Pazartesi, Mayıs 12, 2008

AKP Islami Sermaye el ele, Muhalefetsiz bir gelecege!

Adieu Kanalturk!
Ayni hizla devam ediyorsunuz? Bu resmi Kanalturk'un web sayfasindan aldim, sayfanin ust kosesinde kanalin Koza grubuna satildigini ilan edip hemen altinda ayni hizla devam ediyoruz demek? Ipucu belki de satis ilaninin gerisinde soylediklerinde sakli: yobazlarla mucadeleye devam diyor, Tuncay Ozkan ve BKK (BizKacKisiyiz dernegi) yeni bir kanal acip oradan yeni dunyada yer alacaklarini mustuluyorlar.

Dogrusu Kanalturk hic izlemedim. Ama "olay"ini biliyorum gundeme geldikleri meselelerden. Cumhuriyet mitingleri organizasyonlarindaki rolleri olsun, AKP karsitliklari olsun, garip milliyetcilikleri olsun ilginc kiliyordu Kanalturk ve cevresindeki insanlari. Hic bana hitap etmiyor tarzlari, ben de AKP'den pek hazzetmiyorum malumunuzdur herhalde, ama kendilerinin karsitliklarini cerceveleyen o nasil tanimlayacagimi bilemedigim milliyetcilik bana cok itici geliyor. Bu Ergenekon'du, Kuvayi Milliye'ydi "cete"lerle bir organik iliskileri var mi bilemem. Ama "aman tanrim, butun dunya Turk'un kokunu kazimak icin seferber oldu. Iste onlarin icimizdeki isbirlikcileri" seklinde komplo teorileriyle suslu, galeyana getirme ve hedef gosterme soslu milliyetcilik de "oeehh!" dedirtiyor. Tabii ki pan-Turkist hayallerle yasayan milliyetcilere gore daha gercekciler ve MHP eksenli milliyetcilere gore daha az sahin, daha az militanlar. Yine de tam olarak demokratik bir mucadele icinde degiller, bize karsi binbir komplo var, biz de
gerekirse onlari komployla alt edecegiz seklinde bir alt metin var sanki soylemlerinde. Yani demokratik mucadeleye bas koyduklarina dair bir garanti yok ortada, yer altina kayabilirim, kayabilirim, kayabilirim modundalar (asik degilim olabilirim, olabilirim olabilirim nagmesiyle okuyunuz). (Bu arada milliyetci milliyetci diyorum ama bunlarin da cesitleri var, ulusalcisi, kafatascisi, buduncusu, ulkucusu, bilmemnecisi. Milliyetci diyerek sirf milletini seven basit insanlari kastetmedigim asikar. Politik Islam gibi, politik milliyetcilik bu da.)

Kanalturk'u satin aldigi soylenen Koza grubu ise muhafazakar kesimden. Fethullah Gulen ile yakin iliskileri varmis, AKP destekcisiymis suymus buymus, yaziliyor ediliyor. Detaylari o kadar onemli degil aslen. Isin ozu AKP'ye bangir bangir muhalefet yapan bir kanalin susuyor olmasi. Ve bu el degistirmeyi onemli kilan devletin (ve devletin kurumlarini su anda kontrol eden AKP'nin) bundaki rolu.

Dunku postun ustune cok uygun geldi aslinda bu. Islami-muhafazakar kesimdeki kapitalizm merakindan bahsediyordum hani. Milli Gazete bile "cibildak bu karilar" diye bu pazar-piyasa oyunlarindan elini etegini cekmiyordu. Piyasa ona uymazsa ucundan acciklarla uyduruyordu -hem kendini piyasaya hem piyasayi kendine. Yesil sermaya denen Islami-muhafazakar kesimin sahip oldugu kapitalin varligi ve ekonomideki yeri yadsinamaz, gordugumuz bu kapitalin politiklesmesi aslen. Eskiden usul usul uretir satar oyle boyle Islamci gruplara, partilere parasal destek olurlardi. TUSIAD'in yaninda MUSIAD kaale bile alinmazdi. Simdi durum oyle mi ya? TUSIAD marjinal kaldi, resmen muhalefet oldu. Islami sermaye ise politik partilere gruplara para akitmanin otesine gecti, imkanlarini "sosyal degisim" icin kullanmaya basladi. Neydi ismi, unuttum simdi, Guneydogu'ya cikartma yapan "sosyal yardim" dernegi var mesela (Ikhwan al Muslimin/Musluman Kardesler olmaya daha cok yollari var). Diger onemli unsur da Islami medya tabii ki.

Islami medya yeni bir sey degil, ama degisimi yeni. Vakit, Akit gibi gazeteler falan marjinaldi. Zaman oyle degil ama. TGRT vardi bir zamanlar, dincilerin kanali diye burun kivirilirdi. Bir zamanlar Samanyolu TV gibiydi o da gerci, sonradan acilip sacildi, sonunda da FOX'a satildi. AKP'nin hukumette olmasi munasebetiyle Islami medyanin gorevi ikiye katlandi: 1. Muhafazakar gorusleri yaymak (radikallikten bahsetmiyorum, bu muhafazakarin normallesmesi, toplumsal normallerin daha muhafazakara kaymasindan bahsediyorum). 2. AKP muhalefetini kismak, AKPyi yaglamak, ovmek, "Turkiye'nin basina gelen en iyi sey" diye lanse etmek, AKP'ye laf eden olursa cevabi yapistirmak, savunmak. Kanalturk'un basina gelenler bu 2. gruba giriyor gibi geliyor bana. AKP'nin politik gucu ile Islami sermayenin gucu biraraya gelince Kanalturk teslim bayragini cekti galiba.

Kanalturk haberi uzerine Tuncay Ozkan'a "satilmis""bizkaclirayiz" gibi imali gondermeler yapanlar oldu. Sanmiyorum ki adam ve ekibi bu satisa "oh oh gelsin paralar" diyerek onay verdi. Buyuk ihtimalle baskilardan kurtulmak icin kabul ettiler (yoksa niye yeni kanal falan diye laf etsinler?). Cumhuriyet mitinglerinden beri AKP ve Erdogan sagli sollu ustlerine geliyorlardi zaten, parasal/mali sorunlarin bir kismi bu baskilardan kaynaklaniyordu sanirim ve satis karari haberinin hemen altinda Tuncay Ozkan'in da Erdogan'a hakaretten mahkum oldugu basligi vardi ilginc bir sekilde. AKP Islami Sermaye el ele, muhalefetsiz bir gelecege.

Olayin ic yuzunu bilmemekle beraber, pis kokular gelmiyor degil. Sirada ne var? Leman'i Penguen'i mi satin alacak Islami sermaye? Leissez faire, parayi bastirip aliyorlar tamam. Ama bu satin alislardaki politik mana onemli, parayi bastirip muhalefeti (Kanalturk'unku gibi tiriskadan da olsa) susturmak onemli, medyada egemenlik kurup eskiden marjinal olan seyleri normalize etme cabasi onemli. Evet bir suru Samanyolu tv'miz olmayacak birden, ama bu Islami sermaye TV kanallarindaki dizilerde "iyi" kadinlarin daha "edepli" giyinecegine, kotu kadinlarin ise omuz-dirsek arasi kollarini goseren kadinlar olacagina kalibimi basabilirim (bakiniz dunku yazidaki resimler). Bu gidim gidim muhafazakarlasma belki korkulacak bir sey degil cogunluk icin, ama giderek daha disarida kalan, giderek daha marjinallestirilenler icin korkulacak bir sey.

- Abi bana bir TV kanali lazim.
- Ya evet, iyi olurdu. Kusura bakma, ATV'yi istemissin ama onu Caliklara soz vermistik, bizim oglana is verdiler falan, borclandik. Baska bi kanal bakalim sana?
- Olur efendim, kanalin ustune konalim da. Simdi sifirdan kanal kurmak zor is, ugrastirir.
- Tabii haklisin canim. Kanalturk var, nasil, o olur mu? Bas bas bagirip milletin kafasini bulandiriyorlar zaten. Borc batagina soktuk zaten. TMSFye, ihaleye bile gerek yok.
- Oo, cok iyi dusunmussunuz. Bir tasla iki kus vurmanin uzmaniyiz zaten. Ben hemen gidip onlara reddedemeyecekleri bir teklifte bulunayim.
- Tuncay'a selam soyle, kac kisilerse hepsini alip gitsin. Kitalari bindirir misin, bir baba hindi de sana boyle biner iste, hehehe.
- Muhtesemsiniz beyefendi, adeta bir mucahit junyor. Kanalin ismini diyorum, degistirmeli mi, ne tavsiye edersiniz?
- Estagfurullah. Degistirmek uygun olabilir. Kanalturkislamsentezi olabilir mesela.
- Oh mon dieu!* Bu nasil bir deha, gozlerim kamasiyor!

*(basiniz)Fransizca soyleyince modern geliyor, cuppeli sarikli imaji uyandirmiyor, o acidan.


Pazar, Mayıs 11, 2008

Iki Resim Arasindaki Yedi Farki Bulunuz --Ya da: Ne Tesetturden vaz gecerim ne Kapitalizmden

Eskiden cocuk dergilerinde falan olurdu, iki benzer resim yan yana konur, aralarindaki ufak farklarin bulunmasi istenirdi. Yok vazonun birinde sapi vardir digerinde yoktur, yok cicegin birinde yapragi duzdur digerinde tirtiklidir falan. Siz de su gordugunuz iki resimdeki sanirim sayisi yediden fazla olan farklari bulunuz, sonra da "Niye ki?" diye kendinize sorunuz.

Resimlerin kadinlari daha "cibildak "olan orijinali anneler gunu vesilesiyle bir cok gunluk gazetede yayinlanmis okudugum haberlere gore. Photoshopla daha edepli hale getirilmis hali ise "Milli Gazete"'nin eseri. Guzel de rotuslamis koftehorlar, ben ilk gordugumde "ya gazete istedi diye reklam ajansi rotuslayip yolladi onlara galiba" dedim ama okudugum haberlerden bazilarinda reklam ajansinin da bu durum karsisinda saskin oldugu belirtiliyordu. Yorumlarimin gerisi bu rotuslama isinin gazetenin basinin altindan ciktigini varsayiyor -ki bu varsayim olmasa da yorumlardan bir kismi gecerliligini koruyacaktir.

Milli Gazete malumunuz Milli Gorus cizgisinde, varsa yoksa Erbakan gerisi yalan diyen, Islamci bir gazete. Takip ettigimi soyleyemeyecegim, neyini takip edeyim ki? Bir gun oku, iki gun oku, ucuncu gun bayar. O kadar dar bir bakis acisindan bakilinca her seye, referanslar bir okunusta anlasilinca, olan biten her seye ne gibi yorumlar gelebilecegini tahmin edebilir hale geliyorsunuz zaten. Konumuz itibariyle onemli olan gazetenin aleni bir sekilde Islami hassasiyetleri olan bir gazete oldugu.

Bu resimleri yan yana gorup olayi anlayan cogu kisinin ilk tepkisi eminim "Oha!" olmustur. Sonra da Milli Gazete'ye giydirilmistir: "Yuh yani, iki santimetrekare etten aziyor mu bunlar? Ciplak omuz dirsek arasi veya diz gormek dinden imandan mi cikartiyor bunlari?" diye. Ben giydirdim, bu olayi lafladigim 1-2 kisi boyle dedi de oradan biliyorum. Ama simdi anlik tepkileri bir kenara birakip olaya biraz daha genis bir acidan bakalim.

Oyle ya da boyle, o sebepten ya da bu sebepten kadinin ciplakligindan rahatsiz olan bir grup insan var. Bir parantez acayim. (Aha actim: Ciplaklik da goreceli bir kavram tabii, bunu gormus oluyoruz ve belki en ilginc sey de bu resimlerle ilgili. Benim icin bikini ciplaklik degil mesela, ama bazilari icin sac teli gorununce ciplak oluyor. Ya da ne bileyim sahil kasabasinda sort askili ust normalken, bu sahil olmayan bir yerde (mesela Ankara) ciplaklik olarak gorulebiliyor. Ciplaklik algisi sujeye gore de degisiyor: Resimlere bakarsaniz genc bir kadin icin diz ustu etegi dizalti yapmak yeterliyken daha bir orta yasli bir kadin icin hali hazirda dizalti olan etegin boyunu bilege dogru uzatma ihtiyaci duymuslar. Yasini basini almis kadinsin daha kapali giyin dercesine.) Kapattim parantezi. Gazeteyi cikaran ekibin asil tercihinin tesettur oldugunu biliyoruz, yani yuz ve eller gorunebilir, gerisi i ih. Bu boyleyken, resmi rotuslarken gosterdikleri otokontrol icin kendilerini kutlamali miyiz acaba? Ne bileyim Celik robota bir don giydirmek, kadinlari tumden tesetture sokmak gibi uclara da gidebilirlerdi degil mi? Saka bir yana, hala ortada bir "NIYE KI?" sorusu var, ama "Niye rotusladilar ki?" degil, asil sorulmasi gereken "Madem ajanstan gelen reklam sizi rahatsiz etti, oynamak zorunda hissettiniz, niye yayinladiniz ki?" Yani kimse onlara "Yayinlayacaksiniz ulan bu reklami!" dememistir eminim, Arcelik veya Koc grubu ile aralarinda bir reklam anlasmasi olsa bile "Ya arkadaslar biz bu reklami yayinlayamayacagiz, soyle soyle telafi edelim" diyerek bir cozum bulabilirlerdi eminim. Ama bunu secmediler, o reklamdan, o reklamin gelirinden vazgecmek onlar icin bir opsiyon degildi bile. Para deyince akan sular duruyor. Bunun icin onlari suclayamayiz tabii, "iyy, yivranc kapitalistler sizi!" diyemeyiz. Piyasanin gercekleri, reklam geliri olmadan minimum tirajli bu gazete zor is. Bu arkadaslarin su reklama yaptiklari -kusura bakmasinlar da- zavalliliklarinin cok guzel bir tezahuru. Bir yanda reklam parasini alma istegi, bir yanda hedef kitlenin tepkisini cekme korkusu. Ne yardan ne serden gecmeden bir tasla iki kusu vurmanin yolu "ucundan accik". Etekleri ucundan accik uzat, kollari ucundan accik kapat. Hem reklami goren ummet mensuplari "ayip, namahrem" diyecek kadar rahtsiz olmasin hem de reklami verenlerden para gelsin.

Aslinda bu "Ne tesetturden vaz gecerim ne de kapitalizmden" dedigim seyin ilk tezahuru degil (Alt basligi "ne Islamdan vaz gecerim ne de kapitalizmden" yazmistim, ama "Hangi Islam?" sorunu var, bu yuzden konumuza uygun Islami sembol olan tesetturu sectim). Bir suredir her yanda gorulen bir sey aslinda bu. Havaalanindaki Zeki Triko reklaminin sorun olmasi, atv (evet Calik'in atv'si) dizisi Avrupa Yakasi'nda Sebnem Ferah posterindeki dekoltenin kapatilmasi, bu yazinin konusu reklam rotusu gibi haberlerle gundeme geliyor belki ama aslinda cok goze batmayan sekillerde bayagidir devam ediyor bu kapitalist ciplaklik ile Islami tesetturun bir orta yol bulma, bir arada varolabilme cabasi. Hem yesil sermayenin "kapali" olmayan kesime hem de Islamci olmayan sermayenin muhafazakar-dinci diye tanimlanan kesime
hitap edebilme cabasi biraraya gelince enteresan bir orta yol bulunuyor sessiz sedasiz (Arcelik nicin Milli Gazete'ye reklam veriyor diye de bir sorun! Boyle bir seyin olacagini ongorebilselerdi, emin olun onlar kendileri reklami daha "kapali" hazirlarlardi.) Bu orta yolun en ilginc tezahurlerinden biri gecenlerdeki Tekbir giyim defilesinde goruldu, Tekbir stili sokaklarda, ozellikle genc kizlar arasinda coktandir var. Bu "modern tesettur" hakkinda daha sonra etraflica yazarim. Burada vurgulamak istedigim su ki piyasa Islamci-Islamci olmayan ayrimi yapmiyor, kapitalizm bildigin kapitalizm, parasi olanin dudugu caliyor ve parasi olan da dudugunu ottururken parasini daha cok artiracak nagmeyle caliyor. Politik olarak turban/tesettur konusunda dibine kadar polarize olmus olsak da piyasa ve toplum bu konuda bir orta yola dogru bayagi yol katetti bile.

Bu hafta Malezya ve Endonezya'dan bahsettik derste. Bir ara bir "Turkiye Malezya olur mu?" furyasi vardi ya. Zorla, baskiyla gerceklesecek bir muhafazakarlasma korkusunun dile gelisiydi hani. Malezya'dan gelen korku filmi senaryolari militanlik, fiili baski iceriyordu. Malezya toplumsal yapi itibariyle dogru bir karsilastirma degil zaten ama soruyu "zorla muhafazarlasacak miyiz?" diye sorarsak, "muhafazakarlastik bile yavrucugum!" diye bir yanit veririm ben sahsen (sanirim Ece Temelkuran da bunu soyleyip duruyor, ikidir ismini aniyorum blogda, ruyamda da gormedim ama?). Zorla olmadi pek ama, inceden inceden dipten derinden. "Mahalle baskisi" da degildi pek sebep, mahalle baskisi zaten hep vardi. Sadece toplumun normalleri degisti, normal/averaj daha muhafazakara kaydikca, o normali empoze eden mahalle ile en az muhafazakar olanlarin (mini giyen kizlar mesela :)) arasi daha fazla acildi, olan bu. (Suraya iki can egrisi cizip ideal pointlerden birinin shift etmesinin sonuclarini grafikle gostermek vardi ama tey tey tey... hayalleriyle yasayin!). "Normaller niye degisti?" derseniz "Iste bu Islam-kapitalizm simbiyozu yuzunden" derim. "Nereye kadar gider bu?" derseniz, "Bilemem, ama mini etek uretildikce mini etek giyen kizlar hep olacak" derim.

Biraz daginik bir yazi oldu, kafamdaki fikri cok da iyi ifade edemedigimi dusunuyorum. Sizi bu iki resimle ve aralarindaki bilmemkac farkin neden ve nicinleriyle basbasa birakiyorum.

Cuma, Mayıs 02, 2008

1 Mayis ve AKP'nin foyasi

Politikhayvan aylar sonra tekrar huzurlarinizda. Uc yazidan sonra blogu neredeyse rafa kaldirmis hale gelmemin sebebi gecen donemki ders yogunlugumdu, yoksa "gundemde bloga yazmaya degecek bir sey yoktu ki?" durumu tabii ki yoktu. Arada "yazsam sunu, sunu yazsam ya!" dedirten seyler oldu, mesela RTE'nin "velev ki siyasi simge..." diye baslayip, sonra alip basini giden basarili polarizasyon calismasi ve neticesinde pek de surpriz yapmadan gelen kapatma davasi. Bazen o kadar sasiriyorum ki AKPcilerin yaptiklarina, ozellikle RTE'nin beyanlarina, karsimda olsalar "Abi kafaniz mi iyi sizin? Yoksa tumden yediniz mi kafalari?" diyecegim. Bunlar aptal olmadiklari kesin kisiler, o ihtimali direk ekarte edebiliriz. Bu durumda ya oturup dusunmuyorlar, bir stratejik plan yapmiyorlar, ya bu stratejileri olustururken, dusunurken onemli bir "bilgi" eksikligi var mevcut sartlar ve ihtimaller hakkinda (informational constraint), ya cok risk-sever bunyeler (kumarcilar sizi!), ya da hesaplarina bilemedigimiz faktorler dahil ediyorlar ve biz bu faktorleri bilemedigimiz icin yaptiklari sacma geliyor. Su haliyle, kendi sinirli bilgim dahilinde, gozlemleyebildigime gore, AKP cok miyopik, kisa vadeli dusunuyor; bir uzun donem plan yok ve boyle gunu kurtarma pesinde sacmaliyor.

Bu sacmalamalarin AKP'ye getirdigi en buyuk kayip demokratik-liberal diyebilecegimiz kesimin destek ve onayini kaybetmeleri olmustur diyebiliriz. Bu kesim AKP'ye oy vermiyordu buyuk ihtimalle (verenler de olmustur) ama AKP'yi mevcut orduya endeksli yapiya kafa tutabilecek en buyuk guc olarak goruyorlardi. Mevcut yapiya bir demokratik "challenge" icin daha uygun bir muttefik olamazdi. Hem tabani var, hem sistemi degistirmek icin kararlilik var, hem de onlarla muttefik olmak kendileri icin bir kayip degil (yani Erbakan'in Refah'i ile muttefik olmak ile demokrasi neferi haline gelmis, radikalliginden siyrilip mainstream olmus bir AKP ile muttefik olmak arasinda audience cost acisindan cok fark var). O sartlar altinda gayet mantikli bir tavirdi bu. Ve aslinda umit verici bir durumdu. Simdi bir sapma yapip buna geri donecegim.

Ellen Lust-Okar Orta Dogu'da otoriter rejimlerin surekliligini otoriter liderlerin -ne kadar zayif olsalar da- muhalefeti birbirine dusurebilmesine baglamisti bir makalesinde. Ve genelde muhalefet arasina sokulan nifak da "din". Islamcilara "bu dinsizlerle mi bir oluyorsunuz?" diye sekuler (ozellikle sol) muhalefeti kotuluyor, sekulerlere de "Bunlar yobaz, demokrasi istediklerini mi saniyorsunuz?" diyor. Bu iki grubun ortak istegi bu otoriter liderlerden kurtulmak olsa da bu istek icin biraraya gelemiyorlar. Sorun otoriter liderden kurtulmak degil sadece cunku, o gittikten sonra ne gelecek, sorun o. Herkes "demokrasi gelecek" diyor, o da bir ortak amac aslinda, ama herkes "kendine demokrat" olunca, muhalefetin iki tarafi birbirine guvenemiyor. Iran'da mesela, 1979 devriminde muhalefet bir araya gelebilmisti. Bazilari "Islamist revolution/Islami devrim" diyor bu devrime, halbuki Islamcilar tek basina gerceklestirmedi devrimi, monarsi karsiti demokratlar, komunistler ve hatta monarsi taraftari olup da Pehlevilerden kurtulmak isteyenler de devrimin icinde yer aldilar. Devrimden sonra olan oldu, Humeyni liderligindeki Islamcilar baskin cikti ve monarsiyle beraber diger muhalefeti de tasfiye ettiler, devrim yoldasiydilar sozde. Ayni seyin kendi baslarina gelme ihtimali muhalefetin farkli kisimlari arasinda bir "commitment problem" yaratiyor, haliyle status quo devam ediyor.

Turkiye'ye geri donecek olursak, AKP'nin birinci doneminde, ve ozellikle de 22 Temmuz 2007 secimlerine giden surecte bir muhalefet birligi vardi (muhalefet derken, meclis muhalefeti degil, AKP hukumetteydi zira, sisteme muhalefet diyorum). Bir nevi "dusunce ve ifade ozgurlugu gelsin, zaten bunun icinde dini ifade de yer aliyor" gorus birligi vardi, bu bir "tacit bargain"di aslinda. Demokratik muhalefet "bak abi, su Islamciligi abartmayin, seriat diye tutturmayin, hep beraber su ordu eksenli cizgiyi politikadan atalim" diyor, AKP de "tamam, Refah donemi gibi sinirlari zorlamayacagiz ama turbandi, dini egitimdi ozgurlukler kapsamina alinsin, destekleyin" diye karsilik veriyordu. Cumhuriyet mitingleri doneminde medyadaki "demokratik-liberal" kesimin mitingleri kucumser, Gul'un cumhurbaskanligini destekler, AKP'den bosuna korkuyorsunuz, onlar Refah degil yollu yazilar yazdigini gorduk. Commitment problem asilmis gibi gorunuyordu. Sozler verilmisti, tutulacakti, baska turlu istenilen mutlu sona ulasilamazdi zira.

Simdi durum nedir? Demokratik kesimde hayal kirikligi. O commitment problem direk yuzustune cikti, AKP demokrasiye "commit" edemedi, sozunu tutamadi. "Biz AKP'yi boyle bilmemistik" seklinde bir mahcubiyet var AKP'ye bel baglamis demokratlarda. AKP secimlerden sonra "Beni tani kizim ben buyum!" diye ortaya cikti zira. MHP ile stratejik isbirliklerine girip demokratlar icin fikir/ifade ozgurlugunun simgesi haline gelmis 301'e "Ha, o ne be? Ay bosver onu simdi, isim var, sonra!" muamelesi cekerken, diger ozgurlukler hakkinda kilini kipirdatmazken basortusu konusunda "ozgurluk, ozgurluk, demokrasi" diye yirtinmalara baslamalari bir "uyanis" oldu bazilari icin. RTE'nin bazi demeclerinde kullandigi "demokrasi" "konsensus" kavramlari, "47% oyum var, sah etti beni padisah etti" yaklasimi aslinda ikisi de "demokrasi" isteyen bu iki kesimin demokrasiden anladiklarinin ne kadar farkli oldugunu ortaya koydu. AKP demokratikti evet, ama KENDINE demokratikti.

1 MAYIS 2008 muhalefetteki kirilmanin kesinlestigi milat olacaktir. Dikkat edilirse burada muhalefetteki sekuler ve Islamcilarin arasina giren, her birine gidip digerini kotuleyen, "onlari sat, ben seni goreyim" diye tekliflerde bulunan otoriter lider/sistem degil, muhalefetin arasini acan bizzat AKPnin %47 ile icine dustugu guc sarhoslugu. Sarhosluk cunku su anda ellerinde tuttuklari gucun daimi olmadigini, daimi olmasi icin gosterdikleri cabalarin (simdilik) bosa oldugunu farkedemeyecek bir aymazlik icindeler. Sacma, temelsiz bir kendine guven icindeler, bu guven zaten demokratlari satmalarina, satabilmelerine sebep oldu. Muhalif blogu dagittilar ama premature bir sekilde dagittilar. 1 Mayis'ta iscilerden, muhalefetten Taksim'i sakinan, bu ugurda guvenlik guclerini "mermi sikmayin ama onun disinda her sey mubah, plastik mermi ok!" diyerek gostericilerin ustune salan AKP artik politik gucu ile sistemin silahli gucunu kardes ettikten sonra demokratik-liberallerden (eger onlar da biraz akillilarsa) destek falan alamaz. AKP 1 Mayis'ta "kendi istedigimi yapabildikce, kendi istedigim ozgurlukleri koparabildikce aslinda sistemden, otoriterizmden felan bir sikayetim yok. Hatta becerebilsem ben "otorite" olayim, cok sik olur!" mesaji vermistir. Mesaj vermek de ne, bas bas bagirmistir.

Halbuki AKP'nin belki de o demokratlara en cok ihtiyaci olan bir donemdeyiz, kapatilma riskiyle karsi karsiya, liderlerinin politik hayati tehlikede. AB faktorune sirtlarini dayayip "olmaz bisi, bak 22 Temmuz oncesi darbe yapabildiler mi, babalar gibi aldik cumhurbaskanligini" diyor olabilirler. Ama 22 Temmuzda henuz demokrat-liberalleri satmamislardi!

Ben bu yasakli-olayli 1 Mayis'in bilancosunun AKP icin agir olabilecegini dusunuyorum. Tabii bu bilanconun ne kadar agir olacagi hesaplarin durulme vakti geldiginde satilan tarafin 1 Mayis'i ne kadar hatirlayacagi ve AKP'nin son anda muhtemelen yapacagi "canim cicim" ayaklarina ve agza bir parmak bal calma girisimlerine ne kadar kanacagi ile alakali. Toplumsal hafiza sorunumuz malum, o yuzden cok iddiali olamiyorum bu soylediklerimde. Ece Temelkuran'in bugunku yazisi, Radikal'in bugunku bas sayfasi hatirlanir mi vakti geldiginde? O kirmizi boyali sular? O biber gazlari? 2. Taksim Muharebesi?

Halbuki AKP ne yapabilirdi? "Yillar yili bu denyolar size Taksim'i yasak etti. Taksim'in onemini biliyoruz. Ve artik o devrin gectigini mujdeliyoruz. Buyrun gelelim, hep beraber kutlayalim." diyebilirdi. O zaman "Vay anasini, bunlar harbi "devrim"ciymis. Status quo'ya meydan okuyorlarmis!" derdik. Oraya cikip Isci bayrami kutlayanlardan AKP'ye belki oy cikmazdi ama "demokrasi istiyoruz biz" dediklerinde daha inandirici olurlardi, soylemlerine "credibility" gelirdi (ki su anda en cok ihtiyac duyduklari sey, olani da yitiriyorlar hizla zira).

AKP'nin bu "guc sarhoslugu"ndan siyrilip, daha stratejik ve analitik dusunmeye baslamasini dilerdim, ama dilemiyorum. Aynen boyle devam etsinler, yesinler kendi baslarini.

PS. Resimler Milliyet'ten.