Perşembe, Haziran 12, 2008

Ya Sonra?

Su gunlerde universitede turban konusu yine pek bir gundemde. Fatih Altayli'nin programina cikan tesetturlu ve tesetturu savunan hanimlar ortaligi kasti kavurdu diyebiliriz. Ben onlarin soylediklerini vs. gecip aklima takilan baska bir meseleden bahsedecegim. AKP ve temsil ettigi muhafazakar kesimde kadinin yerinden. Bu konuda gecenlerde Boston Universitesi'nden Jenny B. White bir konusma yapmisti, cok enteresan buldum. Islami hareket icinde kadin kollarinin ne kadar aktif oldugunu biliyoruz, ama sahsen ben bu kadinlarin "ne" istedigini bilmiyordum. Cevremde muhafazakar kadinlar cok olmasa da var, ama onlar politik olarak pek aktif degiller, o yuzden o toplulugun ic dinamikleri ve gorusleri hakkinda cok aydinlatici oldu Jenny B. White'in sunumu. Onun ne dedigini uzun uzadiya yazmak yerine soyle bir link vereyim, Mart 2008 tarihli bu soyleside Ayse Gunes Ayata cok benzer seyler soylemis. Buyrun okuyun, ben ilginc ve ogretici buldum.

Politik gundemde olan konu: universitede turban. Basini orten kizlar da derslere girebilsinler, universiteden mezun olabilsinler. Mesele bu. YA SONRA? Mezun olunca ne olacak bu kizlar? Bunu niye kimse mesele etmiyor? Sonrasi aslinda oncesine sukrettirir belki. Cunku her halikarda bu kadinlarin adi yok.

Kizimiz basini orterek okudu, mezun oldu diyelim. Doktor oldu, muhendis oldu, bankaci oldu. Peki basini orterek doktorluk, muhendislik, bankacilik yapabilecek mi? Cok buyuk bir ihtimalle hayir. Burada yine yasaklara lanet okunabilir, tesetturle is dunyasinda varolmanin onundeki engeller elestirilebilir. Ama asil onemli soru su: neden turbanla universiteye girmek bir "cause" bir politik mucadele haline geldi de turbanla herhangi bir meslegi icra etmek (yani edememek) hic umursanmiyor? Danistay'in bir turbanli anaokulu ogretmeni hakkinda aldigi karar disinda pek gundeme gelmiyor basortulu meslek sahibi kadinlarin durumlari. Diger yazilarimda Islami kapitalden bahsettim birkac kez. Belki de tesetturlu kadinlar bu "Islami" sektorlerde kendilerine is bulabiliyordur da ondan sorun olmuyordur (atiyorum Pamukbank'ta calisacagina Al Baraka Turk'te calisiyordur falan). Ya da is dunyasinda tesettur universitedeki kadar politize olmadigi icin sorun olmuyordur, kendi aralarinda hallediyorlardir, anlayis gosteriliyordur (gazetelerde durup durup cikan "dininininnnn iste bilmemne hastanesindeki turbanli doktor!" haberleri buna isaret ediyor olabilir). Eger bu dogruysa, hastanede tesetturlu doktorun varolmasini saglayan, bunun gazete muhabirleri disinda kimseye sorun olmamasini saglayan sihirli sey neyse, nicin universitelerde yok ve varolamiyor?

Ve daha onemli "Ya Sonra?" senaryosu -ki girizgahta bahsi edilen akademisyenlerin bahsettigi sey. Tesetturlu kadinlar calismiyor! O kadar kavga gurultu okul, universite bitiriyorlar, meslek sahibi oluyorlar sonra evlendikleri anda her sey bitiyor. Evlerinin kadini oluyorlar. Onca okul, tedrisat ancak "kocalarinin egitimli karilari" ya da "cocuklarin egitimli anneleri" olmalarina yariyor. Bakin su haber -tarzi pek hosuma gitmese de- cok ilginc, en tepeden ornekler: Abdullah Gul ve Recep Tayyip Erdogan'in Turkiye'de veya Amerika'da okumus, mezun olmus kizlari okulu bitirdikleri gibi evlenip calisma hayatina baslamadan veda ettiler. Saniyorum oglanlarin esleri de ev hanimi olarak kaldilar. Simdi elinizi vicdaniniza koyun, Abdullah Gul'un Bilkent mezunu kizina is mi yok? Turbaniyla falan cok rahat edecegi bir suru is imkani vardi onun, dostlar sagolsun. Ama calismiyormus. E bu kiz niye yillarca perukla bilmemneyle universite okuyacagim diye yirtindi? Madem o universite egitimini ancak evde toz alirken, yemek yaparken degerlendirme imkani bulacakti, ve bu basindan beri belliydi, nicin o egitime gercekten ihtiyaci olan, calisacak, is gucune katkida bulunacak birisinin universite hakki gasp edildi (evet, universite "hak" degil ozunde, ama OSS var, kontenjanlar sinirli, kastim "spot", universitedeki "yer" yani). Ev hanimi olmak icin meslek lisesi+mahalledeki bicki dikis nakis kurslari yeterli olur diye dusunuyorum.

Burada "baslari ortuluyse okumasinlar hic, universite sinavina bile girmesinler" demiyorum. Bilerek abarttim. Asil demek istedigim, bu egitilmis kalifiye kadinlarin okuyup okuyup sonra eve kapanmamasi gerektigi. Onlari eve kapatan neyse, bunun bir an once degismesi lazim. Google'da bakinirken bir forum buldum, link vermekten korktugum icin veremiyorum (bu blogdan bir trafik oldugu dikkatlerini ceker de dadanip verip veristirmeye baslarlar diye korktum) ama isminde "irtica" kelimesi var, fikriniz olsun diye belirteyim. Forumun konusu, evlendikten sonra esinizin calismasini ister misiniz. Yazanlarin muhafazakar kesimden oldugu web sayfasinin kendisinden ve cevaplarda kullanilan dil ve referanslardan aleni zaten. Bir kisim "calissin tabi" diyor, bir kisim "evdeki gorevlerini aksatmadikca calissin, ne olacak" diyor.
Ama cogunluk "calistirmam" diyor ve bunu her turlu Islami referansla mesrulastiriyor. Bir tanesi "evde calisacak o, benden cok is yapacak!" diyor, yapilacak isleri siraliyor, komikti. Ve cogunluk icin bir kadinin asil vazifesi Islam'a hizmet etmek: cocugunu iyi bir Musluman olarak yetistirmek, Islam'i dusunmek ve ogrenmek, Islam'i esine dostuna ogretmek. Herhangi bir is, meslek bundan cok daha onemsiz. Kadinlarin topluma ana katkisi dini yasamak ve ogretmek, aile veya ulke ekonomisine katki cok geri planda.

Iste bunun degismesi gerekiyor! Basortulu kadinin universite okumak icin cumle aleme karsi gosterdigi baskaldiriyi, universite bitirdikten sonra kocalarina, kayinbabalarina, babalarina -ozetle Islam'in arkasina siginan ataerkillige- karsi da gosterebilmesi gerekiyor. Soyut bir devlete, yabanci bir "laik Kemalist" guruha karsi direnmek gorece olarak kolay. Kocana direnebiliyor musun, babana direnebiliyor musun, hoca bilmemneefendiye direnebiliyor musun? Okuyacagim diye ortaya koydugun bireyi=kendini, calisacagim diye ailenin, ait oldugun muhafazakar cevrenin onune koyabiliyor musun? Cogu muhafazakar kadin koyamiyor. Onlari suclayamam. Cunku asil zor olan bu!
Kocandan yiyecegin bir hakaret, universite kapilarinda cektigin cileden kat kat daha cok koyar insana zira. Ve bunun degismesi gerekiyor, bu muhafazakar erkeklerin universitede okuyabilsinler diye bayrak yaptiklari kadinlarin diploma sonrasi da is hayatinda varolabilmeleri icin kostek degil destek olmalari gerekiyor. AKP de, muhafazakar kesmin cogu da bu patriyarkal egilimlerini hasiralti ediyorlar, topu hemen "calismalarina izin verilmiyor, baski, zulum..." diye mazlum ayagina yataraktan karsi tarafa atiyorlar. Durust olsunlar hadi, kadinlarin calismasini da istemiyorlar, bireylesmesini de istemiyorlar. Bireylesmek daha az Musluman anlamina kesinlikle gelmiyor halbuki.

Ha denebilir ki, Mona Lisa Smile filmini izlemedin mi, orada da kiz kendi istegiyle ugrasip elde ettigi Yale uni. kabulune ragmen universiteye gitmiyor, evinin kadini oluyor. Kendi istegiyle evinin hanimi olanlar da vardir kesin, ama ben cogunlugunun kocalar/babalarin istegiyle is hayatina veda ettigini dusunuyorum. Yoksa niye kassinlar o kadar universite okuyacagim bitirecegim diye?

Ya Sonra? Sonrasi diplomali ev hanimligi. Universitede turban olsun olmasin diye kavga ederken biraz da sonrasini dusunmeli her iki taraf da. Perspektif olur.

Perşembe, Haziran 05, 2008

Cuppeli Darbe mi, Yanlislardan Donusler mi?


Eveettttt, Anayasa Mahkemesi anayasa degisikligi konusunda 110 milletvekilinin sikayeti uzerine baslattigi incelemeden sonra degisiklikleri gorustu ve haklarinda kararini verdi. Degisiklikler hic olmamis gibi olacak simdi (Boyle bir anayasa degisikligi yok, hic olmadi ki!?). Henuz ortada bir gerekceli karar yok, o yuzden yapilan yorumlar biraz haricten gazel aslinda ("Iptal ettim ama sor bi neden iptal ettim?" demez mi mahkeme). Ben de dedim, karardan sonra dile getirilen lehte ve aleyhte gorusleri siralayayim. Ama ondan once bugunku gazetelerin cogunun da kopyaladigi bir habere link vereyim. Anayasa Mahkemesi'nin bugunku kararina varan surec (daha onceki bir postta da soyledigim gibi "Velev ki siyasal simge" lafindan sonraki basasagi gidis yani) anlatiliyor. Buyrun.

Cuppeli Darbe bu, host!

Cuppeli darbe lafini one suren AKP'li bazi milletvekilleri. A. Mahkemesi kararini siyasi bir karar olarak goruyorlar. Burada kullanilan en onemli arguman anayasanin 148. maddesi. Anayasa mahkemesinin anayasa degisikliklerini sadece usulen inceleyebilir, esasi ile ilgili bir hukum veremez diyor. Yani atiyorum "aa bu degisiklik yapilirken karar yeter sayisi saglanmamis" falan gibi degisiklik karari alinirken uyulmasi gereken kurallara uyulup uyulmadigina bakar diyor. Ama anayasa degisikliginin icerigine bakamaz, "ne diyo la bu?" diyemez diyor. Gerekceli karar henuz ortada olmamasina ragmen, profesorler, hukukcular mahkemenin iptali esasa dayandirdigini dusunerek mahkeme haddini asti diyorlar. Iptalin degisikligin icerigine dayanarak yapildigi varsayildiginda, mahkemenin verdigi kararin "haddini asmak"tan ote, siyasi bir karar oldugu dusunuluyor. "Kanun koyucunun (meclis) verdigi karari begenmeyince boyle gucler ayriligi ilkesini cigneyip el mi koyacak yargi?" diye soruluyor. "Meclis'in guclerinin cignendigi, gucler ayriligi ilkesinin gormezden gelindigi demokrasi olur mu? Atananin sozu mu gececek secilenin mi?" deniyor.

Olayi abartip "Kemalist laikler - Islamist AKP savasi sonunda basladi" falan gibi sacmalamalara girenlere de denk gelinebilir, ki bunlar firsattan istifade "Sezer'in atadigi hakimler anayasayi cignedi gecti" gibilerinden Sezer'e de laf sokuyorlar arada. Isi bu seviyeye cekip zaten gergin olan ortami iyice polarize etmeye calisan bu galeyanci ver gazi ver gazi yaklasimlari denyoca buluyorum.

Demokrasiyi kendisinden korumak lazim!

Bu da A. Mahkemesi kararini -gerekceye bakma ihtiyaci duymadan- hakli ve dogru bulanlarin dedigi sey, sebep, rationale. Bu gruptakiler AKP'nin kilifina uydurarak belaltindan vurdugunu, A. Mahkemesinin de anayasayi koruyabilmek icin boyle bir yola gittigini soyluyorlar. Belaltindan vurmadan kasit su: anayasa degisikliklerine bakarsak, ozunde her sey normal, hatta progresif degisiklikler, esitlik ozgurluk guzel seyler bunlar, anayasanin temel ilkelerine bir karsitligi da yok. Ama iste bu de jure degisikliklerin de facto yani pratik anlami turbanin serbest kalmasi. (Turban yasagi ayri bir konu, onun dogrulugu yanlisligi degil mesele burada. Yasak nasil kaldirilir mesele o). Bu yasagin kalkmasini yeni kanunla ya da kanun degisikligiyle yapamayacaklarini biliyorlardi, daha once degisik vesilelerle Anayasa Mahkemesi turban karsiti kararlar almis, hatta AIHM'ye giden davalarda AIHM'de A. Mahkemesi gibi degerlendirmisti "kamusal alanda turban" kullanimini. Deniyor ki anayasa degisikliginin meali "turban artik serbest" ama turban anayasaya -hatta degismez maddelerine- aykiri, buna A. Mahkemesi dur demezse kim dur diyecek? A. Mahkemesinin bu maddeler soz konusu oldugunda anayasa degisikliginin esasina/icerigine de hukmunun gecmesi ictihattir (reasoning ile gelistirilmis pratik uygulama), ornekleri vardir deniyor.

Kuvvetler ayriligi deniyor, bunun asli "checks and balances" aslinda, yani "kontrol ve denge". AKP cogunluguyla yurutme de haddini asiyor, sayisal ustunlukle meclis icindeki anayasa degisikligine muhalefeti (su meshur 110 kisi) gormezden geldiler. Secileni de birisi "check" etmeli, bu da A. mahkemesi olmayacak da kim olacak deniyor.

Ben ne mi dusunuyorum? Iki tarafta da haklilik var dogrusu. Icimden "oh olsun size!" demek geliyor, dilimi isiriyorum. AKP MHP'nin oyununa gelip sark kurnazligi yapmasinin bedelini oduyor. Delikanli gibi cikip her anlamda ozgurlukcu bir anayasa yazip referandumla babalar gibi kabul ettirselerdi alkislardim, kimse de bir sey diyemezdi. Ama boyle ikircikli oyunlarla dayatmaciliga girerken risklerin de farkinda olmalilardi. Sirf bu kararin iptali olsa "oh olsun!" derdim ama iste bu daha 1. raund, bu kararin asil onemi AKP kapatma davasinin ana ekseni olmasi. Bu kararla, AKP'nin kaderi uzerine alinacak kararin da kapatma olacagi yavastan kesinlesti denebilir. Iste o iyi degil. AKP gidecekse, geldigi gibi oyla gitmeliydi. Rejime tehdit mi? Insanlar "rejime tehdit bunlar" diye gorup AKP'ye "hayir!"i basmaliydi, mahkeme degil. Ordunun yapamadigi darbeyi mahkeme yapinca daha hos, daha demokratik falan olmuyor. "Rejimin iyiligi icin" "Demokrasiyi koruma adina" gibi laflar gundeme gelince irkiliyorum, pek hayra alamet olmuyor bunlar.

AKP kapatilmasin ama kendine bir ceki duzen vermesi de sart. Bu degisiklik reddi karari bir mesaj olur mu bilmem (onceki mesajlari gormezden geldiler). AKP'nin demokrasi anlayisiyla sorunum var benim. 1 Mayis yazisinda biraz deginmistim, daha sonra daha derinden incelerim belki (hep niyetim var ama firsat olmuyor), ama 1. kendine demokratlar, 2. demokrasinin en cirkin yuzunu "cogunlugun tiranligi/tyranny of the majority" sergilemekten cekinmedikleri gibi bunu demokrasi saniyorlar. Konsensus, uzlasma, concession (taviz) kavramlarindan bihaberler. Mecliste sayisal ustunlugum mu var istedigim gibi at kostururum tavirlarindan vaz gecmeleri lazim. Demokrasi bu degil. Isciler yuruyemesin, Lambda kapatilsin, 301 oldugu gibi dursun, siz bir turban ugruna kendinizi atese atin. Biraz pis kokuyor o ateste cikan duman.

Ne garip bir post oldu bu boyle... Kafam karisik napalim...

Ekleme:
Tam post etmistim ki yaziyi, arkadasim Pelin bir link yolladi. O sayfadaki resimdeki kiz soldan saga mi sagdan sola mi (saat yonunde mi saat yonunun tersine mi) donuyor? Mesele bu. Ve bakis aciniza, perspektifinize, gormek istediginize gore iki yone donerken de gorebiliyorsunuz. Bu posta cok uygun oldu cunku bu anayasa degisikligi iptali kararini da herkes kendi ideolojisi, kendi siyaseti dogrultusunda yorumluyor!!! Halbuki o da aynen bu kiz gibi yanarli donerli nereye ceksen gelir bir sey. Masum degiliz hic birimiz...

Salı, Haziran 03, 2008

Telekulak -Acaba bu isin sonu nerelere varacak?

Ya benim kacirdigim bir sey mi var? Nufusunun azimsanamayacak bir kismi fislenmis bir ulkede patlamadi mi bu skandal? "Gerektiginde" telefon gorusmelerinin takir takir ortaya dokuldugu, "icap ederse"(mesela Hrant Dink davasinda saniksaniz) telefon gorusmeleri kayitlarinin birdenbire yok oldugu, buhar olup uctugu bir ulke degil mi bahsettigimiz? Kisisel hayatin ve haberlesmenin ozelligi ve bu konulardaki ozgurluk ne zaman mevzubahis oldu ki simdi birdenbire "aman tanrimm, dinleniyormusuzzzz!!!" diye histerik tepkiler verir oldu herkes?

Dogrusu ben Turkiye'deyken dinlendigimden suphe etmedim hic, "under the radar" diyebilecegimiz, ehemmiyet verilmesi icabetmeyen bir zatim zira. Tez konumla biraz daha gundeme gelmis olsam dinlenmeye deger olurdum ama su durumda degilim. Dinlendigimden suphe etmiyordum, evet, ama dinlenmeye deger olsam gayet de rahat dinlenecegimin farkindayim. Arada suphe duydugum bir sey, Turkiye'deyken emaillerimi Amerika'daki universite serveri uzerinden yollamam sebebiyle bir sekilde bir filtreye takilip email iletisimimin kontrol ediliyor olabilecegiydi. Boyle bir ihtimal dusuk olsa da, bir sekilde, bir sebepten istenirse emaillerim birilerinin ellerinin altinda, masalarinin ustunde yer alabilir gayet.

Bunlari bilmekle beraber, telekulaklik isinin teknolojik olarak ne kadar ilerlediginin farkinda degildim, 2 sene kadar once bir arkadas masanin uzerindeki cep telefonunu gosterip "bununla bizi dinliyor olabilirler demisti". Gayet esprili bir muhabbet icindeydik, saka yapiyor sandim, ama ciddi olma ihtimali bile sazan gibi atliyor olma riskini goze aldirdi, sordum: "Bununla mi? Nasil ya?" Anlatti da anlatti, kapali olsa bile cep telefonuyla dinlenebiliyormussun. Cep telefonlarinin baz istasyonlari ile devamli iletisim halinde olduklarini ve bu sayede tasiyanlarin "track" (takip) edilebildigini biliyordum (sagolsun 24 dizisi). Ama kapali telefonu mikrofon gibi kullanmak? Inanilmaz gelse de inandim, telekulak skandali vesilesiyle gazetelerde ifsa olunan "dineleme yontemleri" haberlerinden ogreniyorum ki dogruymus.

Simdi elimizde ne var: Hicbir zaman halkini fislemekten, ozel hayatini ihlal etmekten cekinmemis bir devlet ve haberlesmeyi dinleyebilmeyi mumkun kilan muthis teknolojiler. Ne duruyorsun helva yapsana derler adama. Eee, bunca yaygara neden kopuyor yahu???

Yaygaranin kopma sebepleri:
1. Vakit gazetesinin denyo gibi (kusura bakmasinalar da yaptiklari harbi denyoluk arti salaklik) Onder Sav'in gorusmesini carsaf carsaf yayinlamasi (burada gorusmeyi nasil elde ettikleri onemli degil, asagiya bakin).
2. Dinleme varsa (var diyemiyoruz kesin halen), bunu yapanin/yaptiranin AKP olusu ihtimalinin yuksekligi. (Arti, dinlemekle kalmayip bunu kendilerine yakin bir gazeteyle paylasmis olmalari).
3. Bu olayda dinleme olmus mu olmamis mi ortaya cikarmanin bu kadar zor olusu da ayri skandal.


Once birincisini ele alalim.
Vakit gazetesinin denyolugu:
Ortalik birbirine girince dediler ki, muhabirimiz aradi, Onder Sav telefonunu kapatamadi, biz de duyduk gorusmeyi. Yahu yasal olmayan yollarla edinilmis delili mahkeme bile kabul etmiyor, sen hem haberlesmenin ozelligini ihlal et (aleni suc!) hem de marifetmis gibi mansetten yayinla. Yani konusmada oyle asiri ilgi cekici bir sey de yok, bir darbe plani, bir kufur falan olsa (mesela ya da mesela) agzimizdan salyalar akitarak okurduk. Bir CHPli ve bir CHP yanlisi validen beklenebilecek ot gibi bir muhabbet, yani ne bekliyordunuz, AKP'yi mi yaglayacaklardi. Bak o zaman man bites dog/kopek isiran adam gibi haber degeri olurdu. Dusunun Onder Sav valiye diyor ki "ya biktim bu CHPden de, Baykal'dan da. AKP muthis gelecek vaadediyor, programlarini cok tutuyorum. Amerika'ya gittigimde hocaefendi ile gorustum, icazet aldim. Firsat kolluyorum AKP'ye gecmek icin!" Allah Allaaaahhhh! Pulitzerlik olurdu... Ama alamazdi, zira yine de denyoca, ozel hayata, haber ozgurlugune tecavuzle yapilmis bir haber olurdu.
Bu arada Turk Telekom'u da kutluyorum. Genelde kagni hizinda calisan bu kurumumuz, Vakit gazetesine dilekce verdikleri gun (30 Mayis 08) gorusme dokumu'nu tak diye takdim etmis. Vakit gazetesinin dilekcesi diyorum bakin, hukumetten, yukardan rica edilmis demiyorum. Ben herhangi bir sebepten gidip dokum almak icin dilekce versem ya "Kardesim gelecek ay basinda fatura ordan bak ugrastirma" derler baslarindan savarlar, ya da 1 ay sonra elime gecer o dilekceye cevap. Dogrusu sirf dilekceye cevabin hizi yuzunden Turk Telekom belgesi diye ortaya surulen seyin yalan/uydurma oldugunu dusunuyorum. Vallahi sirf bu yuzden.

Tuzum var diyene hiyarla kosan AKP:
Bu gazete haberi ortaya cikinca AKP iki sekilde gorus bildirdi. Once CHP de kendisini 40larda saniyor, o ne oyle valiyi adami bellemis bidi bidi bidi CHP'ye catmalar. Aloooooo! Orada Sav-Vali muhabbetinden daha derin bir sorun var ortada, haberi yapana "hani ozel hayatin gizliligi?" diye bir catmak gelmiyor da akillarina, bodoslama dalip
(mevzubahis iki kisi ifsa etmedikce) ozel hayatin gizliliginde kalmasi gereken bir sey uzerinden mal bulmus magribi gibi CHPye laf sayiyorlar. Bir dur soluklan yigenim!?!
Sonra da tabii savunma fasli basliyor, dinleme yok, biz dinletmeyiz, biz demokratik haklara saygiliyiz, boyle bir ozel hayatin gizliligi hakki ihlaline asla izin vermeyiz filan fistik. Ya iki dakika once o ihlal edilmis haklar sayesinde yapilmis haber uzerinden siyaset yaparken hic de sorun etmiyordun o demokratik haklari?
Dinleme varsa kim yaptirdi, niye yaptirdi, niye Vakit ile paylasildi cok buyuk muammalar ben bilemem.
Dinleme yoksa CHP neden bu kadar yaygara kopardi? (Simdi yigidi oldur hakkini yeme. CHP de yangina feci sekilde korukle gitti. Onlara da bir "bir dur soluklan yigenim!" gelsin. Paldir kuldur dinlendik ettik diye ortaya cikarken bir bildikleri mi var, yoksa galeyana mi geldiler, saldir AKP'ye firsatciligi mi yapiyorlar (beklenir Baykal'dan) anlayamadim. Ama emin olmadan boyle kendilerini ortaya atmalari, Amerikanca deyimle "sticking their necks out" cok saftronikce bir hareket. Dedim ya, ifsa edilen gorusme cok siradan, oyle dikkati baska yone cekmeye calisacak, zeytinyagi gibi uste cikmak icin cirpinacak bir durum yok. Yalanci coban gibi dinleniyoruz diye ortaya cikmak, eger gercekten oyle bir sey yoksa buyuk politik kredibilite kaybi (CHP'nin daha fazla kaybetmeyi goze alamayacagi bir sey!) Sirf kredibiliteyi boyle bol keseden harcama luksleri olmadigi icin CHPlilerin bir bildikleri olduguna, henuz tum kozlari paylasmadiklarina inanasim var ama, yani, onlardan da her turlu sacmalik beklenir, emin olamiyorum.

Olmali mi olmamali mi?
Daha dogrusu olmus mu olmamis mi? Bunun dogrusunu bulmanin imkani yok ki? Yapan yaptim diye kabul etmez, maruz kalan "aa, pardon dinlenmemisiz, telefon acik kalmisti" demez. Telekom safini belli etti bile (ama goruldugu uzere sol kas kalkik bakilan bir dokumanla). Cep telefonu dokumleri bakalim ne gosterecek. Cok "fishy" cok supheli bir durum. Ama haberi yapan kisi ortaya cikip boyle boyle oldu diye gercegi, yalnizca gercegi anlatmazsa mumkun degil bilemeyecegiz.

Ben size soyleyeyim ne olacak. 20-30 yil sonra o zamanin Can Dundar'i bir belgesel yapacak, mesela AKP ile ilgili (Hatirla Sevgili: Demirkirat falan). O zaman bu konuya deginilecek, bulacak o muhabiri veya olaya taniklik etmis bir Vakitciyi, anlatacak o kisi de kiytirik bir fon onunde bordo renkli koltuga oturup:
"AKP'den bilmemkim bize ulastirdi, onlar nereden edinmis bilmiyoruz. Emir buyuk yerden, yayinladik el mecbur. Bu kadar sorun olacagini bilemedik" diyecek, veyahut "Aradik Onder Sav'i, kapatamadi telefonu, biz de bakistik, sirf meraktan dinledik, arkadaslara dinletip maytap geceriz diye de kaydettik. Sonra tiraj olur diye reklam olur diye yayinladik. Tayyip Bey cok kizdi, 'Sizin yuzunuzden Deniz taarruza gecti, isim gucum var, bana bunlarla gelmeyin, haberinizi de alin gidin!' dedi." diyecek. O zamana kadar kim ole kim kala. Bu blog hala duruyor olursa, biri comment yazsin asagiya, boyle boyle oldu diye. Tey tey teeey!

Vallahi bu devirde kulaktan kulaga oynarken bile dikkatli olmak lazim. Duydugunuzu daha siz yaninizdaki arkadasiniza soylemeden Vakit gazetesi yayinlayiverir maazallah!!!