Çarşamba, Temmuz 30, 2008

Ne demek bu simdi?





Anayasa Mahkemesi AKP kararini verdi: 6 kapatilsin 4 para cezasi 1 red. Bu oylama nasil yapildi ben tam anlamadim, neye oy verdiler, siklar neydi falan biraz karisik. Once "kapatilsin-kapatilmasin" karari verip kapatilmasin cikinca "ceza verelim mi vermeyelim mi" diye mi oyladilar yoksa bir oylamada siklar "kapat-kapatma-kapatma ama ceza ver" seklinde miydi belli degil. Aciklanir herhalde yakinda (bana ikincisi gibi geliyor ama bu hatali bir oylama (survey methods veya agenda setting konusunda iki satir okumuslar bilirler. Mesela adam aslinda kapatilsin diyecekken isin icine cezali kapatilmasin opsiyonu girince kapatilsindan vazgecebilir, bu da sonucu etkiler, Sonuc secenekler tarafindan belirlenmis olur).

Neyse. Olan oldu, karar cikti. Sonra basladi bir komedi. Herkes bu karari kendince yorumluyor!!! AKPliler gobek atmakta. Evet kapatilmamis olmak yeterince gobek atma sebebi ama AKPlilerin ettigi laflardan (or: Genel Kurul’da milletvekillerine, “Arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi Ak Parti’ye durmak yok yola devam dedi" diyen AKP Grup Başkanvekili Sadullah Ergin) anlasiliyor ki mahkeme karari "Tamam koclar, siz iyisiniz, kusura bakmayin biraz vaktinizi aldik, biraz ter dokturduk size ama sorun yok. Cillop gibisiniz. Aynen devam!" seklinde anlasilmis. RT Erdogan da konusmasinda icten ice serzeniste, "hadi hadi buyuk bir hatanin kiyisindan dondunuz!" modunda. Biz tertemiziz, pir-u-pakiz, farkli bir karar ciksaydi onlarin hatasi olurdu, aferim dogru karari verdiler diyor asagi yukari. Gerekli dersleri alacagiz gibi bir seyler demis ama almayi dusundugu dersler nedir pek belli degil, yanlis dersler olma ihtimali yuksek. Sanirim alinacak ders bir an once anayasa degisikligi isini halletmek -ki bir daha boyle isler gelmesin baslarina.

Ozetle: AKP kampi kapatilmamis olmaya odaklanmis, "acaba bu para cezasi da neyin nesi simdi?" diye hic uzerlerine alinmiyorlar, aslinda cezalandirilmis olduklarini ya gormezlikten geliyorlar ya da hic gormuyorlar (ki o zaman durum vahim). Eger karar hakkindaki yorum buysa, bu kararin "%47 etkisi"nin aynisi bir etkisi olacaktir AKPye. AKP nasil %47 oy aldik diye kendilerini her seye muktedir, ve yaptiklari her seyi mesru ilan ettiyse, bu Anayasa Mahkemesi karari da benzer bir mesruiyet kalkani olarak kullanilacaktir. "Anayasa Mahkemesi teyid etti bizim laiklige tehdit olmadigimizi tamam mi? Biz mahkeme onayliyiz, zinayi yasadisi yapabiliriz bal gibi iste!" gibi soylemleri duyarsaniz hic sasirmayin. Halbuki bir cekiduzen verseler kendilerine, bir "biz nerede yanlis yaptik?" diye dusunseler, bu uzlasma fakiri ben yaptim olducu tavirlari, kendine demokratligi bir kenara biraksalar... Bilmem ki bu Anayasa Mahkemesi karari bu yolda bir ise yarar mi? Su anki "biz sutten cikma ak partiy.. ay pardon ak kasikmisiz, mahkeme diyo" yorumuyla zor.

Diger taraftan CHP lideri Baykal'in da bu 6-4-1 taktiginden bir sey anlamamis, ya da benim aksime o 6-4-1'in nereden geldigini biliyor (Mulkiye'li adam, biliyor da konusuyordur herhalde?). Onun deyimine gore 10 kisi AKPnin laiklik karsiti eylemlerin odagi oldugunu onaylamis. Yani 6si "kesin odak" 4u "Ya tamam biraz yanlislardalar ama odak modak yapmayin yav. Oksayalim yanaklarini azicik yeter" 1i "Kus, oynamiyorum!" durumu yok, kuskun baskan disinda herkes "Eeeveett, laiklik karsiti eylemlerin odagi AKePeee" demis. Mahkeme kapatma karari vermis kadar olmus yani. Karar aciklamasinda AKP'nin ciddi bir ihtar aldigi acikca soyleniyor zaten.

Neyse, herkes kendince, kendi istedigi gibi yorumluyor bu karari anlayacaginiz. Ben nasil yorumluyorum diye merak ediyorsaniz, merakinizi hemen gidereyim. Bence mahkeme bu davadan olabilecek en basarili tereyagdan kil cekme islemiyle cikmistir. Eminim herhangi bir siyasi, ekonomik, AB menseli tepki ve kaos riskinin kisitlamasi olmasa catir catir kapatirlardi. Kapatma karari cikmamasi gerekiyordu ve cikmadi. Nasil ki ordu eskisi gibi hoyda bre darbe yapamiyorsa, mahkeme de bu davada kapatma karari verememistir.

Ama kapatma karari vermezken AKP'ye ayaginizi denk alin mesajinin da verilmesi gerekiyordu, onu da para cezasi kilifi altinda yapmislar. Yani AKP aslinda suclu ama cezasi kapatma degil diyorlar. Bu durumda ne AKP'nin "o kadar masumuz ki bu konuda laikligin garantisiyiz adeta" pozlari hakli, ne de CHP'nin "yani hakkaten AKP laiklige %100 ciddi tehdit diyor" salvolari. Dogrusu, kendi adima, CHP'nin yanlis anlamasini cok da onemsemiyorum (CHPyi kimse iplemiyor zaten, kendi calip kendi oynuyor). Ama AKP'nin hali hazirda iktidardaki mecliste cogunluk sahibi parti olarak verilen ciddi mesaji anlamamasi, anlamazliktan gelmesi ve bildigini okumaya devam etmesini onemsiyorum. Anayasa Mahkemesi AKP'yi kapatAmadi, evet, AKP bunu biliyor ve bununla iyice dizginlerinden bosanmis ata donmesi mumkun, evet. Ama bu sefer allem edip kullem edip boyle bir formul bulan mahkeme, gelecek sene bu zaman piyasayi, AByi, AKP saksakci medyayi, muhtemel toplumsal kaosu iplemeyip, "Beni anlamadin ya, seni ondan kapatiyorum, la fa la sol, A Ke Pe mort" sarkilari soylemeyecek diye bir garanti yok ki! (Anayasa toptan degisirse ayri mesele tabii...)

PS. Tepedeki resim eksi sozluk'te okudugum bir espri uzerine: para cezasi alan AKP'nin amblemini ampulden tasarruflu ampule cevirmesini oneriyordu, simdi entryi bulup link vermeye usendim. Resmi surdan seyettim.

Perşembe, Temmuz 10, 2008

"Uykusuz" Her Gece...


Veya Uykusuz her Ergenekon, Veya Uykusuz her darbe...

Gundem takibi yapiyoruz sozde ama gundem bir kapatma davasiyla, bir Ergenekonla calkalanirken bi bok yazmadim. Yazamadim. Nerden tutsam elimde kaliyor cunku, butun bu olanlardan bi bok anlamiyorum. Sizlerle butun bu olanlari takip ederken hislerime tercuman olan iki yazi (ve bir karikatur) kopyalayacagim bu durumda. Biri Uykusuz dergisinin yeni kapagi ve yazdiklari aciklama, digeri de gecenlerde Ece Temelkuran'in bir yazisi. Buyrun:

Tarih:
9 Temmuz 2008
Sayı No:
45

Dergi olarak Ergenekon Operasyonu konusunda halkımızla aynı duyguları paylaşıyoruz.

Türkiye’de uzun zamandan beri bir iktidar kavgası yaşanıyor. Kavga derinleştikçe ülke bir siyasi çıkmazın içine sürükleniyor. En temel gerçeklerin üstü örtülüyor. Bütün bu karmaşadan bizim payımıza ise tek bir şey düşüyor: Korku.

Hepimiz korkuyoruz.

Parti kapatmaya karşı demokrasiyi savunmaktan korkuyoruz. Çünkü bu ülkede bir cephe, demokrasiyi savunanları tarikatçı, şeriatçı, AKP’li, Sorosçu olarak damgalamaya hazır bekliyor.

Emniyette, yargıda, eğitimde, medyada tarikat kadrolaşmasına işaret etmeye korkuyoruz. Çünkü bu ülkedeki diğer bir cephe tarikat kadrolaşmasına işaret edenleri darbeci, cuntacı, ergenekoncu, faşist olarak damgalamaya hazır bekliyor.

Ergenekon operasyonuyla umutlanmaya korkuyoruz. Çünkü hem malum cephe operasyonla umutlanan herkesi tarikatçı, şeriatçı, AKP’li, Sorosçu olarak damgalamaya hazır bekliyor hem de ortada sadece yandaş basına sızdırılan ve yalanlanan belgeler dışında net bir bilgi yok. Görünürde operasyon darbecilere karşı yapılıyor ama Marmaris’teki baş darbeciyle ilgili de, 12 Eylül’ün kararttığı milyonlarca hayatın hesabını sormak için de en ufak bir girişim yok. Savcılığın çalışma usullerinin ve gözaltına aldığı insanlara sordukları saçma sapan soruların verdiği ipuçları göz önüne alındığında; feci halde tongaya basmaktan, kurunun yanında yanacak yaşların sorumluluğundan korkuyoruz.

Ergenekon operasyonunu eleştirmeye korkuyoruz. Çünkü hem, her Ergenekon eleştirisinde kendini kaybeden cephe, elinde “darbeci, cuntacı, faşist!” damgalarıyla bekliyor, hem de gözaltına alınan isimlerin hemen hiçbirine kefil olmaya niyetimiz yok.

Tarafsız olmaya da izin yok. Taraf olmayanı bertaraf etmeye hazır bekleyenler, “bizden değilsen, muhakkak onlardansın” şiarıyla, olan biteni anlamaya çalışanları dahi suçlamakta çekinmiyor.

Yıllardır “en çok birlik ve beraberliğe ihtiyacımız olan şu günler” lafıyla uyutulan bizler, bugün belki de ilk defa “en çok ayrılmaya ve cepheleşmeye mecbur olduğumuz günler” yaşıyoruz. Bizim adımıza karar verenlerin ve vermek için teşebbüs edenlerin yaptıklarından biz bir bok anlamıyoruz. Ülkemizin bu günlerden en hafif zararla çıkmasını umut ediyoruz.

Uykusuz

Ece Temelkuran'in 4 Temmuz gunku "Taraf ve Bertaraf" baslikli yazisi ise soyle (direk gazetedeki yaziya gitmek icin link):

""Dayatılan bir siyasi, düşünsel ve sosyal atmosfer var. ‘Taraf olmayan bertaraf olur’ atmosferi. Bu, cumhuriyet mitinglerinden beri böyle. Bu atmosfer içinde bendenizin ‘darbeci’ ilan edildiği de oldu, ‘ikinci cumhuriyetçi’ olarak tarif edildiği de. Kimilerine göre fazla liberal, kimilerine göre fazla seküler, kimilerine göre fazla demokrat, kimilerine göre fazla antidemokrat oldum. Keşke mümkün olsa da aynı gün içinde gelen ve birbirinin tam tersini söyleyen mektupları, mesajları burada yayımlayabilsem.
Bugüne kadar sadece can sıkıcı olan bu atmosfer, Ergenekon’la birlikte anlaşılıyor ki iyiden iyiye boğucu bir hal aldı. Önceki günkü yazımdan sonra ‘Operasyona tepkilisin galiba’ cümlesini o kadar çok duydum ki bu yazıyı yazmak kaçınılmaz oldu. Bu cümle aynı zamanda ‘Sen Ergenekoncuları mı savunuyorsun yoksa?’ der gibiydi.

Hedefleyeni savunmak
Öncelikle şunu söyleyeyim:
Lise öğrencilerinin kanlarıyla yaptıkları bayrağı Tercüman gazetesi promosyon olarak vermiş ve ben de bu konuda bir yazı yazmıştım. Tercüman gazetesi poster gibi fotoğrafımı basıp manşetten beni hedef göstermişti. Şimdi ben, fotoğrafımı basıp beni hedef gösteren gazetenin genel yayın yönetmeni, gizli bir örgüte karşı yapılan operasyonda gözaltına alınmışsa bu operasyonu niye eleştireyim? Operasyona niye topyekûn tepkili olayım? Ben kendim Tercüman’a suç duyurusunda bulunmuşum, yargılanmalarına niye tepkili olayım?

Operasyon muhaberesi
Ve fakat endişelerim var. Bu endişelerin en önemlisi de soldan, demokrat kesimden kimilerinin bu operasyona başından beri yüklediği abartılı anlama dair. Nuray Mert, dünkü Radikal gazetesinde bunu yazdı. Ergenekon’u başından beri, o da ben de, ‘derin devletin ciddi ve sağlıklı sorgulanması’ olarak görmedik. Bu operasyonun, devlet içindeki kimi güçlerin devlet mekanizmasını ele geçirme savaşında bir muharebe (ya da muhabere) alanı gibi göründüğü zamanlar var. Hatta bu operasyonun, hükümet ile askerlerin arasında bir pazarlığın sonucu olduğunu, her iki tarafın da taşlarını ayıklamasının bu operasyonla başladığını düşünenler de var.

Ergenekon değişti
Evet, sonuçları açısından demokrasiye hizmet edebilir, ama esas itibariyle solun darbe günlerinden beri içinden tuttuğu yası, kini, öfkeyi soğutacak derinlikte ve çapta bir hesaplaşma hareketi değil bu. Öyle sanıp heyecanlananları eleştiriyorum.
Endişelerimin bir diğeri de bu Ergenekon efsanesinin, çıktığı günden bu yana geçirdiği siyasi metamorfoz. Bu nasıl bir gizli örgütse AKP’nin hoşuna gitmeyen, muhafazakâr kesimin hazzetmediği her olayın altından bu çıkıyor. 1 Mayıs’ı bunlar kana bulamış oluyor mesela! Dün yine bir örneği vardı. Zaman gazetesi, inanılmaz bir çeviklikle Sivas Katliamı’nı Ergenekonculara bağlıyordu. Otelde yanarak ölenlerden ikisi MİT mensubuymuş, “o dönemde kamuoyu ‘Bu işi dinciler yaptı’ diye yönlendirilmiş”!..

Hazır yapılmışı var!
Bu kadar şekilsizleştirilen ‘Ergenekon’ dosyasının, derin devleti ciddiyetle sorgulayabileceğini düşünüyor musunuz? Ben düşünmüyorum. Hele hele darbeyle, darbecilerle kavgaya tutuşmak diye bir dertlerinin olduğunu hiç sanmıyorum. Öyle olsa darbeyi yapma ihtimali olan emekli askerlerden önce, darbenin hazır yapılmışı var, yapan da Marmaris’te oturuyor, gidip onu sorguya çeksinler. Geçici 15. maddeyi değiştirmeyen, darbecilerin yargılanması için anayasa yolunu açmayan bir iktidarın darbeleri sorgulamak diye bir derdinin olduğuna nasıl ve neden inanayım?
Siz söyleyin...""

(Ece Temelkuran'in yazisiyla Perihan Magden'in bir gun sonraki "Izmir'in dekoltemanyak kadinlari" lafi ile sukse yapmis "Ordu Kislaya!" baslikli yazisini karsilastirin bir de, ilginc oluyor.)

Boyleyken boyle, du bakali nolcek...