Bu sacmalamalarin AKP'ye getirdigi en buyuk kayip demokratik-liberal diyebilecegimiz kesimin destek ve onayini kaybetmeleri olmustur diyebiliriz. Bu kesim AKP'ye oy vermiyordu buyuk ihtimalle (verenler de olmustur) ama AKP'yi mevcut orduya endeksli yapiya kafa tutabilecek en buyuk guc olarak goruyorlardi. Mevcut yapiya bir demokratik "challenge" icin daha uygun bir muttefik olamazdi. Hem tabani var, hem sistemi degistirmek icin kararlilik var, hem de onlarla muttefik olmak kendileri icin bir kayip degil (yani Erbakan'in Refah'i ile muttefik olmak ile demokrasi neferi haline gelmis, radikalliginden siyrilip mainstream olmus bir AKP ile muttefik olmak arasinda audience cost acisindan cok fark var). O sartlar altinda gayet mantikli bir tavirdi bu. Ve aslinda umit verici bir durumdu. Simdi bir sapma yapip buna geri donecegim.
Ellen Lust-Okar Orta Dogu'da otoriter rejimlerin surekliligini otoriter liderlerin -ne kadar zayif olsalar da- muhalefeti birbirine dusurebilmesine baglamisti bir makalesinde. Ve genelde muhalefet arasina sokulan nifak da "din". Islamcilara "bu dinsizlerle mi bir oluyorsunuz?" diye sekuler (ozellikle sol) muhalefeti kotuluyor, sekulerlere de "Bunlar yobaz, demokrasi istediklerini mi saniyorsunuz?" diyor. Bu iki grubun ortak istegi bu otoriter liderlerden kurtulmak olsa da bu istek icin biraraya gelemiyorlar. Sorun otoriter liderden kurtulmak degil sadece cunku, o gittikten sonra ne gelecek, sorun o. Herkes "demokrasi gelecek" diyor, o da bir ortak amac aslinda, ama herkes "kendine demokrat" olunca, muhalefetin iki tarafi birbirine guvenemiyor. Iran'da mesela, 1979 devriminde muhalefet bir araya gelebilmisti. Bazilari "Islamist revolution/Islami devrim" diyor bu devrime, halbuki Islamcilar tek basina gerceklestirmedi devrimi, monarsi karsiti demokratlar, komunistler ve hatta monarsi taraftari olup da Pehlevilerden kurtulmak isteyenler de devrimin icinde yer aldilar. Devrimden sonra olan oldu, Humeyni liderligindeki Islamcilar baskin cikti ve monarsiyle beraber diger muhalefeti de tasfiye ettiler, devrim yoldasiydilar sozde. Ayni seyin kendi baslarina gelme ihtimali muhalefetin farkli kisimlari arasinda bir "commitment problem" yaratiyor, haliyle status quo devam ediyor.
Turkiye'ye geri donecek olursak, AKP'nin birinci doneminde, ve ozellikle de 22 Temmuz 2007 secimlerine giden surecte bir muhalefet birligi vardi (muhalefet derken, meclis muhalefeti degil, AKP hukumetteydi zira, sisteme muhalefet diyorum). Bir nevi "dusunce ve ifade ozgurlugu gelsin, zaten bunun icinde dini ifade de yer aliyor" gorus birligi vardi, bu bir "tacit bargain"di aslinda. Demokratik muhalefet "bak abi, su Islamciligi abartmayin, seriat diye tutturmayin, hep beraber su ordu eksenli cizgiyi politikadan atalim" diyor, AKP de "tamam, Refah donemi gibi sinirlari zorlamayacagiz ama turbandi, dini egitimdi ozgurlukler kapsamina alinsin, destekleyin" diye karsilik veriyordu. Cumhuriyet mitingleri doneminde medyadaki "demokratik-liberal" kesimin mitingleri kucumser, Gul'un cumhurbaskanligini destekler, AKP'den bosuna korkuyorsunuz, onlar Refah degil yollu yazilar yazdigini gorduk. Commitment problem asilmis gibi gorunuyordu. Sozler verilmisti, tutulacakti, baska turlu istenilen mutlu sona ulasilamazdi zira.
Simdi durum nedir? Demokratik kesimde hayal kirikligi. O commitment problem direk yuzustune cikti, AKP demokrasiye "commit" edemedi, sozunu tutamadi. "Biz AKP'yi boyle bilmemistik" seklinde bir mahcubiyet var AKP'ye bel baglamis demokratlarda. AKP secimlerden sonra "Beni tani kizim ben buyum!" diye ortaya cikti zira. MHP ile stratejik isbirliklerine girip demokratlar icin fikir/ifade ozgurlugunun simgesi haline gelmis 301'e "Ha, o ne be? Ay bosver onu simdi, isim var, sonra!" muamelesi cekerken, diger ozgurlukler hakkinda kilini kipirdatmazken basortusu konusunda "ozgurluk, ozgurluk, demokrasi" diye yirtinmalara baslamalari bir "uyanis" oldu bazilari icin. RTE'nin bazi demeclerinde kullandigi "demokrasi" "konsensus" kavramlari, "47% oyum var, sah etti beni padisah etti" yaklasimi aslinda ikisi de "demokrasi" isteyen bu iki kesimin demokrasiden anladiklarinin ne kadar farkli oldugunu ortaya koydu. AKP demokratikti evet, ama KENDINE demokratikti.
1 MAYIS 2008 muhalefetteki kirilmanin kesinlestigi milat olacaktir. Dikkat edilirse burada muhalefetteki sekuler ve Islamcilarin arasina giren, her birine gidip digerini kotuleyen, "onlari sat, ben seni goreyim" diye tekliflerde bulunan otoriter lider/sistem degil, muhalefetin arasini acan bizzat AKPnin %47 ile icine dustugu guc sarhoslugu. Sarhosluk cunku su anda ellerinde tuttuklari gucun daimi olmadigini, daimi olmasi icin gosterdikleri cabalarin (simdilik) bosa oldugunu farkedemeyecek bir aymazlik icindeler. Sacma, temelsiz bir kendine guven icindeler, bu guven zaten demokratlari satmalarina, satabilmelerine sebep oldu. Muhalif blogu dagittilar ama premature bir sekilde dagittilar. 1 Mayis'ta iscilerden, muhalefetten Taksim'i sakinan, bu ugurda guvenlik guclerini "mermi sikmayin ama onun disinda her sey mubah, plastik mermi ok!" diyerek gostericilerin ustune salan AKP artik politik gucu ile sistemin silahli gucunu kardes ettikten sonra demokratik-liberallerden (eger onlar da biraz akillilarsa) destek falan alamaz. AKP 1 Mayis'ta "kendi istedigimi yapabildikce, kendi istedigim ozgurlukleri koparabildikce aslinda sistemden, otoriterizmden felan bir sikayetim yok. Hatta becerebilsem ben "otorite" olayim, cok sik olur!" mesaji vermistir. Mesaj vermek de ne, bas bas bagirmistir. Halbuki AKP'nin belki de o demokratlara en cok ihtiyaci olan bir donemdeyiz, kapatilma riskiyle karsi karsiya, liderlerinin politik hayati tehlikede. AB faktorune sirtlarini dayayip "olmaz bisi, bak 22 Temmuz oncesi darbe yapabildiler mi, babalar gibi aldik cumhurbaskanligini" diyor olabilirler. Ama 22 Temmuzda henuz demokrat-liberalleri satmamislardi!
Ben bu yasakli-olayli 1 Mayis'in bilancosunun AKP icin agir olabilecegini dusunuyorum. Tabii bu bilanconun ne kadar agir olacagi hesaplarin durulme vakti geldiginde satilan tarafin 1 Mayis'i ne kadar hatirlayacagi ve AKP'nin son anda muhtemelen yapacagi "canim cicim" ayaklarina ve agza bir parmak bal calma girisimlerine ne kadar kanacagi ile alakali. Toplumsal hafiza sorunumuz malum, o yuzden cok iddiali olamiyorum bu soylediklerimde. Ece Temelkuran'in bugunku yazisi, Radikal'in bugunku bas sayfasi hatirlanir mi vakti geldiginde? O kirmizi boyali sular? O biber gazlari? 2. Taksim Muharebesi?Halbuki AKP ne yapabilirdi? "Yillar yili bu denyolar size Taksim'i yasak etti. Taksim'in onemini biliyoruz. Ve artik o devrin gectigini mujdeliyoruz. Buyrun gelelim, hep beraber kutlayalim." diyebilirdi. O zaman "Vay anasini, bunlar harbi "devrim"ciymis. Status quo'ya meydan okuyorlarmis!" derdik. Oraya cikip Isci bayrami kutlayanlardan AKP'ye belki oy cikmazdi ama "demokrasi istiyoruz biz" dediklerinde daha inandirici olurlardi, soylemlerine "credibility" gelirdi (ki su anda en cok ihtiyac duyduklari sey, olani da yitiriyorlar hizla zira).
AKP'nin bu "guc sarhoslugu"ndan siyrilip, daha stratejik ve analitik dusunmeye baslamasini dilerdim, ama dilemiyorum. Aynen boyle devam etsinler, yesinler kendi baslarini.
PS. Resimler Milliyet'ten.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder