluymus mesela, 2 milyon YTL'lik tazminati bolsen adam basi 2800 YTL gibi bir sey ediyor. Siradan bir burokratsan (yani memursun) kasar bu tazminatlar seni, evine haciz gelir, karin dizini dover(ya da kocan seni dover)ken, cocuklar "anne/baba televizyonumuzu goturuyolarrr, bisikletimi goturuyorlarrr" diye aglar (dalga gecmiyorum, haciz cok acikli bir olay). Evet bunu onlemek icin imzalar atarken isini yaparken cok ince eleyip sik dokursun ama bu da cozum olmayabilir. (Aklima Amerika'daki doktorlarin teshis/tedavi hatalari sebebiyle acilan davalar yuzunden yasadiklari korkular geliyor). Memur olmak yerine ozel sektor'e gecebilirsin, bu durumda zaten cok da kalifiye olmayan burokratlarimiz da kacar, burokrasi "employer of last resort" olur (zaten oyle de artik iyice dibe vuraraktan). Olan elemanlarin imza atma korkusuyla burokrasi tikanir zaten, "efficiency" fena darbe yer. Ya da isin riski yukseldigi icin adamlar iyice rusvetci olur (dava olur da tazminat odemek zorunda kalirsam korkusuyla rusvet gelirlerini artirirlar, imzaya gelen adama "dosyaya tazminat fonu katkisi ekledin di mi?" der. N'oldu yine vatandasin cebinden cikti tazminat.

Teorik olarak sahane de pratik olarak olacagi ben size soyleyeyim. Devlet kendine burokrat memur alirken onlara bir de sigorta yapacak (ya da baska tur bir guvence verecek), baska turlu is yurumez. Atiyorum diyecek ki ise alirken "maasin su, neti bu brutu bu emekli sandigi bidi bidi. Bir de sana sigorta yapiyorum, tazminat davalarina karsi, ayda su kadar primi var, su kadarini sen odeyeceksin su kadarini ben". Evet, yani, burokrat rahat calissin diye, korkma evine haciz gelmeyecek guvencesi verecekler ise alirken. Yani o tazminatlar yine bir sekilde devletin (kamunun) cebinden cikacak, ustelik bundan bir de sigorta sirketi gibi 3. taraflar kar edecek.

Ama mesela araba sigortasindaki gibi bir sey olsa, devlet dese ki "ilk hatana kadar garanti veriyorum, cebinden para cikmayacak. Senin icin ilk tazminati odedikten sonra soyle bir odeme yapacaksin (bu memurun hayatini kaydirmayacak ama ceza olacak bir miktar olmali, maasindan kesilebilir, prim odetilebilir vs.), senin yuzunden ikinci bir tazminat odersem bu miktar artacak. Askeriye'de var saniyorum bu, kisisel hatalar yuzunden maddi zarar olursa hatayi yapan oduyor. Atiyorum gidip mal gibi ucagi daga gecirdin heyecan olsun diye, canli kalir da askeri mahkemede sorumlu tutulursan bir f-16 parasi veriyorsun.

Tabii kararin pratik sonuclari arasinda su da var ki bu karar her turlu ihmal ve hata icin gecerli olmayacak. Haberde demis ki "657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 13'üncü Maddesi uyarınca kurumun, kamu görevlisinin kusurlarından doğan tazminatı personele rücu etme hakkının bulunduğunu bu mekanizmanın ancak kişinin belirgin kusurunun bulunduğu işkence, kötü muaemele ve insanlık dışı muamele sonucu işletildiği belirtil[di]" (rucu yonlendirme demekmis). Yani neymis, dilekce verdik yolumuzu yapmadilar arabamin egzosu dustu versin parasini kaymakam diyerek bir yere varmak mumkun degil (bu arada, egzos nasil yaziliyor yav? exhaust?). Ama mesela, kaymakam'a dilekce vermeye gittim, bana "ziktir lan kicimin kenari sen de kim oluyorsun" dedi, 2 de sahidim var diyerek yola ciktiysan kotu muamele kategorisinden bir yere varilabilir.

Son "pratik" sorun da su ki, bu "hataliysan ode" sumenalticiligi da artirabilir. Sonucta memuru yine gidip memura sikayet ediyorsun, bu memurlar arasinda bir memurluk dayanismasi olusturabilir "bize odetiyorlar bouhu bouhu" mazlumlugu. Iskenceci polislerin bir turlu hak ettikleri cezayi almamalari gibi olur tazminatlar da. AIHM'ye gidebilmek icin yurtici hukuk yollarini tuketmek gerekiyor malum, ulke dahilindeki yargida arap sacina donebilir olay, tazminatlar sonsuza kadar nanay olabilir. Kesinlikle var boyle bir risk.

Butun pratik sorun ve yetersizliklerine ragmen gayet ilgi cekici ve uzerinde dusunulmesi gereken bir yontem bu, burokrasinin islerligi ve adam gibi islerligi sozkonusu oldugunda. Tabii bu tur kisiyi sorumlu tutan yaptirimlarin kanunlasabilmesi icin meclis ve hukumetin devreye girmesi gerekiyor, hukumet de kendilerini cezalandiracak bir duzenleme tabii ki yapmaz (yukaridaki davada sorumlularin icinde basbakanlar ve bakanlar da var). Burokrasinin tepesi, "yonetim" hukumet cunku. Ner'de kuvvetler ayriligi, ner'de benim pijamalarim?

Nazli yarim idare mahkemesine gitmis, ey dostlar, nasil imza atayim
Hataliysam dava et gul yuzlum, tazminatini eline sayayim

Pazartesi, Eylül 15, 2008

Mujde! Nurtopu gibi bir bakanliginiz oldu!

Radikal gazetesinde su haberi gordum, gecen gun yazdigim konuyla alakali oldugu icin buraya koyuvereyim linkini dedim. Haber yeni bir bakanlik kurulmasi girisimi ile ilgili. Malum AKP doneminde devlet eliyle muhtac (olduklarini umdugumuz) ailelere cesitli yardimlar yayginlasti. Komurdur, yiyecektir dagitiliyor. Bu yardimlar iki kurumu birbirine dusurmus: "Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) Başbakanlık Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Genel Müdürlüğü (SYDGM) rakip çıktı. " diyor Radikal'deki haber. sGK ozerk bir yapi onerirken, SYDGM de yeni bakanlik kurulsun bunun icin diye bir oneri ortaya atmis. Yani her iki kurum da kendi tekeline almak istiyor olayi ve de buyuyup daha oturakli bir burokrasi haline gelmek istiyor. Siyaset biliminde "burokratlar kendi kurumlarinin buyumesini ve daha fazla guc sahibi olmasini ister" derler, iste bir ornegi.

Bu isin icinden nasil cikacaklar bilmiyorum, ama soylemek istedigim iki sey var:
1. Daha elindeki isi dogru durust yapamayanlarin daha fazla guc ve yetki istemeye ne yuzu olabilir? Yesil kart uygulamasini yuzune gozune bulastiranlar bunlar degil mi? Asil ihtiyaci olanlar bir yesil kart alabilmek icin kirk dereden su getirmek zorunda birakilirken, bazi yerlerde ise yesil kart ulufe gibi dagitiliyor (sonra bu yesil kartla "yazdirilan" ilaclar gidip eczanelere satiliyor, bir nevi yesil kart-ilac mafyasi var).
2. Boyle kisa donemli (miyopik), pragmatik cozumlerle nereye kadar? Tamam bu tur maddi yardimlarin (komur, yiyecek, giyecek) geri donusu (oy/destek olarak) iyi oluyor; ama o komur yakiliyor, o yiyecekler yeniyor ve bitiyor, bu ihtiyaclar kesinlikle bitmiyor. Vatandasi annesinin gelip yedigini agzina kusmasini bekleyen kus bicilerine cevirir bu "sosyal devlet" anlayisi. "Mikrokredi" denen bir sey var mesela, bizim milletimiz de cingoz masallah, bence boyle bir programla harikalar yaratilabilirdi.
2bucuk. AKP'ye odev: "Sosyal devlet" kavramini bir daha gozden geciriniz, bunu yaparken Islami gozluklerinizi cikarip modern devlet perspektifinden bakiniz. Bir ummet ve bir millet farkli seylerdir, ihtiyaclar ve problemlere farkli cozumler onerirler. Neyi yonettiginizi idrak edene kadar dusununuz.

Pazartesi, Eylül 08, 2008

AKP Usulu Patronaj --"AKP buna bisey yapmasi lazim"?

Bir haber bulteni klasigidir: "Devlet buna bi'sey yapmasi lazim!" Bir de Reha Muhtar isyani var "Ner'de bu devlet?" seklinde. Her seyi devletten bekleyen bir milletiz dogrusu. Her seyi devletten beklemenin sebepleri ve sonuclari ayri bir mesele, o konuya simdi girmeyelim. Ama bu sorunla cok alakali, hatta bu sorunla sarilip sarmalanmis bir baska meseleye deginecegim: patronaj. Bu blogu yazmaya ilk basladigim zaman ele almak istiyordum bu "AKIM" kurumunu, AKP'nin kurumsal politik patronaj makinesini, ama bugune kismetmis. Burada neden artik "Devlet buna bi'sey yapmasi lazim" yerine "AKP buna bi'sey yapmasi lazim" demeye baslayacagimizi anlatacagim.

Once politik patronaj (political patronage/clientelism) nedir onu bir aciklayalim (politik patronaj yerine patronaj diyecegim buradan sonra, kastettigim politik olani tabii): Patronaj secimli bir politik sistemde, yonetime aday partiler/politikacilar ve secmenler arasindaki bir tur iliskidir. Herhangi bir parti-secmen iliskisinden farki (ve bence cirkinligi) "al gulum ver gulum" temelli olmasidir. Parti secmene istedigini verir, secmen de bunun karsiliginda partiye oy verir. Simdi diyebilirsiniz ki, e herkes kendisinin tercih ettigi politikalari gudecek partiye oy verecek tabii, bunda ne gariplik var? Onda bir gariplik yok, gariplik patronaj iliskisinde bahsi gecen partinin secmene oy karsiligi sagladigi "sey"lerin tamamen kisiye ozel, spesifik seyler olmasi. Dogudaki agaya koruculuk (nimetler bol malum) verip butun asiretin oylarini garantilemek boyle bir sey, veya koyunuze yol yaparim oy verirseniz deyip devletin/belediyenin zaten olmasi gereken hizmeti karsiliginda oy istemek, veya secim bolgesindeki birinin hasta annesini Ankara'da tedavi ettirebilmesi icin nufuzunu kullanarak hastane/doktor ayarlamak, veya bilmemkimin ogluna is bulmak, bilmemkimin kizinin tayinini istedigi yere cikarmak, veya kapi kapi dolasip komur dagitmak... Anladiniz sanirim. Anladiysaniz "ee, bu her yerde var!" diyeceksiniz. Cok dogru! Bu cogu toplumda degisik sekillerde varolan bir sey: Amerika'da "pork" deniyor (pork barrel politics diye gecer), ortadogudaki Arap toplumlarinda "wasta" diye gecer, Orta Asya'da "iltimas"(ing. favor) diye, Turkiye'de turune gore kayirma, torpil, politik rusvet diye gecebilir ama genelde "hamili kart yakinimdir" diyoruz. "Her toplumda var olan sey niye sorun olsun ki?" derseniz, iki sebepten: 1. Patronajin politik sistem icindeki yeri/orani onemli, patronaj sistemi tanimlar hale gelmeye basladikca (arttikca) demokrasiden randiman almak guclesir; 2. Patronajin sagladigi faydalar (benefits) kisiye veya gruba ozel ve dislayici (exclusive) olmaya basladikca, politik sistemde esitsizlikler dogar, politik yaris(competition) aidiyet gruplari uzerinden yapilmaya baslanir ve toplum bolunur. Bunlarin detayina girmeyecegim, bir ornegi icin Kenya uzerine yazdigim girise bakilabilir.

Patronaj kavramini aciklama girisiminden sonra bir de "gundem"sel girizgah yapalim. Bir nevi, AKIM'dan bahsetme motivasyonumun neden simdi geldigini soyleyeyim. Son zamanlarda AKP ile ilgili veya bir sekilde ucu AKP'ye dokunan yolsuzluklar gundeme gelmeye basladi. Bunlar bildigin yolsuzluk, patronaj degil: politik nufuzu para karsiligi satiyor adam, oy icin kullanmiyor. Ama bu gundem bombalarinin arasinda biri, hem yolsuzluk/usulsuzluk hem de patronaj, ortaya karisik yani. Almanya'daki Deniz Feneri dernegi davasindan bahsediyorum. Halktan "yardim" icin toplanan paralari baska amaclar icin kullandiklari belgelenmis. Simdi ortaya cikmasi beklenen Almanya ve Turkiye'deki derneklerin iliskisi ve dahi bu derneklerin AKP ile ilsikisi. Yani herkes bu iliskilerin mevcut ve saglam oldugunu guzelce tahmin edebiliyor ama belgelenmesi lazim. Basbakan bu davayi Turkiye'de gundeme getiren (bir sey de yapmiyorlar, Almanya'daki davada soyle oldu boyle oldu diyorlar) Dogan grubuna giristi: "Sizin yolsuzluklarinizi haftaya aciklayacagim!!!" Ne bicim basbakan bu ayol, aciklayabilecegi yolsuzluk dosyasi var elinde ama ustunde oturuyor. Ne bileyim savciya vermek, yargiya intikal ettirmek aklina gelmemis mi? "BAS"bakan yolsuzluk dosyalarina Uzanlarin Gulben Ergen seks kasedi muamelesi yapiyor ya, pes dogrusu!

Neyse, konumuzdan sapmayalim: Deniz Feneri Dernegi. Yasal olarak pek cok hak taninmis dernege, izinsiz bagis toplayabiliyor (onune gelen alamiyor bu izni saniyorum), ve Istanbul icin konusmak gerekirse belediye emirlerine amade. Metrodaki standlar basta olmak uzere pek cok isleri kolaylastiriliyor belediye tarafindan gozlemledigim kadariyla. Amac ne: para/bagis topla- para ve bagislari ihtiyaci olanlara ver. Ozunde super, sosyal yardim iste, daha guzeli var mi? Ama sorun su ki, o yardimlar verilirken sadece yardim verilmiyor, bir de ideoloji paketi veriliyor yaninda. Bu yardimin kimden geldigini ve kime tesekkur etmeniz gerektigini bilin! mesaji var.

AKIM da tastamam Deniz Feneri'nin AKP bunyesindeki versiyonu, ama aslinda politik anlamda cok cok daha vahim varliginin sonuclari. Once AKIM'i tanitalim. Web sayfasindan ogrendigimize gore "Ak Parti Iletisim Merkezi" "halkımız ile bakanlıklarımız, milletvekillerimiz ve partimiz birimleri arasındaki iletişimi sağlayan, vatandaşlarımızı yaptıkları müracaatların sonucu konusunda bilgilendiren bir Halkla İlişkiler Modelidir." Vizyonu soyle belirtilmis:
  • Yönetime ulaşabilme noktasında vatandaşlarımız arasında bir güven ortamı oluşturmak.
  • Vatandaşlarımız arasında; yönetime ulaşma, katılma ve sorunlarını yerel bazda çözmeyi alışkanlık haline getirmek,
  • Vatandaşlarımızla yönetim arasındaki ilişkiyi çift yönlü bir ilişki haline getirmek ve bunu kurumsallaştırmak,
  • Bireyin yönetime katılım sürecini doğru yönlendirmek, bu sürece süreklilik kazandırmak ve vatandaşın yönetime katılımını hem vatandaşlarımız hem de yönetim açısından doğal ve demokratik bir hak olarak kurumsallaştırmak.
Burada size batan bir sey var mi, dusunun bakalim? Bir parti biriminden bahsediyoruz, ama vizyon halkla partiyi degil, halkla "yonetim"i butunlestirmeye calisiyor. Bahsedilen "yonetim" parti yonetimi ozunde ama yapilan islere ve yapilma sekline bakarsaniz, parti yonetimi=devlet yonetimi (milletvekillikleri, bakanliklar, burokrasi). Bunu anlamak icin basvuru formuna bakmak yeterli. Su anda bu dogru sayilabilir, tek parti hukumeti olarak AKP yonetimi ayni zamanda devlet yonetimi. Ama her halikarda AKP devlet degil! Partinin bir birimini devlet birimiymiscesine kullanamaz. Devletin olanaklarini kullanarak, devlet hizmeti verip sonra da bundan parti adina pay cikaramaz (ki bu paylar direk oy demek). AKP=devlet denklemini kurmak ve bunun hep boyle kalacagini varsaymak da ne bicim bir arogans/kendini buyuk gormedir yareppim, evlerden disari! Hande'den gelsin, "kendine dev aynasinda degil boy aynasinda bi baaakkk!" AKP bir gun hukumet olmazsa ne olacak? AKIM o zaman ne yapacak? Siradan "milletvekili araciligiyla is takibi"ne mi donecek?

AKIM nasil calisiyor bir bakalim:

27.09.2007
Bolu ili Göynük ilçesi Gürpınar köyüne Ankara ili Nallıhan İLçesi Ozan köyünden- bağlantılı yolun 500 mtlik bozuk kesimin (çile yolu) yapılması ile ilgili müracaatımız değerlendirilmiş ve orman bölge müdürlüğünce yol ile ilgili kesim çalışmaları başlatılmıştır. Öncelikle gösterilen bu yakın ilgiye köyüm adına yürekten teşekkürlerimi iletiyor, yıllardır çözülmeyen bu soruna el atmanızdan dolayı şükranlarımı sunuyor, Başta Sayın Başbakanımız olmak üzere hükümetimize, Ak partiye, AKİM çalışanlarına sonsuz saygı ve sevgilerimle başarılı çalışmalarınızın devamını diliyorum.Saygılarımla, (Nizamettin Akyel/ Eskişehir


27.09.2007
İyi ki varsınız... Sizlere şükran borçluyuz. 269 vatandaşın tapulu arsalarını ellerinden aldılar, arazi mafyasına peşkeş çektiler. Bu sorunumla ilgilendiğiniz için sizlere şükran borçluyum. İstanbul Valiliği’nden dosyalarım istenmiş, incelenmiş tekrar İçişleri Bakanlığı bu konuda görevlendirilmiş olup İçişleri Bakanlığı da İstanbul Valiliği’ne dosya halinde talimatını vermiş. Şu anda bu sorunum İstanbul Valiliği’nde işleme alınmış, haklarımızın iadesi yönünde işlemler devam etmektedir. Sizlere şükran borçluyum. 269 vatandaşı arsalarından çıkardılar. Hiç bir hakkı olmayan arazi mafyası çetelerine bu araziyi peşkeş çektiler. 18 yıldır bunun mücadelesini veriyorum ve çok yoruldum Adalet ve Malkınma Partisi olarak bu kelime yemin ediyorum ki bu kelimenin altına sessiz çoğunluğun sesi halkın partisi kelimesini de eklerseniz çok sevinirim. (Selim Kıyım/İstanbul)

27.09.2007
Genel Merkezinize köyümüzün sorunlarını iletmek üzere uğradığımda Hümeyra Özkazanç hanımefendi sorunlarımızı dinledi, bilgisayara kayıt etti ve bu hususların en kısa zamanda çözüleceği vaadinde bulundu. (...) Bir hafta gibi kısa bir süre sonra Hümeyra hanım telefonla arayıp köyümüz deresinin ıslah çalışmalarına başlanacağı müjdesini verdi ve çalışmalar başladı. Akabinde yeni tahsis edlien köy mezarlığının düzenlenmesi ve çevresinin tel çit ile çevrilmesi konusunda gerekli meblağın ayrılarak adımıza tahsis edildiğini bildirdi. Bilahare Muğla İl Turizm Müdürlüğü ile yaptığım görüşmede köyümüz iskelesi için Turizm Bakanlığı’nın yardımcı olacağı bildirildi. Bu kadar kısa süre içerisinde bu denli güzel gelişmeler karşısında mutluluk duydum. (...) Bütün bu olumlu ve güzel gelişmeler karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi’ne minnet duymamak mümkün değildir..... (Ali Ögüt- Çamlı Köyü Muhtarı/İzmir)

Yani ne oluyor? Vatandasin bir sikintisi var. Yolu kotu, mafya tapulu arazisine el koymus, koyun deresinin islah edilmesi gerekiyor, ve saire ve saire. Normalde boyle ihtiyaclari olan vatandas nereye gider? Belediyeye gider, kaymakamliga, valilige gider, hic olmadi milletvekiline gider der boyle boyle (sonuncusu patronaj talebi aslen). Belediyeler, kaymakamliklar, valilikler, bakanliklar ve mudurlukler (or: Icisleri Bak., Tarim ve Koy isleri Bak. Karayollari Genel Mudurlugu vs.) genelde bu tur basvurulari ve istekleri sumenalti eder (eger arada es dost iliskisi yoksa). Yani devlet ve devlet burokrasisi oyyle mal gibi bakiyor vatandasin taleplerine, bir sey yapmiyor, harekete gecmiyor. Vatandas da "devlet"i kendisine uzak, isini kolaylastirmayan aksine zorlastiran ve engelleyen bir sey olarak goruyor. Devlet ve kurumlari yapmalari gereke seyleri yapmiyorlar --ne zamana kadar? Tepeden emir gelinceye kadar.

AKIM'in yaptigi bu. "Tepe" AKP su anda, vatandasin direk tepeye basvurmasi olanagini yaratmislar, kaymakamliga gidip "koyume su getirin" deyince kaale alinmayan vatandas AKP'ye gidince AKP kontrolundeki Icisleri bakanligi kaymakama "hot, su gotur su koye" dedi mi ceketler ilikleniyor, "tabi efenim, emredersiniz" oluyor ve vatandas istegine kavusuyor. Ama sorun su ki AKP'nin emir vermek disinda hicbir fonksiyonu yokken tesekkurler, minnetler, veeeee, eveeett, OYLAR AKP'ye gidiyor. O koyun yolunu yapan AKP degil ki, karayollari midir, koyisleri midir devletin kurumu. O yol icin odenen para AKP'nin kasasindan cikmiyor ki, devlet butcesinden cikiyor. AKP devletin hantalliginin ve iktidarda olmanin parsasini topluyor resmen.

Diyeceksiniz ki, ee, ama vatandas napsin? Vatandas bildigini yapsin, isi nasil goruluyorsa oyle gordursun, ama uyanik olsun! Tesekkuru isi gorene (devlet) degil ise onayak olana (AKP) etmesin. AKP "guuuc bende artikkk" kudretinde iktidar partisi, butun devlet organlarina ve burokrasiye "Bana bakin, sizi uyariyorum, vatandas dilekceyle geldiginde isini gorup cevabini vereceksiniz. Sikayet gelirse gozunuzun yasina bakmam!" diyebilir, kontrolunde oldugu devlete ceki duzen verebilir. Ama vermiyor. Bunu yapmiyor. Kaymakamliga gidip isini goremeyen vatandas aslinda iktidar partisi olarak AKPnin ayibidir ama bu ayiptan yakayi siyirdiklari gibi bir de bu ayiptan kar ediyorlar. Bu AKIM ve yaptiklari patronajin daniskasidir (Cevreci Tayyip beye selam ederim!). Is gordurmek istiyrosaniz tek adres AK Parti diyorlar vatandasa, devlete biz hukmediyoruz, bize oy verin isinizi gordurtelim diyorlar. Ha, onlara sorsaniz, Allah rizasi icin yapiyorlardir, ne oyu canim, oyle bir beklenti akillarindan bile gecmez! Bence devletin imkanlarini ve iktidari boylesine parti hizmeti icin kullanmak illegal olmali, suc unsuru hatta. Ama kimin umrunda, alan memnun satan memnun, ya da iste "al gulum ver gulum". Sen kimin parasiyla, kimin imkanlariyla millete yardim yapiyorsun, is goruyorsun da tesekkur ve minnet kabul ediyorsun? soran yok! Dur hele, bu is gormeler ve yardimlar biraz daha "exclusive" olmaya baslasin da o zaman gorurum sizi. AKP bu AKIM faaliyetlerinde daha AKPli profiline agirlik ve oncelik versin, ayrim yapmaya baslasin bakalim dislananlar yine de sessiz kalacak mi? (Su anda ayrim yapilmiyor gibi gorunuyor, cunku AKP tabanindan olmayan zaten AKIMe basvurmuyor! Yani devlet imkanlari neredeyse exclusively AKP yandaslarina AKIM araciligiyla kanalize edilmis durumda, ama kimse farkinda degil.)

Ha, AKP AKIM cercevesinde uyguladigi "sorunun kendisini cozmek yerine, kisisel tezahurlerine tek tek cevap ver ve kisilerden oyu kap" taktigini sadece orada uygulamiyor. Mesela iktidardaki gucunu kullanip yoksullugu azaltici ekonomik politikalara, insanlara meslek ve gelir saglayici programlara, egitime agirlik vermektense, kapi kapi dolasip bulgur pirinc dagitiyor. Yine kestirme yol, yine suuuut ve gol (garanti oylar), yine asil sorun (devletin hantalligi, yoksulluk vs.) oldugu gibi duruyor.

AKIM demokrasinin ve idareciligin yuz karasidir bu boyle bilinsin! AKIM gibi bir olusuma imza atmis AKP de patronaji kurumsallastirma odulumuze layik, bravo!

Çarşamba, Temmuz 30, 2008

Ne demek bu simdi?





Anayasa Mahkemesi AKP kararini verdi: 6 kapatilsin 4 para cezasi 1 red. Bu oylama nasil yapildi ben tam anlamadim, neye oy verdiler, siklar neydi falan biraz karisik. Once "kapatilsin-kapatilmasin" karari verip kapatilmasin cikinca "ceza verelim mi vermeyelim mi" diye mi oyladilar yoksa bir oylamada siklar "kapat-kapatma-kapatma ama ceza ver" seklinde miydi belli degil. Aciklanir herhalde yakinda (bana ikincisi gibi geliyor ama bu hatali bir oylama (survey methods veya agenda setting konusunda iki satir okumuslar bilirler. Mesela adam aslinda kapatilsin diyecekken isin icine cezali kapatilmasin opsiyonu girince kapatilsindan vazgecebilir, bu da sonucu etkiler, Sonuc secenekler tarafindan belirlenmis olur).

Neyse. Olan oldu, karar cikti. Sonra basladi bir komedi. Herkes bu karari kendince yorumluyor!!! AKPliler gobek atmakta. Evet kapatilmamis olmak yeterince gobek atma sebebi ama AKPlilerin ettigi laflardan (or: Genel Kurul’da milletvekillerine, “Arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi Ak Parti’ye durmak yok yola devam dedi" diyen AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin) anlasiliyor ki mahkeme karari "Tamam koclar, siz iyisiniz, kusura bakmayin biraz vaktinizi aldik, biraz ter dokturduk size ama sorun yok. Cillop gibisiniz. Aynen devam!" seklinde anlasilmis. RT Erdogan da konusmasinda icten ice serzeniste, "hadi hadi buyuk bir hatanin kiyisindan dondunuz!" modunda. Biz tertemiziz, pir-u-pakiz, farkli bir karar ciksaydi onlarin hatasi olurdu, aferim dogru karari verdiler diyor asagi yukari. Gerekli dersleri alacagiz gibi bir seyler demis ama almayi dusundugu dersler nedir pek belli degil, yanlis dersler olma ihtimali yuksek. Sanirim alinacak ders bir an once anayasa degisikligi isini halletmek -ki bir daha boyle isler gelmesin baslarina.

Ozetle: AKP kampi kapatilmamis olmaya odaklanmis, "acaba bu para cezasi da neyin nesi simdi?" diye hic uzerlerine alinmiyorlar, aslinda cezalandirilmis olduklarini ya gormezlikten geliyorlar ya da hic gormuyorlar (ki o zaman durum vahim). Eger karar hakkindaki yorum buysa, bu kararin "%47 etkisi"nin aynisi bir etkisi olacaktir AKPye. AKP nasil %47 oy aldik diye kendilerini her seye muktedir, ve yaptiklari her seyi mesru ilan ettiyse, bu Anayasa Mahkemesi karari da benzer bir mesruiyet kalkani olarak kullanilacaktir. "Anayasa Mahkemesi teyid etti bizim laiklige tehdit olmadigimizi tamam mi? Biz mahkeme onayliyiz, zinayi yasadisi yapabiliriz bal gibi iste!" gibi soylemleri duyarsaniz hic sasirmayin. Halbuki bir cekiduzen verseler kendilerine, bir "biz nerede yanlis yaptik?" diye dusunseler, bu uzlasma fakiri ben yaptim olducu tavirlari, kendine demokratligi bir kenara biraksalar... Bilmem ki bu Anayasa Mahkemesi karari bu yolda bir ise yarar mi? Su anki "biz sutten cikma ak partiy.. ay pardon ak kasikmisiz, mahkeme diyo" yorumuyla zor.

Diger taraftan CHP lideri Baykal'in da bu 6-4-1 taktiginden bir sey anlamamis, ya da benim aksime o 6-4-1'in nereden geldigini biliyor (Mulkiye'li adam, biliyor da konusuyordur herhalde?). Onun deyimine gore 10 kisi AKPnin laiklik karsiti eylemlerin odagi oldugunu onaylamis. Yani 6si "kesin odak" 4u "Ya tamam biraz yanlislardalar ama odak modak yapmayin yav. Oksayalim yanaklarini azicik yeter" 1i "Kus, oynamiyorum!" durumu yok, kuskun baskan disinda herkes "Eeeveett, laiklik karsiti eylemlerin odagi AKePeee" demis. Mahkeme kapatma karari vermis kadar olmus yani. Karar aciklamasinda AKP'nin ciddi bir ihtar aldigi acikca soyleniyor zaten.

Neyse, herkes kendince, kendi istedigi gibi yorumluyor bu karari anlayacaginiz. Ben nasil yorumluyorum diye merak ediyorsaniz, merakinizi hemen gidereyim. Bence mahkeme bu davadan olabilecek en basarili tereyagdan kil cekme islemiyle cikmistir. Eminim herhangi bir siyasi, ekonomik, AB menseli tepki ve kaos riskinin kisitlamasi olmasa catir catir kapatirlardi. Kapatma karari cikmamasi gerekiyordu ve cikmadi. Nasil ki ordu eskisi gibi hoyda bre darbe yapamiyorsa, mahkeme de bu davada kapatma karari verememistir.

Ama kapatma karari vermezken AKP'ye ayaginizi denk alin mesajinin da verilmesi gerekiyordu, onu da para cezasi kilifi altinda yapmislar. Yani AKP aslinda suclu ama cezasi kapatma degil diyorlar. Bu durumda ne AKP'nin "o kadar masumuz ki bu konuda laikligin garantisiyiz adeta" pozlari hakli, ne de CHP'nin "yani hakkaten AKP laiklige %100 ciddi tehdit diyor" salvolari. Dogrusu, kendi adima, CHP'nin yanlis anlamasini cok da onemsemiyorum (CHPyi kimse iplemiyor zaten, kendi calip kendi oynuyor). Ama AKP'nin hali hazirda iktidardaki mecliste cogunluk sahibi parti olarak verilen ciddi mesaji anlamamasi, anlamazliktan gelmesi ve bildigini okumaya devam etmesini onemsiyorum. Anayasa Mahkemesi AKP'yi kapatAmadi, evet, AKP bunu biliyor ve bununla iyice dizginlerinden bosanmis ata donmesi mumkun, evet. Ama bu sefer allem edip kullem edip boyle bir formul bulan mahkeme, gelecek sene bu zaman piyasayi, AByi, AKP saksakci medyayi, muhtemel toplumsal kaosu iplemeyip, "Beni anlamadin ya, seni ondan kapatiyorum, la fa la sol, A Ke Pe mort" sarkilari soylemeyecek diye bir garanti yok ki! (Anayasa toptan degisirse ayri mesele tabii...)

PS. Tepedeki resim eksi sozluk'te okudugum bir espri uzerine: para cezasi alan AKP'nin amblemini ampulden tasarruflu ampule cevirmesini oneriyordu, simdi entryi bulup link vermeye usendim. Resmi surdan seyettim.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

"Uykusuz" Her Gece...


Veya Uykusuz her Ergenekon, Veya Uykusuz her darbe...

Gundem takibi yapiyoruz sozde ama gundem bir kapatma davasiyla, bir Ergenekonla calkalanirken bi bok yazmadim. Yazamadim. Nerden tutsam elimde kaliyor cunku, butun bu olanlardan bi bok anlamiyorum. Sizlerle butun bu olanlari takip ederken hislerime tercuman olan iki yazi (ve bir karikatur) kopyalayacagim bu durumda. Biri Uykusuz dergisinin yeni kapagi ve yazdiklari aciklama, digeri de gecenlerde Ece Temelkuran'in bir yazisi. Buyrun:

Tarih:
9 Temmuz 2008
Sayı No:
45

Dergi olarak Ergenekon Operasyonu konusunda halkımızla aynı duyguları paylaşıyoruz.

Türkiye’de uzun zamandan beri bir iktidar kavgası yaşanıyor. Kavga derinleştikçe ülke bir siyasi çıkmazın içine sürükleniyor. En temel gerçeklerin üstü örtülüyor. Bütün bu karmaşadan bizim payımıza ise tek bir şey düşüyor: Korku.

Hepimiz korkuyoruz.

Parti kapatmaya karşı demokrasiyi savunmaktan korkuyoruz. Çünkü bu ülkede bir cephe, demokrasiyi savunanları tarikatçı, şeriatçı, AKP’li, Sorosçu olarak damgalamaya hazır bekliyor.

Emniyette, yargıda, eğitimde, medyada tarikat kadrolaşmasına işaret etmeye korkuyoruz. Çünkü bu ülkedeki diğer bir cephe tarikat kadrolaşmasına işaret edenleri darbeci, cuntacı, ergenekoncu, faşist olarak damgalamaya hazır bekliyor.

Ergenekon operasyonuyla umutlanmaya korkuyoruz. Çünkü hem malum cephe operasyonla umutlanan herkesi tarikatçı, şeriatçı, AKP’li, Sorosçu olarak damgalamaya hazır bekliyor hem de ortada sadece yandaş basına sızdırılan ve yalanlanan belgeler dışında net bir bilgi yok. Görünürde operasyon darbecilere karşı yapılıyor ama Marmaris’teki baş darbeciyle ilgili de, 12 Eylül’ün kararttığı milyonlarca hayatın hesabını sormak için de en ufak bir girişim yok. Savcılığın çalışma usullerinin ve gözaltına aldığı insanlara sordukları saçma sapan soruların verdiği ipuçları göz önüne alındığında; feci halde tongaya basmaktan, kurunun yanında yanacak yaşların sorumluluğundan korkuyoruz.

Ergenekon operasyonunu eleştirmeye korkuyoruz. Çünkü hem, her Ergenekon eleştirisinde kendini kaybeden cephe, elinde “darbeci, cuntacı, faşist!” damgalarıyla bekliyor, hem de gözaltına alınan isimlerin hemen hiçbirine kefil olmaya niyetimiz yok.

Tarafsız olmaya da izin yok. Taraf olmayanı bertaraf etmeye hazır bekleyenler, “bizden değilsen, muhakkak onlardansın” şiarıyla, olan biteni anlamaya çalışanları dahi suçlamakta çekinmiyor.

Yıllardır “en çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günler” lafıyla uyutulan bizler, bugün belki de ilk defa “en çok ayrılmaya ve cepheleşmeye mecbur olduğumuz günler” yaşıyoruz. Bizim adımıza karar verenlerin ve vermek için teşebbüs edenlerin yaptıklarından biz bir bok anlamıyoruz. Ülkemizin bu günlerden en hafif zararla çıkmasını umut ediyoruz.

Uykusuz

Ece Temelkuran'in 4 Temmuz gunku "Taraf ve Bertaraf" baslikli yazisi ise soyle (direk gazetedeki yaziya gitmek icin link):

""Dayatılan bir siyasi, düşünsel ve sosyal atmosfer var. ‘Taraf olmayan bertaraf olur’ atmosferi. Bu, cumhuriyet mitinglerinden beri böyle. Bu atmosfer içinde bendenizin ‘darbeci’ ilan edildiği de oldu, ‘ikinci cumhuriyetçi’ olarak tarif edildiği de. Kimilerine göre fazla liberal, kimilerine göre fazla seküler, kimilerine göre fazla demokrat, kimilerine göre fazla antidemokrat oldum. Keşke mümkün olsa da aynı gün içinde gelen ve birbirinin tam tersini söyleyen mektupları, mesajları burada yayımlayabilsem.
Bugüne kadar sadece can sıkıcı olan bu atmosfer, Ergenekon’la birlikte anlaşılıyor ki iyiden iyiye boğucu bir hal aldı. Önceki günkü yazımdan sonra ‘Operasyona tepkilisin galiba’ cümlesini o kadar çok duydum ki bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu. Bu cümle aynı zamanda ‘Sen Ergenekoncuları mı savunuyorsun yoksa?’ der gibiydi.

Hedefleyeni savunmak
Öncelikle şunu söyleyeyim:
Lise öğrencilerinin kanlarıyla yaptıkları bayrağı Tercüman gazetesi promosyon olarak vermiş ve ben de bu konuda bir yazı yazmıştım. Tercüman gazetesi poster gibi fotoğrafımı basıp manşetten beni hedef göstermişti. Şimdi ben, fotoğrafımı basıp beni hedef gösteren gazetenin genel yayın yönetmeni, gizli bir örgüte karşı yapılan operasyonda gözaltına alınmışsa bu operasyonu niye eleştireyim? Operasyona niye topyekûn tepkili olayım? Ben kendim Tercüman’a suç duyurusunda bulunmuşum, yargılanmalarına niye tepkili olayım?

Operasyon muhaberesi
Ve fakat endişelerim var. Bu endişelerin en önemlisi de soldan, demokrat kesimden kimilerinin bu operasyona başından beri yüklediği abartılı anlama dair. Nuray Mert, dünkü Radikal gazetesinde bunu yazdı. Ergenekon’u başından beri, o da ben de, ‘derin devletin ciddi ve sağlıklı sorgulanması’ olarak görmedik. Bu operasyonun, devlet içindeki kimi güçlerin devlet mekanizmasını ele geçirme savaşında bir muharebe (ya da muhabere) alanı gibi göründüğü zamanlar var. Hatta bu operasyonun, hükümet ile askerlerin arasında bir pazarlığın sonucu olduğunu, her iki tarafın da taşlarını ayıklamasının bu operasyonla başladığını düşünenler de var.

Ergenekon değişti
Evet, sonuçları açısından demokrasiye hizmet edebilir, ama esas itibariyle solun darbe günlerinden beri içinden tuttuğu yası, kini, öfkeyi soğutacak derinlikte ve çapta bir hesaplaşma hareketi değil bu. Öyle sanıp heyecanlananları eleştiriyorum.
Endişelerimin bir diğeri de bu Ergenekon efsanesinin, çıktığı günden bu yana geçirdiği siyasi metamorfoz. Bu nasıl bir gizli örgütse AKP’nin hoşuna gitmeyen, muhafazakâr kesimin hazzetmediği her olayın altından bu çıkıyor. 1 Mayıs’ı bunlar kana bulamış oluyor mesela! Dün yine bir örneği vardı. Zaman gazetesi, inanılmaz bir çeviklikle Sivas Katliamı’nı Ergenekonculara bağlıyordu. Otelde yanarak ölenlerden ikisi MİT mensubuymuş, “o dönemde kamuoyu ‘Bu işi dinciler yaptı’ diye yönlendirilmiş”!..

Hazır yapılmışı var!
Bu kadar şekilsizleştirilen ‘Ergenekon’ dosyasının, derin devleti ciddiyetle sorgulayabileceğini düşünüyor musunuz? Ben düşünmüyorum. Hele hele darbeyle, darbecilerle kavgaya tutuşmak diye bir dertlerinin olduğunu hiç sanmıyorum. Öyle olsa darbeyi yapma ihtimali olan emekli askerlerden önce, darbenin hazır yapılmışı var, yapan da Marmaris’te oturuyor, gidip onu sorguya çeksinler. Geçici 15. maddeyi değiştirmeyen, darbecilerin yargılanması için anayasa yolunu açmayan bir iktidarın darbeleri sorgulamak diye bir derdinin olduğuna nasıl ve neden inanayım?
Siz söyleyin...""

(Ece Temelkuran'in yazisiyla Perihan Magden'in bir gun sonraki "Izmir'in dekoltemanyak kadinlari" lafi ile sukse yapmis "Ordu Kislaya!" baslikli yazisini karsilastirin bir de, ilginc oluyor.)

Boyleyken boyle, du bakali nolcek...

Perşembe, Haziran 12, 2008

Ya Sonra?

Su gunlerde universitede turban konusu yine pek bir gundemde. Fatih Altayli'nin programina cikan tesetturlu ve tesetturu savunan hanimlar ortaligi kasti kavurdu diyebiliriz. Ben onlarin soylediklerini vs. gecip aklima takilan baska bir meseleden bahsedecegim. AKP ve temsil ettigi muhafazakar kesimde kadinin yerinden. Bu konuda gecenlerde Boston Universitesi'nden Jenny B. White bir konusma yapmisti, cok enteresan buldum. Islami hareket icinde kadin kollarinin ne kadar aktif oldugunu biliyoruz, ama sahsen ben bu kadinlarin "ne" istedigini bilmiyordum. Cevremde muhafazakar kadinlar cok olmasa da var, ama onlar politik olarak pek aktif degiller, o yuzden o toplulugun ic dinamikleri ve gorusleri hakkinda cok aydinlatici oldu Jenny B. White'in sunumu. Onun ne dedigini uzun uzadiya yazmak yerine soyle bir link vereyim, Mart 2008 tarihli bu soyleside Ayse Gunes Ayata cok benzer seyler soylemis. Buyrun okuyun, ben ilginc ve ogretici buldum.

Politik gundemde olan konu: universitede turban. Basini orten kizlar da derslere girebilsinler, universiteden mezun olabilsinler. Mesele bu. YA SONRA? Mezun olunca ne olacak bu kizlar? Bunu niye kimse mesele etmiyor? Sonrasi aslinda oncesine sukrettirir belki. Cunku her halikarda bu kadinlarin adi yok.

Kizimiz basini orterek okudu, mezun oldu diyelim. Doktor oldu, muhendis oldu, bankaci oldu. Peki basini orterek doktorluk, muhendislik, bankacilik yapabilecek mi? Cok buyuk bir ihtimalle hayir. Burada yine yasaklara lanet okunabilir, tesetturle is dunyasinda varolmanin onundeki engeller elestirilebilir. Ama asil onemli soru su: neden turbanla universiteye girmek bir "cause" bir politik mucadele haline geldi de turbanla herhangi bir meslegi icra etmek (yani edememek) hic umursanmiyor? Danistay'in bir turbanli anaokulu ogretmeni hakkinda aldigi karar disinda pek gundeme gelmiyor basortulu meslek sahibi kadinlarin durumlari. Diger yazilarimda Islami kapitalden bahsettim birkac kez. Belki de tesetturlu kadinlar bu "Islami" sektorlerde kendilerine is bulabiliyordur da ondan sorun olmuyordur (atiyorum Pamukbank'ta calisacagina Al Baraka Turk'te calisiyordur falan). Ya da is dunyasinda tesettur universitedeki kadar politize olmadigi icin sorun olmuyordur, kendi aralarinda hallediyorlardir, anlayis gosteriliyordur (gazetelerde durup durup cikan "dininininnnn iste bilmemne hastanesindeki turbanli doktor!" haberleri buna isaret ediyor olabilir). Eger bu dogruysa, hastanede tesetturlu doktorun varolmasini saglayan, bunun gazete muhabirleri disinda kimseye sorun olmamasini saglayan sihirli sey neyse, nicin universitelerde yok ve varolamiyor?

Ve daha onemli "Ya Sonra?" senaryosu -ki girizgahta bahsi edilen akademisyenlerin bahsettigi sey. Tesetturlu kadinlar calismiyor! O kadar kavga gurultu okul, universite bitiriyorlar, meslek sahibi oluyorlar sonra evlendikleri anda her sey bitiyor. Evlerinin kadini oluyorlar. Onca okul, tedrisat ancak "kocalarinin egitimli karilari" ya da "cocuklarin egitimli anneleri" olmalarina yariyor. Bakin su haber -tarzi pek hosuma gitmese de- cok ilginc, en tepeden ornekler: Abdullah Gul ve Recep Tayyip Erdogan'in Turkiye'de veya Amerika'da okumus, mezun olmus kizlari okulu bitirdikleri gibi evlenip calisma hayatina baslamadan veda ettiler. Saniyorum oglanlarin esleri de ev hanimi olarak kaldilar. Simdi elinizi vicdaniniza koyun, Abdullah Gul'un Bilkent mezunu kizina is mi yok? Turbaniyla falan cok rahat edecegi bir suru is imkani vardi onun, dostlar sagolsun. Ama calismiyormus. E bu kiz niye yillarca perukla bilmemneyle universite okuyacagim diye yirtindi? Madem o universite egitimini ancak evde toz alirken, yemek yaparken degerlendirme imkani bulacakti, ve bu basindan beri belliydi, nicin o egitime gercekten ihtiyaci olan, calisacak, is gucune katkida bulunacak birisinin universite hakki gasp edildi (evet, universite "hak" degil ozunde, ama OSS var, kontenjanlar sinirli, kastim "spot", universitedeki "yer" yani). Ev hanimi olmak icin meslek lisesi+mahalledeki bicki dikis nakis kurslari yeterli olur diye dusunuyorum.

Burada "baslari ortuluyse okumasinlar hic, universite sinavina bile girmesinler" demiyorum. Bilerek abarttim. Asil demek istedigim, bu egitilmis kalifiye kadinlarin okuyup okuyup sonra eve kapanmamasi gerektigi. Onlari eve kapatan neyse, bunun bir an once degismesi lazim. Google'da bakinirken bir forum buldum, link vermekten korktugum icin veremiyorum (bu blogdan bir trafik oldugu dikkatlerini ceker de dadanip verip veristirmeye baslarlar diye korktum) ama isminde "irtica" kelimesi var, fikriniz olsun diye belirteyim. Forumun konusu, evlendikten sonra esinizin calismasini ister misiniz. Yazanlarin muhafazakar kesimden oldugu web sayfasinin kendisinden ve cevaplarda kullanilan dil ve referanslardan aleni zaten. Bir kisim "calissin tabi" diyor, bir kisim "evdeki gorevlerini aksatmadikca calissin, ne olacak" diyor.
Ama cogunluk "calistirmam" diyor ve bunu her turlu Islami referansla mesrulastiriyor. Bir tanesi "evde calisacak o, benden cok is yapacak!" diyor, yapilacak isleri siraliyor, komikti. Ve cogunluk icin bir kadinin asil vazifesi Islam'a hizmet etmek: cocugunu iyi bir Musluman olarak yetistirmek, Islam'i dusunmek ve ogrenmek, Islam'i esine dostuna ogretmek. Herhangi bir is, meslek bundan cok daha onemsiz. Kadinlarin topluma ana katkisi dini yasamak ve ogretmek, aile veya ulke ekonomisine katki cok geri planda.

Iste bunun degismesi gerekiyor! Basortulu kadinin universite okumak icin cumle aleme karsi gosterdigi baskaldiriyi, universite bitirdikten sonra kocalarina, kayinbabalarina, babalarina -ozetle Islam'in arkasina siginan ataerkillige- karsi da gosterebilmesi gerekiyor. Soyut bir devlete, yabanci bir "laik Kemalist" guruha karsi direnmek gorece olarak kolay. Kocana direnebiliyor musun, babana direnebiliyor musun, hoca bilmemneefendiye direnebiliyor musun? Okuyacagim diye ortaya koydugun bireyi=kendini, calisacagim diye ailenin, ait oldugun muhafazakar cevrenin onune koyabiliyor musun? Cogu muhafazakar kadin koyamiyor. Onlari suclayamam. Cunku asil zor olan bu!
Kocandan yiyecegin bir hakaret, universite kapilarinda cektigin cileden kat kat daha cok koyar insana zira. Ve bunun degismesi gerekiyor, bu muhafazakar erkeklerin universitede okuyabilsinler diye bayrak yaptiklari kadinlarin diploma sonrasi da is hayatinda varolabilmeleri icin kostek degil destek olmalari gerekiyor. AKP de, muhafazakar kesmin cogu da bu patriyarkal egilimlerini hasiralti ediyorlar, topu hemen "calismalarina izin verilmiyor, baski, zulum..." diye mazlum ayagina yataraktan karsi tarafa atiyorlar. Durust olsunlar hadi, kadinlarin calismasini da istemiyorlar, bireylesmesini de istemiyorlar. Bireylesmek daha az Musluman anlamina kesinlikle gelmiyor halbuki.

Ha denebilir ki, Mona Lisa Smile filmini izlemedin mi, orada da kiz kendi istegiyle ugrasip elde ettigi Yale uni. kabulune ragmen universiteye gitmiyor, evinin kadini oluyor. Kendi istegiyle evinin hanimi olanlar da vardir kesin, ama ben cogunlugunun kocalar/babalarin istegiyle is hayatina veda ettigini dusunuyorum. Yoksa niye kassinlar o kadar universite okuyacagim bitirecegim diye?

Ya Sonra? Sonrasi diplomali ev hanimligi. Universitede turban olsun olmasin diye kavga ederken biraz da sonrasini dusunmeli her iki taraf da. Perspektif olur.

Perşembe, Haziran 05, 2008

Cuppeli Darbe mi, Yanlislardan Donusler mi?


Eveettttt, Anayasa Mahkemesi anayasa degisikligi konusunda 110 milletvekilinin sikayeti uzerine baslattigi incelemeden sonra degisiklikleri gorustu ve haklarinda kararini verdi. Degisiklikler hic olmamis gibi olacak simdi (Boyle bir anayasa degisikligi yok, hic olmadi ki!?). Henuz ortada bir gerekceli karar yok, o yuzden yapilan yorumlar biraz haricten gazel aslinda ("Iptal ettim ama sor bi neden iptal ettim?" demez mi mahkeme). Ben de dedim, karardan sonra dile getirilen lehte ve aleyhte gorusleri siralayayim. Ama ondan once bugunku gazetelerin cogunun da kopyaladigi bir habere link vereyim. Anayasa Mahkemesi'nin bugunku kararina varan surec (daha onceki bir postta da soyledigim gibi "Velev ki siyasal simge" lafindan sonraki basasagi gidis yani) anlatiliyor. Buyrun.

Cuppeli Darbe bu, host!

Cuppeli darbe lafini one suren AKP'li bazi milletvekilleri. A. Mahkemesi kararini siyasi bir karar olarak goruyorlar. Burada kullanilan en onemli arguman anayasanin 148. maddesi. Anayasa mahkemesinin anayasa degisikliklerini sadece usulen inceleyebilir, esasi ile ilgili bir hukum veremez diyor. Yani atiyorum "aa bu degisiklik yapilirken karar yeter sayisi saglanmamis" falan gibi degisiklik karari alinirken uyulmasi gereken kurallara uyulup uyulmadigina bakar diyor. Ama anayasa degisikliginin icerigine bakamaz, "ne diyo la bu?" diyemez diyor. Gerekceli karar henuz ortada olmamasina ragmen, profesorler, hukukcular mahkemenin iptali esasa dayandirdigini dusunerek mahkeme haddini asti diyorlar. Iptalin degisikligin icerigine dayanarak yapildigi varsayildiginda, mahkemenin verdigi kararin "haddini asmak"tan ote, siyasi bir karar oldugu dusunuluyor. "Kanun koyucunun (meclis) verdigi karari begenmeyince boyle gucler ayriligi ilkesini cigneyip el mi koyacak yargi?" diye soruluyor. "Meclis'in guclerinin cignendigi, gucler ayriligi ilkesinin gormezden gelindigi demokrasi olur mu? Atananin sozu mu gececek secilenin mi?" deniyor.

Olayi abartip "Kemalist laikler - Islamist AKP savasi sonunda basladi" falan gibi sacmalamalara girenlere de denk gelinebilir, ki bunlar firsattan istifade "Sezer'in atadigi hakimler anayasayi cignedi gecti" gibilerinden Sezer'e de laf sokuyorlar arada. Isi bu seviyeye cekip zaten gergin olan ortami iyice polarize etmeye calisan bu galeyanci ver gazi ver gazi yaklasimlari denyoca buluyorum.

Demokrasiyi kendisinden korumak lazim!

Bu da A. Mahkemesi kararini -gerekceye bakma ihtiyaci duymadan- hakli ve dogru bulanlarin dedigi sey, sebep, rationale. Bu gruptakiler AKP'nin kilifina uydurarak belaltindan vurdugunu, A. Mahkemesinin de anayasayi koruyabilmek icin boyle bir yola gittigini soyluyorlar. Belaltindan vurmadan kasit su: anayasa degisikliklerine bakarsak, ozunde her sey normal, hatta progresif degisiklikler, esitlik ozgurluk guzel seyler bunlar, anayasanin temel ilkelerine bir karsitligi da yok. Ama iste bu de jure degisikliklerin de facto yani pratik anlami turbanin serbest kalmasi. (Turban yasagi ayri bir konu, onun dogrulugu yanlisligi degil mesele burada. Yasak nasil kaldirilir mesele o). Bu yasagin kalkmasini yeni kanunla ya da kanun degisikligiyle yapamayacaklarini biliyorlardi, daha once degisik vesilelerle Anayasa Mahkemesi turban karsiti kararlar almis, hatta AIHM'ye giden davalarda AIHM'de A. Mahkemesi gibi degerlendirmisti "kamusal alanda turban" kullanimini. Deniyor ki anayasa degisikliginin meali "turban artik serbest" ama turban anayasaya -hatta degismez maddelerine- aykiri, buna A. Mahkemesi dur demezse kim dur diyecek? A. Mahkemesinin bu maddeler soz konusu oldugunda anayasa degisikliginin esasina/icerigine de hukmunun gecmesi ictihattir (reasoning ile gelistirilmis pratik uygulama), ornekleri vardir deniyor.

Kuvvetler ayriligi deniyor, bunun asli "checks and balances" aslinda, yani "kontrol ve denge". AKP cogunluguyla yurutme de haddini asiyor, sayisal ustunlukle meclis icindeki anayasa degisikligine muhalefeti (su meshur 110 kisi) gormezden geldiler. Secileni de birisi "check" etmeli, bu da A. mahkemesi olmayacak da kim olacak deniyor.

Ben ne mi dusunuyorum? Iki tarafta da haklilik var dogrusu. Icimden "oh olsun size!" demek geliyor, dilimi isiriyorum. AKP MHP'nin oyununa gelip sark kurnazligi yapmasinin bedelini oduyor. Delikanli gibi cikip her anlamda ozgurlukcu bir anayasa yazip referandumla babalar gibi kabul ettirselerdi alkislardim, kimse de bir sey diyemezdi. Ama boyle ikircikli oyunlarla dayatmaciliga girerken risklerin de farkinda olmalilardi. Sirf bu kararin iptali olsa "oh olsun!" derdim ama iste bu daha 1. raund, bu kararin asil onemi AKP kapatma davasinin ana ekseni olmasi. Bu kararla, AKP'nin kaderi uzerine alinacak kararin da kapatma olacagi yavastan kesinlesti denebilir. Iste o iyi degil. AKP gidecekse, geldigi gibi oyla gitmeliydi. Rejime tehdit mi? Insanlar "rejime tehdit bunlar" diye gorup AKP'ye "hayir!"i basmaliydi, mahkeme degil. Ordunun yapamadigi darbeyi mahkeme yapinca daha hos, daha demokratik falan olmuyor. "Rejimin iyiligi icin" "Demokrasiyi koruma adina" gibi laflar gundeme gelince irkiliyorum, pek hayra alamet olmuyor bunlar.

AKP kapatilmasin ama kendine bir ceki duzen vermesi de sart. Bu degisiklik reddi karari bir mesaj olur mu bilmem (onceki mesajlari gormezden geldiler). AKP'nin demokrasi anlayisiyla sorunum var benim. 1 Mayis yazisinda biraz deginmistim, daha sonra daha derinden incelerim belki (hep niyetim var ama firsat olmuyor), ama 1. kendine demokratlar, 2. demokrasinin en cirkin yuzunu "cogunlugun tiranligi/tyranny of the majority" sergilemekten cekinmedikleri gibi bunu demokrasi saniyorlar. Konsensus, uzlasma, concession (taviz) kavramlarindan bihaberler. Mecliste sayisal ustunlugum mu var istedigim gibi at kostururum tavirlarindan vaz gecmeleri lazim. Demokrasi bu degil. Isciler yuruyemesin, Lambda kapatilsin, 301 oldugu gibi dursun, siz bir turban ugruna kendinizi atese atin. Biraz pis kokuyor o ateste cikan duman.

Ne garip bir post oldu bu boyle... Kafam karisik napalim...

Ekleme:
Tam post etmistim ki yaziyi, arkadasim Pelin bir link yolladi. O sayfadaki resimdeki kiz soldan saga mi sagdan sola mi (saat yonunde mi saat yonunun tersine mi) donuyor? Mesele bu. Ve bakis aciniza, perspektifinize, gormek istediginize gore iki yone donerken de gorebiliyorsunuz. Bu posta cok uygun oldu cunku bu anayasa degisikligi iptali kararini da herkes kendi ideolojisi, kendi siyaseti dogrultusunda yorumluyor!!! Halbuki o da aynen bu kiz gibi yanarli donerli nereye ceksen gelir bir sey. Masum degiliz hic birimiz...