Çarşamba, Haziran 03, 2009

Edepsiz Politik Hayvan'dan Akademik Mal Beyani

Blogdaki onceki girilerimi okumus olan varsa farketmistir ki Adalet ve Kalkinma Partisi'ne kisaca AKP diyorum, AK Parti demiyorum.  Bu gayet de bilincli bir kullanim, cunku partinin ismini AKP degil AK Parti diye kisaltmalarindaki amaclarini protesto ediyorum, o PR hamlesini yutmuyorum, hatta itiraz ediyorum.  AKP'liler sutten cikma ak kasik olduklarini dusunuyorlar.  Aman Allah'im cok temizler, bebek gibi masumlar, hayatta haram yemezler, pur-i paklar fikrini kafamiza kafamiza kakmanin bir yolu da partinin ismini AK Parti yapmak oldu.  Keske o kadar kolay olsaydi, keske gemicikler, %0 pirlanta vergileri, misir ithalatlari, deniz fenerleri ve bildigimiz bilmedigimiz neler neler partiye ak ak dedikce silinip gidiverseydi.  AKP kuruldugunda da ak degildi, simdi de ak degil, partinin ismini AK Parti diye soyleyince de ak olmayacak.  Ak ak diye israr etmeleri bir dayatma, ben de bunu kabul etmiyorum, bu kadar basit.  Ha AKP "akiz temiziz" diye dayatirken sorun degil de biz buna itiraz edince, AKP deyince edepsiz oluyormusuz!!!  Recebim aynen soyle demis:

"AKP diyenler ne yazık ki demokratik noktadaki etik kurallara uymadan, siyasi etiği hiçe sayarak bunu edep dışı söylemektedirler. Bu kadar açık ve ağır söylüyorum.  Çünkü bizim Yargıtay Başsavcılığı’nda olan kısaltılmış adamız AK Parti'dir. Herkes bunu böyle yazmaya mecburdur. Böyle yazmıyorsa bu edebe, adaba sığmaz. Benim yasal olarak kısaltılmış adım neyse onu söylemeye mecbursun. O zaman iftira atıyorsun. Bizi olmadığımız şekilde gösteriyorsun. Olmadığımız bir isimle anmaya çalışıyorsun. Şüphesiz ki tabii bizim onlara saygımız olmaz.”

Hadi len demek istiyorum!  Demokrasiyle ne alakasi var bunun, etikle ne alakasi var?  Israrli olduklari AK Parti yerine AKP degil de BOK Parti mi demisim, bir cogunun yaptigi gibi A.K. Partisi mi demisim (hehe, komik aslinda)?  Bir parti ismini Yargitay'a bir sekilde normlar disinda bir formda bildirdiyse bu kimseyi baglamaz ki?  Niye mecburmusuz?  Yargitay polisleri uzerimize mi salacak AKP diyoruz diye, var mi kanuni bir temeli bu mecburiyetin?  Partinin ismini senin dayattigin sekliyle degil olmasi gereken sekliyle soyledigim icin saygi duymuyormus, zaten herhangi bir ozgurluge (turban haric) saygi duymamak icin bahane ariyorsun Recebim, farkli sesleri bastirmak icin -hele de sana muhalefetse- can atiyorsun, simdi de parti ismine mi takildin?  Karikaturculeri dava ettin, beni ve benim gibileri de et buyur. AKP, AKP, AKP, AKP, AKP, AKP...

Buna bu kadar icerlemesi tabii bu "iftira atmak" lafinda gizli.  Cunku kendisi de gayet farkinda AkParti yerine AKP diyenler bas bas "Ak falan degilsin, temiz degilsin, masum degilsin" diyorlar ismi boyle yazarak, Recebim ona icerlemis.  E guzelim, cikip edepsizsiniz saygi duymuyorum bik bik bik diyecegine uzerindeki saibeleri temizle?  Ona buna laf atmak daha kolay tabii, o saibeleri temizlemek zor.  Kabadayilardan saygi beklemiyoruz zaten, onu da belirteyim.

Mal beyanina gecmeden once son saibeye soyle bir deginmek isterim.  Olay bayagi dalli budakli aslinda ama su anda olayin aslini tam bilemedigimden fazla atip tutmayayim.  Suriye sinirindaki mayinlarin temizlenmesi icin ihale aciliyor, temizle sonra da 45 yil tepe tepe kullan deniyor. Bu ihale isi 3-4 senedir gorusulmesine ragmen birden bu kadar sorun oluvermesinin sebebi isin icinde Israil'in adinin gecmeye baslamasi saniyorum?  Neymis, Israil buyuk Israil projesi icin harekete gecmis, orada tarim yapip kendini besleyecekmis ve saire.  Dedigim gibi, bu ihale ve ihaleye konu olan araziler hakkinda cok bir sey bilmiyorum.  Soylemek istedigim iki sey var: bu isi katakulliye getirme niyeti cok bariz (Recebim "bu yasa tasarisi ge-ce-cek" demis), sirf bu bile pis pis kokuyor.  Mayinlar temizlensin, kiralamak sartsa kiralansin, bunlar ekonomik kararlar.  Ama bu acele, bu tartismaktan kacinma, bu opaklik niye?  Isin icindeki capanoglu nedir meraktayim.  Gelelim alakali, soylemek istedigim ikinci seye, daha dogrusu vermek istedigim linke.  The Economist gecenlerdeki sayisinda bir yazi yayinladi, yabanci ulkelerde tarim arazisi kapatmayla ilgili.  Parasi olan ulkeler parayi bastirip gelismekte olan ulkelerde tarim yapiyorlarmis, ornek Suudi Arabistan, Cin vs.  Isin ilginci, bu haberdeki haritaya gore Bahreyn ve Turkiye arasinda boyle bir anlasma varmis 500milyon dolarlik ve 3-6milyar'a kadar cikabilirmis ileride miktar.  Hoh?  Kim tarim alanlarini Bahreyn'e ne zaman peskes cekti yahu???  Bu mayin arazileri isin icine Israil'in adi karisti diye gundeme geldi de bu Bahreyn olayi saman altindan su yuruterek mi halledildi?  Ilginc tabii.

Yani siz de muhalefet partileri, Recebimin isine comak sokuyorsunuz, partisinin icislerini karistiriyorsunuz sonra Recebim gelip bize catiyor, edepsiz diyor.  Yapmayin soyle, sikmayin canini akcapakca Erdogan'in! Lutfen diyorum bak!

Gelelim akademik mal beyani konusuna:
Sabah Ek$i sozlukte gordum basligi.  Sozlukculer akademik alanda becerdiklerini listeliyorlar, yok iste su kadar makalem var soyle derecem var falan yazmislar, dalgalarini da gecmisler.  Halbuki ben basligi gordugumde aklima bambaska bir sey geldi, dun aldigim bir emaildeki isimleri bir bir yazip "ahanda iste size bir grup akademik mal" demek istedim, o beyani yapasim geldi.  Niycun, cunku mal kelimesinin iki anlami var: Birincisi alinip satilabilen sey, ikincisi (ve argosu) angut, suursuz salako gibi bir sey.  Ha bir de seye mal deniyor, kendisini erkeklere begendirmek icin cok abartan kadinlara.   Acikcasi mevzubahis akademisyenler bu tanimlarin hepsine (cinsiyet baglamindan ayirinca 3.sune bile!) uyuyor.  Meraklandiniz degil mi?

Efendim, dun bir email geldi, the Pacifica Institute'dan.  Enstituyu duymayan varsa, bildigin Fethullahci dernek, Amerika'nin bati kesiminden sorumlular anladigimca.  Cogu kisi Costa Mesa'da duzenledikleri ultra oryantalist Anadolu festivali vesilesiyle duymustur isimlerini.  Email University of Southern California'da Aralik ayinda duzenlenecek "East and West Encounters: The GULEN MOVEMENT" isimli konferansa sunum onerisi daveti.   Makalelerin olasi konulari arasinda sunlar var:
- Women and gender roles in the Gulen movement (hahahaha, guldurdun beni gulen hareketi!)
- Democracy and dialogue: Gulen's contributions (aglayarak demokrasi getiremeyince fiymak?)
- Gulen inspired educational institutions (ya da 47 milletin beynini Turk-Islam senteziyle nasil yikiyoruz, fakirliklerini nasil somuruyoruz, son model emperyalizm bu olabilir mi ki?)
- Impact of Gulen movement in the encounter between East and West (yalniz bu adamcagiz Pittsburgh'u mesken tuttu tutali bir dogu-bati iliskileri, inanclararasi diyalog vs. sancisina tutuldular.  Turkiye'den diyalog olmuyor demek ki.  Hep Turk Telekomun sucu, bi 10 dakika diyaloga girmeye kalksan batiyla kac YTL tutuyor!)

Neyse, emaildeki ilanda bu konularin hemen sag tarafinda ise beyan etmek istedigim akademik mallar listelenmis.  Burada saymayayim, merak eden varsa arasin bulsun.  Konferansin web sayfasi neyi var ama bilerek link vermiyorum, backtrack edip blogumu kesfetmesinler, bikbiklerini dinleyecek halim yok.  Simdi gelelim bu mallarin analizine:
1. Bildigin "mal"lar.  Biri iki kurus para doksun, honorarium, scholarship, travel funding  vs. kiliginda para yedirsin hemen tav oluverirler.  Ha bir de "ay sen cok onemli adamsin, gel konus bize" falan diyerek yaglayip pohpohladi mi iyice kendilerinden gecerler satilik akademisyenler.  Ulan bir bak neye dahil olduguna, ismini nereye yazdirdigina.  Hepimizin paraya ihtiyaci var da bu kadar da "satilmis" olmayin yahu!  Bu listeden tanidigim bir eleman var, akademisyen demeye bin sahit ister.  En salak Amerikalinin anlayabilecegi seviyede Islam soyledir, yok Muslumanlar boyledir, ben size onlari en dogru sekilde anlatiyorum bilmemne diye kitap yazar, sonra aylarca kitap turlari, tv sovlarina katilmalar, imza gunleri.  Kiskandigimdan degil, Allah artirsin, kitaplari milyon satsin.  E ama kampuse ayak basmayan bu insan akademisyense biz neyiz?  Iki ogrenciye ders vermeden, "bilimsel" yayin yapmadan akademisyen olunmuyor, "ersatz yuppie akademisyen" olunuyor ancak.  Bazilari da yolunu boyle buluyor.

2. Argo manada "mal"lar.  Bu Amerika'ya gelince "Gulen movement" oluveren sey nedir, neyin nesidir bir arastirmadan, iki retorige kanip, bir "intercultural" bir "tolerance" bir "dialogue" lafi duyunca beyin fonksiyonlari durup treat gormus kopek gibi agzindan salyalar akarak kendinden gecmek mallik degildir de nedir?  Herifler "Scientology icin bir konferans yapacagiz interfaith dialogue tolerance cici bici" desek ona da "oh wow great" diye atlarlar valla.  Yani simdi abartmak istemem, gercekten aptal degiller, bir hesap kitaplari var da, bir miktar kandirildiklarini, bazi seyleri "farkindalik" seviyesinde kavramadiklarini dusunuyorum.

3.  Seksi "mal"lar.  Para gelecek yere kendilerini begendirmek icin egilip bukulmekten yalama olma seviyesinde olma durumu.  Simdi bilim parasiz olmuyor, gercekci olalim.  Sosyal bilim bile olsa, grant vs. almak icin didinip duruyoruz.  Ama parayi bilim icin almak farkli, yalakaligin, vitrin degerin icin almak farkli.   NSF ve benzeri kurumlardan 1 kurus almayi hayal bile edemeyecek kadar bilime uzak olanlar ne yapar?  Seksi konularda seksi laflar edip parasi bol birilerine yamanmaya calisirlar.  Bir kere yamandiktan sonra da her yola gelirler.  Fethullahcigimin "Outstanding/extraordinary political scientist" oldugunu USCIS'e ispatlamak icin sayfa sayfa referans mektuplari yazarlar, gozu yasli hickirikli tontoncugumun ne muhtesem bir insan oldugunu, Islam dunyasina gunes gibi dogdugunu, aman da Amerikan hukumetinin mutlaka bu firsati kullanmasi gerektigini anlatan kitaplara konferanslara yazilar/konusmalar ile katilmaktan asla geri kalmazlar.  1. madde ile arasinda fark var bu 3. maddenin, ufak da olsa, anlasiliyordur umarim.

Neyse, aldim emaili.  Dedim, simdi bunlari kirmak olmaz, yazivereyim bir "abstract" ne olacak?  Mesela soyle bir baslik nasil olur "How to be an extraordinary political scientist without a college degree and a single refereed publication: The extraordinary case of F. Gulen".  Ya da ne bileyim: "'We are the good guys': Surfing the waves of post 9/11 Islamophobia through pouring money into branding"  Onu da begenmezlerse: "The Sick man of Pittsburgh: An exploratory study on who's really running the business empire" falan olabilir.  Yazip yollasaydim da mal oglu mallara kapak olsaydi.

Ya bakin burada bir suru komiklik yapmaya calistim, ama vallahi aldigim o konferans daveti emailinden ve yapmaya calistigi seyden daha komik olamiyorum.  Touché!

OUTRO niyetine: Ya bugun seyi farkettim dersten donerken.  Recebimgiller olsun, Gulencimgiller olsun... Bunlari gordukce, yaptiklarini isittikce Erbakan'i ozluyorum.  Vallahi de billahi de.  Bunu soyleyecegim hic aklima gelmezdi ama adami ozler oldum.  Evet onda da vardi takiyye, onda da vardi bu sacmaliklar ama bu kadar kimlik krizine girmemisti o hic, bildigin Milli Gorus Erbakan oldu hep (darbeyi de yedi sonra).  E bak bu diger ikisine, biri demokrat, libereal ve ilerici, digeri dinlerarasi hosgorunun, diyalogun (ve Amerikalilara "cici Musluman" dedirtecek ne varsa onun) mihraki olduguna etrafi inandirmak icin o kadar ikindilar ki, sonunda kendileri de oyle olduklarina inanmaya basladilar.  Hayatinda takim elbise giymemis kabadayi komsudan aldigi takim elbiseyi ustune giyip de efendi adam rolu oynarken "ay efendi oldum ben" diye rolune inanir, hatta takim elbiseden anlamayanlari da buna inandirir da, elbisenin nasil sakil, egreti durdugunu bilen elbet farkeder ya, oyle bir sey.  Evet, her bi boku ben biliyorum.  Iki gidim zekasi olup iki satir akil yuruten herhangi biri de bilebilir tabii, elitizm falan yaptigim yok.  Aptalliga ve icten pazarlikli ince hesaplara isyanim!

Çarşamba, Mayıs 06, 2009

Mardin Dugun Baskini

Son gunlerin gundemi Mardin Mazidagi Bilge koyundeki katliam.  Su noktada haberi duymamis olanlar olabilecegine ihtimal vermesem de ozet geceyim: Koyde bir nisan toreni sirasinda bir baskin oluyor, silahli bir grup (7-8 kisi anladigim kadariyla) dugun evini basiyor ve ufak capli bir katliam yapiyor.  44 kisi oluyor (aralarinda birden fazla hamile kadin ve cocuklar var), 3 kisi de yarali kurtuluyor.  Anlatilanlara ve tutuklularin ifadelerine gore amac kimseyi canli birakmamak, hepsini toptan oldurup yoketmek.  Planlanmis bir hareket yani, hatta dugunde herkes bir arada olacagi icin zaman ve yer ona gore ayarlanmis (Ev ev dolasip adam oldurmekten daha kolay oldugu kesin).  Isin en trajik yani da katillerin olenlerle akraba olmalari!  Ayni koy icinde, kuzenler arasinda olan bir olay.

Basinda olsun, diger ortamlarda olsun bayagi yazildi cizildi niye boyle bir vahsetin yasandigi konusunda.  Bir suru teori var: yok alabalik tesisleriymis, yok bir kizi onlara (tecavuz bedeli olarak!!!) vermek yerine baskasina veriyorlarmis, yok arazi.  Dogrudur, bu tur kisisel meselelerin  kesinlikle corbada tuzu vardir.  Ama asil sorulmasi gereken soru su:  alabalik tesisleri, arazi gibi ekonomik/ticari anlasmazliklari ve tecavuz gibi bir "suc"u nicin kendileri halletmeye calisiyor bu insanlar?  Adaleti nicin silahlarla ariyorlar yargiya intikal ettirmek yerine?  Cok klise olacak ama: "Nerede bu devlet?"

Biraz geri saralim.  Bu olay bir "siddet" (violence) vakasi.  "Aa, siddet hafif kacar!" demeyin, siddetin cesitleri ve dereceleri var, bu daha siddetli siddet ornegi.  Ama atiyorum Virginia'daki gibi bir cilginin sinifa dalip ogrencileri taramasindan farkli olarak bu bir "siyasi siddet"(political violence) ornegi, hatta kollektif siyasi siddet (collective political violence).  Cunku olay aslinda basit bir "sen benim topragima el koydun, kokunu kurutacagim" meselesi degil.  Devletin adalet sistemi, yargisi yok ortamda ama devletin eli var bariz bir sekilde.  Bu da bu olayi herhangi bir siddet vakasi degil siyasi siddet vakasi yapiyor.  Ben de bu devletin elinden bahsetmek istiyorum biraz.

Olaydan sonra bir kisim insan "Bu Kurtler de boyle pis insanlar, feodaller, geri kalmislar, birakin kirsinlar birbirlerini bidibidibidi" dedi.  Diger bir kisim insan da "Hep devletin sucu, koruculuk sisteminin sonucu, hatta Ergenekon bile olabilir bunu yapip PKK'nin ustune yikacaklardi, pis devlet bidibidibidi" dedi.  Herkes kendisine pay cikarip kendisini savunmaya girip olayin "suc"unu karsi tarafa yikmaya calisiyor yani!  Hay sizin politik kuyruk kavgalarinizi sevsinler demek istiyorum hepsine.  E ne oldu o zaman?  Bu katliam niye ortaya cikti? Bence bu olayi anlayabilmek icin ona biraz butunsel yaklasmak gerekiyor.  Bolgedeki sosyal ve ekonomik iliskilerin hala suregiden "feodal" temelleri, devletin ve Ankara eksenli politikanin hep bu feodal yapi uzerinden hareket etmesi (ki bu onun devamini sagliyor), ve tabii ki 1984ten beri suregiden savas ortaminin hepsinin bunda rolu var.  Sirayla bakalim:

Asiret duzeni:  
Guneydogu'da, ozellikle kirsalda, hala gecerli duzen bu.  Yikilamadi gitti.  Asiret duzeni dedigin seyin de bir raconu var.  Kan davalari, arazi kavgalari, namus davalari, bolunmeler, konfederasyonlar bilmemneler hep bu raconun parcasi.  O "Kurdu Kurde kirdirmaya calisiyorlar!" isyani gecersiz bir isyan yani, cunku Kurtler her zaman birbirini kirmistir zaten, devletin eli olsa da olmasa da.  Bu duzenin sosyal ve ekonomik boyutlari icin, eski olsa da hala konudaki basyapit olan Martin Van Bruienessen'in Aga Seyh ve Devlet isimli kitabina basvurmak lazim.  Bir sonraki durak da Lale Yalcin Heckmann'in Kurtler'de Asiret ve Akrabalik Iliskileri isimli kitabi olmali.   Biraz daha yakindan taniyinca goreceksiniz ki kirsal ekonomi asiret duzenini besliyor ve arazi meseleleri, namus meseleleri bir nevi asiretlerin varolma sebebi oldugu icin asiretler bu konuda kayitsiz kalmiyor.  Bu seferki katliam boyutlarina vardi ama asiretler arasi siddet hic yeni bir sey degil.  

Devlet-Asiret-Kurt birey baglantisi:
Osmanli'dan beri Turk devletleri Kurt toplumunu indirekt olarak yonetiyor, bu Cumhuriyet doneminde de, cok partili donemde de degismedi.  Devlet denese de Kurt bireylere ulasamadi, onlari agalarin hukmunden kurtarmayi, asiret duzeninden cekip cikarmayi birak, onlarin elinden tutmayi bile beceremedi.  Gercek su ki, devlet Kurtleri yonetebilmek icin asiretlere mecbur kaldi.  Bu durumda da asiretlerin surekliligini sagladi cunku asiretlerin politik mesruiyeti ve gucu de oldu.  Yillar yili asiret agalarinin gerek partilerden aday olarak gerek bagimsiz aday olarak meclis'e tasinmasi da bu asiret-politika baglantisinin bir tezahurudur.  Devlet bolgede kendini asiretlere teslim etmisken, oyle ya da boyle bolgede kontrolunu kuramamisken adaletin devlet organlarinda degil asiret duzeninin kurumlarinda (kan davasin, namus cinayeti vs.) aranmasi da sasirtici degil.  60lardan beri gerceklesen sehirlesmeler, gocler, endustrilesmeler bilmemneler Kurtleri de etkiledi tabii.  Ama Guneydogu'da, hele de kirsalda, asiretler zayiflasa da yok olmadi, yok olamadi.  Devletin de bu hayatta kalmada payi yok denemez.

Savasan devlet ve PKK, ve onlarin yandaslari:
Stathis Kalyvas isimli bir siyaset bilimci var, ic savaslari(civil war) ve ic savaslar sirasinda gerceklesen siddeti (civil war violence) inceleyen calismalari var (ornek).  Onemli ampirik bulgularindan biri de su: Ic savaslarin surduruldugu farkli seviyeler var.  Mesela Turkiye orneginde, savas devlet ve PKK arasinda, bir ayrilikci (secessionist) savas.  Ama bu savas Guneydogu'da daglarda, mezralarda savasiliyor.  Ve kritik nokta: hem devlet, hem PKK bu savasi Guneydogu'daki halk uzerinden savasiyor.  Ikisi de bolgedeki insanlari kendi tarafina cekmeye, onlarin kendileriyle isbirligi yapmalarini saglamaya calisiyor.  Devlet diyor ki bana bu koyden daga cikanlarin ismini verin, hatta bunu kurumlastirip "koy korucusu" yapiyor yerli halki.  PKK geliyor diyor ki bana yiyecek verin, Jandarma geldiginde haber ucurun, sonra gidip "cas" denilen bu "isbirlikci" koruculara saldiriyor.  Halk arada kaliyor.  Gunduz devlet, gece PKK egemen oluyor, ama ikisi de adam gibi kontrol kuramiyor.  Bu ortamda siddet halk uzerinde kontrol kurabilmek icin iki taraf tarafindan da kullanilmaya baslaniyor.  PKK baskinla bebekleri bile tarayarak "devletle isbirligi yapanin sonu bu olur" diyor, devlet de koyleri yakip "madem PKK'ya destekten vazgecmiyorsunuz yuruyun Diyarbakir'a Istanbul'a" diyor.  Dusman asiret korucu oldu diye PKK'ya destek olan asiretler oluyor (ve feodaliteyi yok edecegiz diye ortaya cikan Marksist Leninist PKK da asiret gercegine boyun egip asiretler uzerinden organize etmeye basliyor halkla iliskilerini!)
Butun bunlar olurken, savastan karli cikmaya kalkan bireyler de oluyor tabii.  Yine Turkiye orneginden gidersek: korucu oldum ben burada devletin eli koluyum havasina girip kendi insanina, komsusuna baski uygulayanlar, dusman asiret'in malina el koyanlar turuyor.  Resmen devletle, PKK'yla, politikayla hicbir alakasi olmayan kisisel husumetlere, anlasmazliklara devlet-PKK savasini alet ediyorlar.  Yani kisisel husumetlerin cozumu (settling personal/local scores) birden bu "savas"in parcasi haline geliveriyor.  Komsun sana kizini mi vermedi?  Git adami devlete PKK'li diye ihbar et, adam hapiste iskence gorurken sen de hem kizina hem malina konarsin.  Diger asiretle merayi mi paylasamiyorsun, devlet sana PKK ile savas diye silah vermis, gidip o asiretin koyunlarini tarayiverirsin, devlet de sana hesap sormaya kalkarsa (olur a!) koyunlarin arasinda teroristler vardi, onlara siktik koyunlar arada telef oldu dersin.  Ben hipotetik olarak atiyorum ama bunlardan bin beterinin gerceklesmis olduguna adim gibi eminim.  Nasil bu kadar emin oluyorum?  Daha gecen gun Mardin'de dugun evi basip 44 kisiyi oldurenler de ayni mantigin urunleri de oradan emin oluyorum.  Iste bu elemanlar kisisel meselelerini "halleder"ken devletin otoritesini, devletin silahini kullandiklari icin, bu cesareti devletle isbirliklerinden bulduklari icin, aslinda bu olay guneydogu'da suregelen savasin bir tezahuru oldugu icin bu olay bir politik siddet ornegidir.  Katiller kadar asiret duzeni de, PKK da, devlet de sucludur.

Devletin kontrolu yok, dizginleri asiretlerin eline vermis, PKK da can havliyle asiretlere sarilmis ve esegine tecavuz eden adami vurmaya kalkan bunu "devleti savunuyordum, teroristti" veya "Biji serok Apo, biji Kurdistan" diye masrulastirabiliyorsa bunda bir yanlislik var demektir!  Ne devlet "Ya korucu silahlari ile olmus ama bizimle alakasi yok, yerel, kisisel meseleler, asiret duzeni, tore eki muku" diyerek, ne de DTP temsilciligindeki Kurt hareketi liderleri "Hep korucular yuzunden, pis devlet koruculara silah verdi boyle oldu mikmuk" deyip isin icinden cikamaz. Hepsi de sapkalarini onune koyup, niye tecavuz edilen kiza karsi diger aileden kiz istenerek saglaniyor adalet, niye alabalik tesisi uzerine gelisen ekonomik cekisme mahkemeyle degil katliamla cozuluyor, bizim bundaki rolumuz nedir diye bir dusunsun.  

Aslinda diyecek cok sey var da, bir yerde durmak lazim!

Pazartesi, Mart 09, 2009

Bilim ve Teknik + Secim Hezeyanlari

Su siralar cok yogun geciyor gunler, donem sonu yaklasiyor.  Bu donem grad. ogrencilere Intro to Quantitative Methods veriyordum, yani temel istatistiki metodlar.  Bunlari biraz da baglamina oturtmak gerekiyor tabii.  Siyaset bilimi'nin "bilim"inin icini doldurmaya calisiyorum ortalama, standart sapma, varyans gibi teknik seyleri ogretirken bir yandan da.  Istatistigin ozu malum "inference" (Turkcesi ne bunun?  Cikarim?).  Elinizdeki datanin soyledikleriyle Gercek (buyuk G ile) ya da Dogru'ya ulasmaya calisiyorsunuz.  Derste bunu anlatirken iste mesela diyorum ki "Bir Gercek ortalama gelir var ama biz 250 milyon Amerikaliya sorup gelirlerini ogrenemedigimiz icin bunu bilemiyoruz.  Bu gercegi bir ustun varlik biliyor.  Biz 2500 kisiye anket yapip, onlarin gelirlerini ogrenip, bu veriyle Gercek ortalama gelire ulasmaya calisiyoruz."  Derste iste bir ustun varliga, bir Tanri'ya gonderme yapip duruyorum, sonra da kendi kendime ders din kulturu ve ahlak bilgisi dersine dondu yeter diyorum.

Neyse.  Bilim, iste, dogrulari kesfetme cabasi.  Ve suclulugu ispat edilene kadar herkes masum oldugu gibi (cok Amerikan!), yanlisligi ispat edilene kadar her hipotez de dogrudur (bunu da Hipotez testi kisminda anlattim, yine istatistik icin temel bir sey hipotez testi).   Bilim dedigin aslinda dogru olanin dogrulugunu kanitlama cabasi degildir, yanlis olanin yanlisligini kanitlayarak yanlis bilgiyi ekarte edip dogru olma ihtimali yuksek hipotez sayisini en aza indirgeme cabasidir.  Tabii halk arasinda bu boyle bilinmiyor.  Dogrulugu kanitlanana kadar her sey yanlis oluyor.  Ve bu yuzden Evrim Teorisi soz konusu olunca "E hani kanitlanmamis bu, dogru degil, yanlis, yalan, ogretilmemeli, bik bik bik bik"...  Ben bu konu
nun uzmani degilim ama bu teorinin cogu onermesini dogrulayan surusuyle kanit var, yanlislayan kanit yok (Harun Yahya'nin yalan dolanlarina inanmadiginizi varsayiyorum).  Yani yanlislayan bir bulgu olsa zaten yer yerinden oynardi.  (Ha Darwin'in hipotezlerinin bir kismi yanlislanmis, gozden gecirilip duzeltilmis olabilir ama evrim olayinin kendisi bildigin yanlislanana kadar dogru statusunde). 

Darwin'in 200. dogum yili, Darwin yili bu yil malum.  Dogum gununde blogosferde bir tur Darwin senlikleri duzenlendi, ben gec kaldim.  Ama gec de olsa heyo diyelim ve bir ornege yonlendirme yapalim buradan.  Bir de ilgilenenler icin Turkce Evrim Teorisi'ne giris ilmihali.  Beni evrim teorisi uzerine donen politik tartismalar daha cok ilgilendiriyor haliyle.  Dini politiklestirmenin en dangalak disavurumlarini evrim teorisi konusunda gorebiliyoruz zira.  Amerika'da zaten okullarda yok evrim teorisi okutulmasiydi, yok akilli tasarimdi derken muhtesem bir sov devam ediyor bayagidir.  Turkiye de sonunda gercek Kucuk Amerika oldugunu ispatliyor.

Turkiye'de ben ortaokul-lise fen derslerinde Evrim teorisini ogrendim.  Evet, cok iptidai ve yuzeysel bir sekilde ogrendim ama ogrendim.  Ama Turkler anketlerde evrim teorisini kabullenemedikler
ini ifade ediyorlar.  Bence bu kabullenemeyisin bir kisminin sebebi anketor "evrim teorisi bidi bidi..." diye soruyu sordugunda karsisindaki sujenin "Ho? O ne ola ki?" diye kalakalmasi.  Yani ayni soruyu "maddelerin cekim yasasi bidi bidi..." seklinde sorsaniz da "aa yok inanmam!" cevabi almaniz mumkun gibi geliyor.  Tabii, bunun disinda "evrim" lafini duyunca hemen aklina maymunlar gelen guruh var.  "Ben maymundan gelmedim!" itirazi ile reddediyorlar (halbuki evrim teorisi kimseye senin anan baban deden ninen maymunmus demiyor).  Bu maymundan gelmedimcilerin buyuk kismi da "Kuran oyle demiyor"cular.  Yani kadinin erkegin kaburga kemiginden geldigini kabul edip de insanin maymundan geldigini kabul edemeyenler.  

Simdi, benim burada yapmak istedigim dini inanc sorgulamak, evrim teorisi'nin aslinda dini ogretiyle ters dusmedigini ispatlamak, evrim teorisi dogrudur diye yirtinmak degil.  Asil derdim, dini sebepler yuzunden bilimsel teorinin reddedilmesi.  Yani gidip adam gibi bir fosil bulup "ahanda evrimi yanlisladim" dese biri "henn, demek ki bu teoride var bir terslik" diyecegiz hepimiz.  Ama yapilan bu degil, ampirik bilgi ve bulgu ile degil kutsal kitaplarla, dini ogretilerle test edilip yargilaniyor bilimsel teori. Sorun burada.

Hadi bir takim dangalak bilimsel teoriyi dini ogretilerle test edip karara varma gibi bir ahmaklik yapiyor.  Bu 
hatanin arkasina devletin elini koymak ne bicim bir istir?  Bu gune kadar evrim teorisi Turkiye'de bir politik mesele degildi.  Okullarda ogretilmesi ogretilmemesi konusunda bir tartisma yasamadik, secimlerde gundeme gelmez, yuksek mahkemelere hakim atanirken evrim konusundaki gorusu merak edilmez.  Eger biyoloji ogretmeni gercek biyoloji ogretmeniyse ogretir, ahmaksa es gecer, tamamen mikro seviyede alinan bir karardir, acik secik (explicit) bir devlet politikasi yoktur.  

Bugun cikan habere gore artik evrim teorisi Turkiye'de de bir politik mesele oldu, hayirli olsun!  Devlet'in bir kurumu olan Turkiye Bilimsel Ve Teknolojik Arastirma Kurumu Tubitak'in 40kusur yillik bilimsel yayini Bilim ve Teknik Darwin'li dergi kapagini veto etmis, Darwin ve Evrim Teorisi hakkindaki 15 sayfalik icerigi de cikarmis.
 Kanald haber'de gordum ilk ilgili kapaklari ama buradakileri hurriyet'in asagida linki bulunan 
haberinden arakladim.  Ksilastirmali iki kapagin resmi sekil 1a'da.

Bu iste parmagi olan kisiler onemli degil, onemli olan bu kurumun catisi altinda boyle bir seyin olmus olabilmesi.  Simdi -atiyorum- ODTU'de Biyoloji bolumunde bir profesor Evrimsel biyoloji uzerine bir proje yazsa ve Tubitak bursuna basvursa ve basvurusu reddedilse, bu reddin sebebinin sirf projenin konusunun evrim olusu  ve evrim fikrinin bazi dar kafalilarca inanclarina ters dusuyor seklinde yaftalanisi olmadigina kim bizi ikna edebilir?  Sirf dini sebeplerle bilim dunyasinda gayet de kabul gormus, uzerine surusuyle bilim adaminin calistigi, biyoloji bolumlerinde "evrim ekoloji" diye kursuleri bulunan, ve henuz YAN-LIS-LA-NA-MA-MIS bu teoriyi yok saymak, elinin tersiyle itmek, ve hatta SANSURLEMEK ne bicim bir seydir?  Tubitak dedigin az buz da para dagitmiyor, Amerika'nin NSF'i gibi bir kurum olusturmaya calisiyorlar sozde.  Ama verilen bu burslarin dini inanc, ideoloji, dayimin oglu olma gibi kriterlere gore dagitiliyor olmasi fikri, of Tubitak'i da mi patronaj yuvasi yaptiniz be diye isyan ettiriyor.

Bakin cikip da "iste evrim teorisine alternatif bilmemne teorisi: maymundan gelmiyormusuz, kilden geliyormusuz" diye kapak yapsalar, bu teori ugruna yapilmis calisma ne kadar boktan olsa da itirazim olmaz.  Motivasyonu dini olsa da calisma bilimselse, bilimsel metoda uygun bir sekilde yapilmissa, BILIM ve Teknik dergisine koysunlar, bana ne.  Ama dini inanclar yuzunden bilimsel olarak yanlislanmamis bir teoriyi yok saymak... YUH!   Bu aslinda buyuk bir skandal, oyle kanald haber'de sansasyonel iki satirla gecistirildigine bakmayin.  Eger din ve inanc bilimin, egitimin icine bu kadar girdiyse, Gercek ve Dogru olani arayisimiz bilgi, bulgu, data ile degil de kutsal kitaplara bakarak devam edecekse bu resmen yuzyillar geriye gitmek demektir!  Dusunun Islam dunyasinin bilim adamlari, astronomlari, matematikcileri bile atiyorum yildizlari gozlemleyip hesap yapiyorlardi (misal: bir yilin=dunyanin gunes etrafindaki bir turunun uzunlugunu ilk kez dogru olarak olcen Ulugbey).  Simdi biz "kitabimiz yanlis dediyse yanlistir"a geri mi donuyoruz?

Tubitak'in ve universitelerin ozerklesmesi gerektigini bir kez daha gozler onune serdi bu sansur!

[ekleme: Konudaki Radikal haberi buradan, Milliyet haberi buradan, Hurriyet haberi de suradan.   Anaakim medyaya dustugune gore uluslararasi skandal beklentisi icindeyim!]

Secim hezeyanlari kismi kisa:  Ya bu ne bicim hukumet?  Yerel secim var diye her seyi bosladilar?  Ekonomik kriz teget geciyordu sozde, The Economist gelismekte olan ulkeler icinde krizden en kotu etkilenebilecek ulkeler icinde sayiyor Turkiye'yi, dolar aldi basini gidiyor, ekonomik aktivite duragan vs.vs. (Su siralar RTE ile yildizi barismayan Dogan medya'dan bir panorama surada.  Aralari iyi olsa "oo ekonomi super!" derlerdi, o yuzden yine de temkinli okumak lazim.)  Hukumet secim otobusu tepelerinde, global kriz yokmus gibi davraniyor.  Bir politik hamle, bir ekonomik krizin derinlesmesine hazirlik, bir farkindalik yok.  Aloo, kriz teget gecmiyor, direk bogrumuze girdi kime diyorum?

Ay, bir de cok son olarak:  Noooolduuu delikanli Tayyip saksakcilari?  Davos sovunun arkasi geldi mi, hm?  Davos'taki delikanliligini devam ettirdi mi BasPadisah 1. Tayyip?  Benim takip edebildigim kadariyla bir sure goguste yumusatildi bu top sonra da taca atildi?  En son Babacan ve Livni (Israil disisleri bakani) canim cicim muhabbettelerdi, hasar kontrolu/damage control turlarindalardi?  Yemisim sov delikanliligini, yiyosa dolarin ustune bin rodeo yap kovboylugunu gorelim.  

Evet, basbakana bloglardan laf giydirmek de ayri bir zevk.  

Perşembe, Ocak 29, 2009

Bir hisimla geldi gecti peh peh peh Basbakan Erdogan bey hey hey hey heeeyyy!

Ya da: Kafama Sikar Giderim! (Kimin kafasina sikildigi 10 puanlik uzman sorusu)

Vay anasini!  Kasimpasalilik Misak-i Milli sinirlari disinda da aynen devam ediyormus meger.  Biz aliskindik vatandasi her turlu azarlamasina basbakan beyin, aliskindik eline bir mikrofon gecmeyegorsun esip gurleyivermesine.  Adamin uslubu boyle, agresif.  Hani cocuklarini azarlayip kendi bildigini okumak isteyen babalar vardir, ifrit olsaniz da baba sonucta, atsan atilmaz satsan satilmaz, icten ice de sevilir.  Iste oyle bir basbakan olmak istiyor galiba.  Iyi de, Turkiye'nin meydanlarinda hasbel kader ise yarayan bu yontemi uluslararasi arenada nasil kullanmaya kalkarsin ki?

Ben Basbakan kisisinin bugunku Davos sovundan Eksi Sozluk sayesinde haberdar oldum, televizyondan canli izleyenlerce yazilanlardan anladigima gore adam resmen "Kafama Sikar Giderim" resti cekmisti.  Eksi gibi gayet elestirel ve AKP muhalefetinin de bol oldugu bir yerde yazarlar buyuk hayranlikla karsilamisti her ne yaptiysa Erdogan.  Ilk kez kendisine baskbakanim demek isteyenler mi dersiniz, cikardi patlicani vurdu masaya diyenler mi, helal olsun sana diye uclu cektirmeye varan olumlu yorumlar.  Ben bunlari okuyunca adam harbi "Taksimden asagi Kasimpasa"yi cekti, yemisim Davosunu da Forumunu da dedi ve gitti sandim.  

Sonra -saatler sonra- bizim gazetelerdeki videolardan olayin aslini kendim izleyince Dilber Hala misali bir "abbb-booovvvvv!" cektim, dizlerimi dovdum.  "Tayyip rezil olunca biz de rezil olmus sayildik!" diyerek ozetleyebiliriz sanirim dusulen durumu.  Bazi sit-comlar vardir, karakterlerin icine dustugu utanc verici durumlarda onlarin yerine utanirsiniz, komedi bunun uzerine kurulur.  Cringe comedy deniyormus buna, ornekleri Seinfeld'den George, Curb Your Enthusiasm, The Office falan.  Ayni o sekilde "Yapma be Tayyip yapma be yapmaaaa!" diye oturdugum yerde kivrandim izlerken, hani ne bileyim, son bir punchline ile ortaligi dagitacak, herkesi saskina cevirerek "adam hakli!" dedirtecek diye bekledim, olmadi.  Kalkip gidecegini ortami terkedecegini biliyordum (spoiler alert!), o yuzden belki boyle acayip karizmatik cilginca soke eden otoriterlikte bir cikis (exit) bekliyordum, e o da olmadi.  Amcam kagidini AKP ampullu dosyasini kalemini falan topladi on saat sonra pit pit pit gitti.  Yemin ediyorum, arkasindan kosturan basin mensuplari daha etkileyiciydi.  Yine gol degil be Tayyip, yine gol degil!  Ne bileyim, "daha gelmem ben Davos'a!" deyip soyle kagidi kalemi savurup mikrofonu firlatip yuruyup gitmek vardi.  Soyle beyinsel fonda direk "Ezdirmem sana kendimiiiii, govdemi yakar giderimmmm, kurrrssun gibiiiieeee, mavzeaaar giibieeee, dag gibi patlarr giderimmm!" diye bant girmesini saglayacak bir cikis yapsin isterdi gonul.

Neyse,  isin dalgasini gecip (biraz) ciddilesecek olursak "Oh, the horror! the horror!" demek istiyorum.  Tayyip'in yaptigini gec, tayyiptir yapar diyelim hadi.  E bizim millete ne oldu?  Aradiklari Ataturk'u buldular masallah, Turk'un gucunu dunyaya ispat ettieeeee, gururumuza onurumuza halel getirmedieeee, zalimlerin agzinin payini catir catir verdieeeee!  Yahu ayni seyi mi izliyoruz Allah askina???  Benim gordugum videoda oyle celik gogsunu siper etmis bir lider falan yoktu.  Daha cok oyunda sirasi gelmedi diye mizikcilik yapan, kustum oynamiyorum diyen sumsuk bir cocuk vardi.  Yani su goruntuyle gaza geliyor ve milli gururumuz tavanlarda havaalanlarina kosuyorsak milletcek deli gibi ezikmisiz, kompleksimizden cilginlar gibi kivraniyoruz demektir.  O neydi oyle yahu?  O 25 dakika konustu, biz 12 dakika konustuk bik bik bik.  O platformda bu mu konusulacak?  Adam diyor ki Istanbul'a bomba yagdirsalar susup oturur musun?  Senin hukumetin zamaninda degil miydi PKK saldirilari yuzunden Kuzey Irak'i bombalamalarimiz (ki o saldirilari da orduya maledenler var)?  Ha, Israil haklidir, Gazze'ye napalm atsa yeridir falan demiyorum.  O ayri mesele.  Burada bir basbakanin, gayet mantikli bir argumana adam gibi cevap vermek yerine mizikcilik etmesi, gereksizce esip gurlemesi ve isi sova dokmesi asil mesele. 

Bu fevri hareketlerin kaynagi da saniyorum ki kendisinin Gazze'de olanlar karsisinda fazla duygusal olmasidir, resmen duygusal bir hezeyan oldu orada.  Atiyorum Darfur konusunda kili kipirdamayan, hatta sorumlularini bir guzel agirlayan hukumetin basi icin neden Filistin deyince akan sular duruyor?  Simdi kimse cikip bana Filistinli masum cocuklarin kara kasi kara gozu icin demesin, o basbakanin emniyetinin polisleri kendi sinirlari icinde kara kasli kara gozlu Kurt cocuklarina kursun sikiyor.  Bariz "Filistin" yuzunden, dini anlamlari yuzunden, ve bunun boyle oldugunu bilmek gicik ediyor beni.  Sizin inancinizla mi yuruyecek dis politika, sizin inanciniza gore mi tepki verilecek olumlere katliamlara?  Kutsal topraklarda olunca "bir hisimla esti gecti peh peh peh" olacak da atiyorum Kongo'da olunca "ho? nolmus orda?" mi olacak?  Butun bu duygusalliklar da kendi dinipolitik projenizden kaynaklaniyor, hic Filistinli cocuklar masalini okumayalim lutfen.

Diplomasiden falan anlamam demis sonra.  Tamam diplomasiden anlama, e ama sen de sokaktaki Husmen Aga degilsin bir zahmet, koskoca basbakansin, kendine hakim olmayi bilmelisin.  Orada yaptigin sovla Gazze'ye bir faydan olacagini mi saniyorsun?  Tam tersine: Turkiye bu meselede Israil ve Filistin/Hamas arasinda arabuluculuk yapabilecek bir konumdaydi, hem musluman hem de Israil muttefiki olarak tarafsizdi.  Simdi nah yaparsin arabuluculuk, tarafini ilan ettin ne arabuluculugu?  Simdi Fransa ustlensin o isi, Fransa da cok umursardi Gazzelileri.  Bu sacma sapan tavirlarla Gazzelileri kendileri ile empati kurabilecek ve Israil'in de itiraz etmeyecegi bir arabulucudan ettin, aferin.  Bakin bu sacma sapan hal ve tavirlar yuzunden Turkiye'nin kendisinin gorecegi zararlardan bahsetmiyorum bile (etnosantrizm yapmayayim simdi).  Sirf Gazze icin sakin olmaliydi.  

Ya ne bileyim, bazen ogrencilerle gergin durumlar oluyor, ama o ogrenci ofisimde bana bik bik ederken kesinlikle sinirlenmeden sakin sakin durumu idare etmeye calisiyorum.  Duygusallasamazsin, sinirlenemezsin, celik gibi sinir gerekiyor bazen.  Ogrenciyle sakince isimi gorup ogrenci gittikten sonra sinirimden agladigim oldu.  Ama bir ogretmen olarak fevri davranma luksum yok, pozisyonum geregi oyle yikip geceyim ortaligi, bagirip cagirayim, aglayayim bilmemne mumkun degil.  Ben bunu yapabiliyorsam, basbakan olmus birinden de beklerim boyle bir duygularina hakimiyeti dogrusu.  

Derken gelelim sen neyine guveniyorsun sorusuna.  Yahu Gazze'ye bomba yagarken Misir Gazze'li gocmenlere sinirlarini kapatti.  Butun bu katliamlar olurken ayni Filistin devletinin diger tarafi olan Bati Seria'ya hakim Fatah yonetiminden "aman Filistinli kardeslerimizi olduruyorlar tey tey teyyyy!" diye bir yanma yakilma duymadik.  Yahu bir sorsana kendine, nicin Musluman dunyasini, Araplari da gectim, Bati Seria dururken bir tek Hugo Chavez bu konuda bik bik ediyor diye!  Yanlis anlasilmasin, olan katliama digerlerinin sessiz kalmasini hakli buldugumu soylemiyorum.  Ama bu sessizligin sebebinin de bir sorusturulmasi gerektigini soyluyorum.  Arti, bu olayi protesto edeceksen Allah'in cilgini Chavez gibi yapmayacaksin bunu, adam gibi yapacaksin.  Lider olarak yapacaksin.  Ay, aklima geldikce midem buruluyor, boyle kustum oynamiyorum diye toplanti terkederek hic yapmayacaksin.  Anlamiyorum ki...  gunduz IMFe satamadigi cakanin acisini bu toplantida mi  cikardi ne yapti? (IMF ile olan gelismeleri takip ediyor musunuz bilmem, kriz bizi sadece teget gecti ya hani, onun icin yeni bir stand by anlasmasi uzerinde calismalar birkac haftadir devam ediyor ama sonuclanamiyordu.  Recebim Tayyibim bize sikayet etti ama tam anlasiyoruz yeni sartlar getiriyorlar diye.  E hadi onlara da kustum oynamiyorumu cek cici kusum? Yemiyor degil mi?  Hasa, yapamaz demiyorum, onu da yapar tayyiptir ne yapsa yeridir.  Ama danismanlari falan tutar!

Sov yapma sov yapma 
Farketmez anladik seni

demek isterdim... Ama necip milletim anlamamis hala Tayyibi.  Yerel secimlerdeki +3-5% oyu hayirli olsun.  Boyle kompleksli milleti tutmusun damarindan bastir Tayyibim, son damla kanini somurene kadar birakma, sana da bu yakisir.

Pazartesi, Ocak 19, 2009

Hrant Dink'in ardindan

Bu yil19 Ocak Amerika'da Martin Luther King Jr gunu.  Zencilerin haklari icin savasan, zencilere karsi ayrimciliga son vermek adina bariscil bir mucadele surduren bir siyah liderdi.  Ve 1968 yilinda suikaste kurban gitti.  

Bu yil 19 Ocak Hrant Dink'in katledilisinin 2. yili.  Kizginim: Hala nedenini niyesini bilmiyoruz cunku.  Suclu diye yakalanan elemanin milliyetci damarlara hitabeden posterlerini basan ve asan denyolar cok fazla cunku.  Bu pis isi bu elemanin uzerine yikan, o kuklayi oynatan ellerin kim oldugu hicbir zaman ortaya cikmayacak gibi gorunuyor cunku.  Bu davada hicbir ilerleme kaydedilmedikce, ve daha kotusu bunun hesabini soracak hic kimse bulunmadikca adalete inancim iyice azaliyor cunku.  O ayakkabisi delik adamin olumu hicbir derde deva olmadi cunku.  Her sey ayni tas ayni hamam.

Kendisi hakkinda, olumu hakkinda hislerimi Ozur diliyorum kampanyasi ile ilgili yazimda dile getirmeye calismistim.  1915te olenler icin uzulsem de bir sorumluluk veya sucluluk hissetmiyorum.  Ama Hrant Dink'in olumu yuzunden sorumluluk da sucluluk da hissediyorum.  Kendini urkek ve tedirgin bir guvercin olarak tasvir ederken, bu ulkenin insanlarinin guvercinlere dokunmayacagi bilgisinin rahatligi icindeydi.  Bu yuzden alip basini Avrupalara Amerikalara gitmedi.  O guvendigi insanlardan biri de bendim sonucta, bu ulkenin insani degil miyim?  Koruyamadik, savunamadik, bunun kederi belki de aklima geldiginde bana "ah!" dedirten.

Keske daha guzel gunler gorecegimize dair sana soz verebilsem, olumuyle kalbimde ve vicdanimda ayakkabisinin altindaki delikten daha buyuk delikler acan adam.  Keske ozledigin gibi bir ulke ufukta gorunuyor, "gunesin zapti yakin" diyebilsem.  

Ingilizce'de kumrulara "Mourning Dove" diyorlar, yas tutan guvercin yani.  Ey Hrant, sen simdi olu bir guvercinsen, ben de bugun (ve aklima her geldiginde) bir yas tutan guvercinim, bir mourning dove'um, kumruyum.

not: fotograf indymedia'dan.

Pazar, Ocak 18, 2009

Barack Obama'nin Yemin Toreni

Yani presidential inauguration toreni.  Obama'nin secildigi gece pek heyecan yapmistim, hala da olabilecek en iyi sonuc oldugunu dusunuyorum.  Ama 4 Kasim'dan bu gune yapilan atamalarin bir kismi ile bir kasimi kaldirtmayi becerdi Obama, ozellikle savunma-dis iliskiler konusunda.  Acikcasi kendime itiraf etmesem de gunler gectikce hayal kirikligina ugrayacakmisim gibi bir korkum var icimde bir yerde.  Yani her seyin birden 100% degismesini beklemiyorum da, Obama'yi Obama yapan seylerden de taviz vermek zorunda kalacagindan korkuyorum. Su yaziyi yazdigim anda last.fm'de rastgele cikan Cem Karaca'nin herkes gibisin isimli sarkisinin caliyor olmasi da ne aci.  Bence artik sen de herkes gibisin.  Umarim Obama icin bunu soylemek zorunda kalmayiz.

Neyse, karamsarligi birakalim! Bu tarihi ani canli izlemek isteyenleri "hulu"ya davet ediyorum.  Hastasi oldugum bu sitede pek cok guzel diziyi takip etmek, hatta bayagi guzel filmleri de izlemek mumkun (aklima gelen ilk ornek The Fifth Element!)  Yuzde yuz legal.

Araya bir parantez acip bu torenlerin dini boyutuna gicik oldugumu ifade etmek istiyorum.  Hangi devirde yasiyoruz, kralin "divine power to rule"u tanridan aldigi gunler cok geride kaldi.  Hala ne bu dini kitaba el basmalar falan?  Bence direk anayasa'ya el bassin, cok daha anlamli olur, hele o anayasayi katletmis son baskandan sonra.  Dun bir arkadas da son secimlerde bazi insanlarin kilisede oy kullandigini soyledi (Kaliforniya'da oluyor bu).  Ve bu ornekte kilisede aile bilmemne ile ilgili bir yazi varmis duvarda!  Sonra da Prop 8 niye gecti?  Bu yuzden gecti iste, kiliseler politikaya cok burunlarini soktuklari ve kendi dini doktrinlerini herkese empoze etme meraklisi olduklari icin!  Papazlar, rabbiler ve imamlar kendi ibadethanelerine cekilsinler bir zahmet, oy sandiklarindan, inauguration torenlerinden, kongreden ve politik olan her seyden ellerini ceksinler.  Sezar'in hakki Sezar'a Papa'nin hakki Papa'ya prensibinin hala sindirilmemis olmasi ne bicim is.  ErbakanKutanErdoganArincGul, sozum size, benlen polenige girmeyin!

Evet, bu postun sebebi de asagidaki seyi buraya koymakti.  Iyi seyirler! (Saniyorum torenden sonra torenin kaydini koyacaklar ve daha sonra da izlenebilecek.)


Pazartesi, Ocak 12, 2009

TRT 6

Yaziya baslik atarken TRT Ses mi TRT Alti mi yazayim, s harfi klavyemde yok bile $ mi kullansam falan derken, aman dedim evrensel matematik dilini kullanalim, biji 6!  
Aslinda gundemden dustu biraz, ama olsun; gec olsun da guc olmasin, TRT'nin Kurtce yayin yapan bir kanali var artik.  Aman ne itirazlar, ne ortaligi ayaga kaldirmalar, tehditler hatta.  Ne oldu? TRT  Kurtce yayin yapiyor diye dunya yikildi mi basimiza?  En son baktigimda yikilmamisti, yerli yerinde duruyordu.  Dunya yerinde duruyor, icten ice yikilan Turkiye diyenler olacaktir, ben de, "hahahayt, 10 yildan fazladir Roj TV ve onceki versiyonlarini izliyor Turkiye'deki Kurtler, onca zaman yikilmadi da simdi mi yikilacak?  Arti, Diyarbakir'dayken gordugum kadariyla sehrin yerel radyo ve TV kanallari gayet de Kurtce yayin yapiyordu, gayet de izleniyordu insanlarca." derim.  Yikilan eden yok.  Ha daga cikanlarin sebebini sorgulayacaksak bu TV'deki iki kurtce klip degil, buyuk ihtimalle daha motive edici seylerdir.  (Bkz asagidaki polise tas atan cocuklarla ilgili yazi.)

Simdi durust olmak gerekirse, Kurt vatandaslarin acip da TRT 6 izleyeceklerini pek sanmiyorum.  Hani "Bir baska gece" turu eglence programi olur, ya da Ibo Show'u TRT 1'den TRT 6'ya alirlar da adamcagiz rahat rahat Kurtce turku cigirir (gerci bana oyle geliyor ki adamin Kurtcesi cok kotu, ama bilmiyorum cok iddiali degilim), o zaman acar izlerler.  Yoksa acip Binbir Gece'yi izlemek dururken sirf Kurtce diye kiytirik koyumuz koylumuz tipi program izlemezler.  Bana oyle geliyor.  Mesela, simdi canli yayinini actim, Zeki Alasya'li bir dizi ya da filmi dublajlamislar yayinliyorlar (isminde gofret ve ... var programin).  Neyse, bence bu kanalin onemi sembolik, buyuk bir jest.  Ama iste boyle "jest"ler yapilsa da gerisi gelmiyor, boyle havada kaliyor, bu sefer gerisi gelse bari.  (Dikkatimi cekti kanalin logosunda kirmizi ve yesil yan yana, ah o 6 mavi degil sari olabilseydi, bu uc rengin yan yana gelmesi de tabu olmaktan ciksaydi.  Onumuzdeki maclara bakiyoruz artik!)

Ha sembolikti, jestti demisken, Mr. Baydemir'in TRT 6 yorumu icin de ayip be! diyorum.  Zor bir adimdi, sonunda atilmasini olumlu karsiliyoruz, umariz gerisi de gelir demek yerine, ayni seyi boyyyle kanirtircasina, adimi atani "ulan bir hata mi yaptik ki?" dedirtircesine, her turlu acilim karsitlarinin ekmegine yag surercesine iste 1-0 one gectik, bir gun Kurdistan'i da kabul ettirecegiz gibi laflar etmek.  Yani milleti (Turku Kurdu hepyek) boyle polarize etmek... yerel secimlerde birkac ekstra oy icin degiyor mu yani?  Neyse, konumuza donelim.

TRT'ye onerim var.  Kurtce programlara Turkce altyazi koysunlar.  Boylece Kurtcesi iyi olmayan, daha cok Turkce konusan Kurtler dillerini ilerletir, benim gibi ay bakip iki kelime kapayim diyenler de iki kelime kapar.  Ispanyolcamin cogunlugunu Rosalinda vs. tv dizilerinden ogrendim, super yontem oldugu konusunda israrliyim.  Ha iki kelime kapinca ne olacak?  Yahu Amerika'da sunca hispanik nufus var, Amerikalilarin cogu (hepsi diyemem) Ispanyolca gibi ogrenmeleri gorece kolay bir dili ogrenmeye yeltenmiyorlar (ikinci herhangi bir dili ogrenmeye yeltenmiyorlar).  Bizim de bir suru Kurt vatandasimiz var, ve buyuk sehirlerde de yogun sekilde yasiyorlar.  Iki kelime ogrensek, bir "base base!" diyebilsek kotu mu olurdu?  Hic olmadi otobuste Kurtce konusan genclere kulak kabartir kendimizce eglenirdik (Aklima bir Almanya deneyimim geldi.  Trende karsimda Turk anne-kiz oturuyordu, beni Alman sanip gayet Turkce hakkimda konustular bir guzel, ben cok eglendim, kendimi zor tuttum ama utanmasinlar diye renk vermedim.)  Iki kelime, iki tumce ogrenmekle kimsenin beyni patlamaz ama ne hos jestler yapilir onlarla.  Toplumsal baris, kabullenme, aidiyet, vs. vs...

Bu yaziyi yazma sebebime super bir gecis yapabilirim simdi.  Radikal gazetesindeki bir yazida bir Turkce-Kurtce sik kullanilan tumce listesi verilmis.  Firsat buldukca gidip bir iki ezberleyeyim diye bookmark etmek istedim, buraya da kopyalayayim.  Iste sesli olmayinca telafuzlarini bilemiyor insan, TV'de olsa kulak dolgunlugu olurdu, ben oyle daha iyi ogreniyorum da...  Simdi de copy paste'imi yapip kacayim.

‘Çarşaf açılımı’ndan ‘Hamdolsun’a, ‘Özür dilemek’ten ‘Teğet geçmek’e Türkçe-Kürtçe gündem sözlüğü
A
AB kriterleri: Pîvanên YE (Yekîtiya Ewropayê)
ABD’nin ilk siyah başkanı: Yekemîn serokê reşik ê DYA’yê (Dewletên Yekbûyî yên Amerîkayê)
Anadil: Zimanê zikmakî, zimanê  dayikê
Anayasa Mahkemesi: Dadgeha Makeqanûnê
Asimilasyon: Pişaftin, asîmîlasyon
Askeri birlik: Yekîneya Leşkerî
Atama: Pêşandin, tayînkirin
Ateşkes: Agirbest
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: Dadgeha Mafên Mirovan a Ewropayê

B
Banka kredisi: Krêdiya Bankayê
Barış: Aştî
Başbakan: Serokwezîr
Belediye: Şaredarî
Biber gazı: Xaza çavsoj, rondikrêj
Bilinmeyen dil: Zimanê ku nayê zanîn
Bomba: Bombe, narîncok
Bölgesel: Herêmî
Bölmek: Parçekirin, 
dabeşkirin

C
Cep telefonu: Telefona destan
Cumhurbaşkanı: Serokomar

Ç
Çarşaf açılımı: Gava pejirandina hêzarê 
Çoğulculuk: Pirdengîparêzî, piranîgirî
Çözüm planı: Plana çareseriyê

D
Darbe günlükleri: Rojnivîskên derbeyê
Deniz Feneri: Fanosê Behrê (Zeryayê)
Dernek: Komele 
Dinleme: Parskirin
Direniş: Liberxwedan
Doğalgaz: Xaza xwezayî
Dokunulmazlık: Destnedan
Dönem başkanı: Serokê werçerxî
Düşünce suçu: Sûcê hizr û ramanê, sûcê bîr û baweriyê

E
Ekonomik kriz: Qeyrana aborî
Emniyet: Ewlehî
Ergenekon davası: Doza Ergenekonê
Ermeni: Ermenî
Etnik köken: Binyada etnîkî, 
nîjadî

F
Füze: Moşek, sarox

G
Gaz bombası: Bombeya xazê,  bombeya rondikrêj
Gazete: Rojname
Gol kralı: Şahê golan
Güç: Hêz
Güvenmek: Pêbawerbûn
Güvenlik: Ewlehî

H
Haberler: Nûçe, dengûbas (Kürtçe’de çekim ve büküm yoluyla çoğul olur)
Hak: Maf
Halkı askerlikten soğutmak: Ji leşkeriyê sar kirin
Hamdolsun: Spas ji xwedê re, mala xwedê ava
Hava kirliliği: Qirêjiya hewayê
Hayırlı olsun: Li ser xêrê be
Hegemonya: Serdestî
Hukuk: Hiqûq
Hükümet: Hikûmet

I
Issız Adam:  Mirovê Tenha, Mirov Xalî

İ
İddianame: Angaştname, îdianame
İflas: Topavêtin, îflas
İnternet: Înternet
İntifada: Serhildan
İstihbarat: Saloxgerî
İşsizlik: Bêkarî, betalî
İşten çıkarma: Ji kar derxistin

J
Jandarma sınır karakolu: Qereqola cendirmeyan a li ser sînor

K
Kadın kolları: Baskê jinan
Kalkışma: Raperîn
Kapatma: Girtin, dadan
Kara operasyonu: Operasyona bejahî
Kardeşim: Birayê min (erkek kardeş), Xwişka min (kız kardeş)
Katılımcılık: Beşdarîtî
Kimlik: Zanav, nasname (kimlik kartı)
Kök hücre: Şaneya rayekî
Kömür yardımı: Alîkariya bi rejî (komir)
Kredi kartı: Karta krêdiyê
Küçülme: Biçûkbûn
Küresel ısınma: Germbûna gerdûnî
Kürtçe yayın: Weşana bi Kurdî

L
Lider: Rêber, serok

M
Magazin: Magazîn
Mahalle baskısı: Pest û pêkutiya şêniyê taxê
Medeniyetler Çatışması: Lêkdana Şaristaniyan
Memleket: Welat, memleket
Milletvekili: Mebûs, parlementer
Milli İstihbarat Teşkilatı: Rêxistina Saloxgeriyê ya Neteweyî
Muhalefet: Dijberî, muxalefet

N
Namus: Namûs

O
Olağanüstü hal: Rewşa awarte, rewşa ne-asayî
Operasyon: Operasyon 
Orantısız güç: Hêza zêde
Ortadoğu: Rojhilata Navîn

Ö
Örgütlenme: Birêxistinbûn
Öteki: Yê din (eril), ya din (dişi)
Özgürlük: Azadî
Özür dilemek: lêborîn xwestin,
Özür diliyorum: Li min bibore, li min negire, min bibexşîne

P
Piyasa değeri: Nirxa piyaseyî
Petrol varil fiyatı: Bihayê warîlek neft
Polis: Polîs 
Protesto: Protesto, nerazîbûn

R
Radikal: Kokdar, radîkal 
Radyo Televizyon Üst Kurulu: Desteya Bilind a Radyo û Televîzyonan
Reel sektör: Sektora reel, beşa rasteqînî
Reklamlar: Reklam, danasîn
Rektör: Rektor
Reyting: Reytîng, rêjeya temaşekirinê

S
Sakınca: Fikare, metirsî
Sansür: Sansûr 
Savaş: Şer û ceng, lêkdan
Saydamlık: Şefafî, dîwederî
Sayısal loto: Lotoya jimarî 
Sendika: Sendîka 
Sınır ötesi: Derveyî sînoran
Siyasi parti: Partiya siyasî
Soruşturma: Lêpirsîn
Soykırım: Qirkirin, tevkujî
Sözlük: Ferheng

Ş
Şampiyon: Şampiyon
Şiddet: Tundî
Şüphe: Şik û guman

T
Talep: Daxwaz 
Tecrit: Bi tenê hiştin, tecrîd 
Teğet geçmek: Di ber re derbas bûn
Tehcir: Koçberkirin (Bi darê zorê)
Televizyon kanalı: Kanala televîzyonê
Teşkilat: Rêxistin
Türban krizi: Qeyrana  turbanê, pevçûna li ser turbanê)
Türkçe: Tirkî

U
Uzlaşmak: Lihevkirin

Ü
Üniversite: Zanîngeh, zanko

V
Varoş: Berbajar, perê bajêr, waroş

Y
Yabancı dil: Zimanê biyanî
Yasa: Zagon, qanûn
Yeni başlayanlar için Kürtçe: Ji bo kesên ku nû dest pê dikin Kurdî
Yerel seçim: Hilbijartinên herêmî
Yüksek Öğretim Kurumu: Saziya Hîndekariya Bilind

Z
Zam: Zem, buhayê giran
Zulüm: Zilm, zordarî, zordestî


Yüzde 50’ye varan indirim: Tenzîlata heta ji sedî pêncî
Büyük ikramiye devretti: Îkramiyeya mezin dewr bû
Ekonomik kriz kepenk kapattırıyor: Qeyrana aborî kepengan dide girtin
Tatil dokuz güne uzadı: Betlane dirêj bû, bû neh roj
İMKB yükselişle açıldı: ÎMKB (Borsaya Nirxên Guhêzbar a Stenbolê) bi bilindbûnê vebû
Yağmur yağdı, trafik felç oldu: Baran bariya, trafîk felc bû
Aşk yok, sadece arkadaşız: Evîn nîn e, em bi tenê heval in.
Yüreğinin götürdüğü yere git: Biçe dera ku dilê te, te dibe wir.
İçindeki çocuğa kulak ver: Guh bide zarokê di nava xwe de.
Şok diyet: Beş günde beş kilo: Parêza encamgir: Di pênc rojan de pênc kîlo
Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor:  Kesê ku hûn lê digerin, niha li derveyî xeleka xwegihandinê ye. Xwegihandina kesê/a ku hûn lê digerin, ne pêkan e.
Çağın vebası kanser: Webaya vê serdemê şêrpence
Günde bir kadeh kırmızı şarap kalbi koruyor: Rojê qedehek şaraba sor dil diparêze
Beyaz Saray’ın yeni sakini Obama: Niştecihê nû yê Qesra Spî Obama ye
Katliam gibi kaza: 20 ölü, 50 yaralı: Qezaya wekî tevkujiyê: 20 mirî, 50 birîndar
Aşk her şeyi affeder mi? Evîn her tiştî efû dike?
Varolmanın dayanılmaz hafifliği: Sivikiya xwelibernegir a hebûnê
Batsın böyle töre: Toreya wiha, bila bikeve di binê erdê
Dağdan indirme planı: Plana daxistina ji çiyê
Biri bizi gözetliyor: Yek me raçav dike
Damak tadıma uygun değil: Ne li gorî tehma devê min e
Seni seviyorum: Ez ji te hez dikim
Teşekkür ederim: Spas dikim


dikim -yorum'a denk geliyor galiba. dike de -yor.

çiyê dag demek, ciya var restoran, oradan biliyorum :)

Perşembe, Aralık 18, 2008

Ozur dileyenler, ozur bekleyenler ve Ermeniler

Bir imza kampanyasi baslatildi, gundemde o var.  Ozurdiliyoruz.com'da gorulebilecegi uzere onayladiginiza dair imzayi verdiginiz metin su (copy paste): 
"1915'te Osmanlı Ermenileri'nin maruz kaldığı Büyük Felâket'e duyarsız kalınmasını, bunun inkâr edilmesini vicdanım kabul etmiyor. Bu adaletsizliği reddediyor, kendi payıma Ermeni kardeşlerimin duygu ve acılarını paylaşıyor, onlardan özür diliyorum."
Buna karsilik bir de ozurbekliyorum.com diye sayfa acilmis (baskalari da var sanirim, ben bir bunu biliyorum).  Zulme ugramis Turkler adina zalimlerden ozur bekliyorlarmis. 
Simdi, ilk sayfa -daha once imzaya acilmasina ragmen- 13652 kisi tarafindan imzalanmis, digeri 45312 kisi tarafindan (ozurdiliyorum bugun butun gun teknik ariza sebebiyle imza alamadi, bir de o var). Guncelleme: 21970-98284 durum 23 aralik itibariyle.

Bu yazimda oncelikle bu "ozur diliyorum" girisiminin neden "bos" (futile) oldugunu anlatmaya calisacagim.  Niyet guzel ama dil yanlis, yontem yanlis.  Ama imza kampanyasina girizgah olarak -uzunca bir girizgah olarak- "Ermeni meselesi" ile ilgili birkac kisisel not aktarmak istiyorum.  Yazi uzun olacak, ben parca parca yazip draft olarak kaydedip bitince post edecegim, siz de belki bolum bolum okumak isteyebilirsiniz.  Bolum basliklari atacagim, yardimci olabilir okunurluk acisindan.

I. "Agri"nin Derinligi
"Ermeni meselesi" uzerine bir seyler yazmak bayagidir aklimda var aslinda, en azindan Ece Temelkuran'in Agri'nin Derinligi kitabini okudugumdan beri.  Kitabi okurken dusunduklerimi paylasmak istiyordum.  Ama kolay degil bu konuda bir seyler yazmak, olay hemen kisisellesiveriyor birden cunku, ve kisisellesiverirken ortaya cikan duygular da basedilmesi zor bir kaotiklikte.  Atiyorum sirf kizginlik olsa hissedilen, sakinlesmeye calisirsin.  Ama hissedilenler birbirinin zitti seylerse kafasi karisiyor insanin, ne yapacagini bilemiyor tam.  Hrant Dink aklima gelince onun fotograflardan zihnime yazilmis o yuzu koyun yatar hali, ve nedense (belki dibine kadar insana dair oldugu icin) ayakkabisi geliyor, hemen gozlerim doluyor (simdi oldugu gibi).  Kendisinin okuru degildim, esi dostu hic degildim, ama kendisinin gozyaslarim uzerinde bitmeyen bir hukmu var.  Bir yandan tum olenlere dair boyle hisler var, "tuh"ler "ah"lar.  

Diger yandan da bir koseye sikistirilmis kedi halim var ama, onu da uzerimden atamiyorum.  Sirf "Turk" oldugum icin bir suru insanin nefret objesi oldugumu bilmek, devamli benden bir sey beklendigini bilmek, "o ya da hic" seklinde bir dayatmaya maruz kalmak, ve aslinda butun bunlarin bir birey olarak beni cok asan seyler olmasi isyan ettiriyor beni.  Ben kotu bir insan degilim, ama -mesela- sinifimda Ermeni soyisimli bir ogrencim oldugunda tedirgin oluyorum, onun gozunde otomatikman canavar Turk muyum diye.  Bu Almanya'da/Avrupa'da bir Turk olarak yasanandan farkli bir sey.  Oryantal, geri kalmis, gorgusuz, sarimsak kokulu vs. degil "katil, soykirimci, ustune ustluk de inkarci" yakistirilan sifat zira, ve bu sifat cok fazla pazarliga tabi degil, degismesi mumkun mu belli degil.  Bu da iste savunmaya geciriyor insani.  Oluleri icin "tuh, vah" dedigim insanlara karsi psikolojik kalkanlarimi kaldiriyorum.

Agri'nin derinligi diyordum.  Kitaptan cok sey ogrendim, en azindan dunyanin degisik yerlerindeki Ermenilerin hislerini, goruslerini, farklarini, ortak yanlarini.  Ama kitapta beni en cok etkileyen de sanirim yazarinin yasadigi ruhsal karmasayi, calkantilari, celiskileri guzel yansitabilmesi oldu, hatta saklamaya pek yeltenmemis.  Yani Ece hanim bu olayi tamamen kafasinda cozmus biri olarak bu kitabi yazsaydi, bana bir faydasi olmazdi.  Ya da gidip insanlarla konusup sonra duygularindan tamamen arindirilmis, hissiyatsiz bir sekilde sununla konustum soyle dedi bununla konustum boyle dedi bu durumda boyle boyle diye anlatsaydi, benim uzerimde yine pek bir etkisi olmazdi.  Kendi yasadigim duygusal karmasayi onda da benzer sekillerde gorunce "oh be!" dedim, belki bunun verdigi rahatlik yuzunden kitaba sempati duyuyorum!  Sadede gelecek olursak: Ece Temelkuran'in bu kitabi -kendisi icin cok zor da olsa- yazma sebebi bir diyalog baslatmak, Ermenilerle konusmak, onlari anlamak, onlari Turklere anlatmak.  O olen insanlar bizim de insanlarimizdi, politik meseleleri bir yana birakip, olulerimizin yasini tutalim, bu "agri" bizim de agrimiz diyor.  Yaptigi cagriya katilmamak mumkun degil, ah keske diyor insan. 

Ece hanim gazete yazilarinda da bu milletin unutkanliklarina hep isyan etmistir.  Bu ulkede insanlar olur, sonra unutulurlar.  Hatirlansin ister, yaslari tutulsun, niye oldulerse o seyler (Ermenilerin basina gelenlerle sinirli degil, mesela 12 eylul idamlari da) tekrar olmasin, insanlar hatirlasinlar ve bu olumlerin tekrarlanmasina izin vermesinler ister.  Burada bir ufak ciban basi var ama, bilmem farkinda mi?  Ermeniler nasil -kendisinin de kitabinda orneklerini verdigi gibi- nesiller boyunca oluleri yasatarak yas tutuyorsa, bizim milletin yas tutma sekli unutmak.  Yani olenleri unuturken, yasadigi sucluluk hissini bastirmak, onu da unutmak icin unutmuyor.  Bir nevi oluyu hem topraga hem maziye gomuyor.  Ha "buyuklerimiz"in bazi seyleri unutturmak icin ustun cabalari vardir ama onlarin unutulmasinin sebebi bu cabalar degil, milletin unutmak istemesidir bence; insanlar unutmak istemese unutmazlar her seye ragmen.  Mesela Golcuk depreminde bir suru insan oldu, bunlarin cogunlugu bildigin, siradan Turktu ("oteki/azinlik olunca unutmasi kolay" burada gecerli degil yani).  Olumlerin sebebi dogal afetti (ve muteahhitler), herhangi bir politik mesele, siz-biz kavgasi degildi, bir "unutturma" cabasi yok, hatta unutulmasin tercih edilir devletce.  Bu olenler hatirlansa (birkac muteahhit ve belediye gorevlisi haric) kimse sucluluk hislerine garkolmaz, sucluluk duygusunun pek bir payi yok.  Ama o deprem kurbanlari da simdiden unutuldu.  Eger yasayanlarin adam olmalari, kotu "politika"lara/"sey"lere yol vermemeleri icin ille de oluleri hortlatmak gerekiyorsa (bence gerekmemeli), o zaman bu milletin yas kulturunu degistirmek lazim.   

Daldan dala atliyorum, biraz daginik oluyor ama dedim ya kolay degil.  Ece hanim kitabinda olulerimizi sahiplenmemiz, onlar icin insan gibi uzulmemiz, yas tutmamiz cagrisini yaptikca, evet diyorum, kac kisi olmus (kesin rakam yok, rakam tartisma konusu), kim kimi oldurmus (tartisma konusu), niye oldurmus (tartisma konusu), olmeselermis ne olurmus (tartisma konusu) gibi uzlasmasiz hesaplari iki dakika bir kenara birakalim da bir omuz omuza aglayalim.  Benim de o olenler icin uzulebilecegime inanilsin istiyorum; bu uzulme, yas tutma ortak paydasinda bulusabilelim istiyorum.  Ama iste aglayacak omuz ararken anglofon deyimiyle "cold shoulder" bulmak, Turkcesiyle karsinizdakinin sirt cevirmesi insani afallatiyor, oyle kalakaliyorsun.  Ikinci bolum bir "cold shoulder" hikayesi.

II.  Hrant Dink Olduruldu, Omzunda Aglayayim mi?

Bir Ocak gunu sabah kalkip her zamanki gibi bilgisayar ekranindan Turkce gazetelere bakiyordum.  Manset Hrant Dink'in katli.  Dedim ya, okuru esi dostu bir seyi degilim, ama kim oldugunu biliyorum.  Her kim olursa olsun, o sekilde oldurulus, katledilis, kaldirimda o yatis hicbir insana yakismiyor.  Hele sonradan "Ruh halimin guvercin tedirginligi" yazisini okuyunca icim parcalandi.  O bize guvenmisti, guvercinlere dokunmazdik biz ona gore ama onu koruyamadik.  Sonradan katilinin bayraklar onunde polislerle kolkola fotograflarini gorunce, bu katilin giderek bir "poster boy" bir idol oldugunu gorunce, adina sarkilar yazildigini gorunce, bunlar aklima geldikce zaten sinirlerim tepeme cikiyor da, o gun hissettigim saskinlik ve derin bir uzuntuydu.   Bulundugum okuldaki Turkler olarak bir anma duzenleyelim dedik, fazla bir organizasyona girmedik, maksat bu saskin uzuntumuzu paylasmak, Dink'i anmakti.  Okulumuzdaki Ermeni ogrenci dernegine de "biz boyle boyle bir sey yapiyoruz" diye email attik haber verdik (Duzeltme geldi: Beraber yapalim diye email atmisiz, onlar da siz yapin biz daha kapsamli bir sey organize etmek istiyoruz demisler.).  Aksam belirlenen saatte ve yerde, ufak bir grup halinde toplandik, cok basitti olay, bir iki mum, kisacik bir konusma, saygi durusu.  Ama onemli olan orada olmakti.  Ve daha da onemlisi, Ermeni ogrencilerden de katilan olmasiydi.

Hrant Dink'i andiktan sonra Ermeni ogrencilerle tanistik, konustuk.  Hic de bizden nefret eder gibi degillerdi, ne bileyim, herhangi baska bir milletten birileri gibi.  Ama tam da degil, herhangi degil, bizim oralardan birileri gibilerdi.  O ayakustu muhabbetlerden sonra, ya otursak konussak ya, ya beraber lahmacun yesek ve birlikte bir seyler organize etsek dedik biz kendi icimizde.  Onlar da Hrant Dink'i anmak icin daha kapsamli bir organizasyon dusunmusler, panel gibi.  Biz de hemen organizasyonu beraber yapmayi onerdik.  Sevindik de beraber bir seyler yapacagiz diye, Hrant Dink olumuyle biraraya getirecekti bizi.

Ama isler pek umuldugu gibi gitmedi.  Oncelikle kendi icimizde sorunlar oldu, "biz" dedigimiz insanlarin bir kismindan igrendim.  Ermeni ogrencilerle bir organizasyona girilecegi, panel duzenlenecegi ve panel Hrant Dink hakkinda olsa da Ermeni "mesele"sinin gundeme gelecegi malum olunca bir feryat figan basladi bazilarindan.  Insanlarin supheyle yaklasacaklarini biliyorduk tabii ki, ama konusarak, hatta Ermenilerle bir araya gelerek o gun bizim hissettigimiz gibi "aa bunlar da bizim gibiler, ortak bir seylerimiz var konusup anlassak ya" fikrine gelebileceklerine inaniyorduk.  Aslinda kendi ogrenci grubumuz icinde supheci yaklasanlar daha cok sessiz kaldilar, itiraz etmediler.  Ama boyle bir ise girisecegimiz bizim ogrenci dernegiyle alakasi olmayan insanlara dert oldu.  Bir sekilde email listemizde bulundugu icin bunu ogrenen Michigan'da yasayan, N.Carolina'da yasayan tipler binbir turlu itirazlar ve hatta suclamalarla karsimiza dikildiler.  Kaliforniya icinde, bizim bolgedeki -ama okulla alakasi olmayan- Turkler de email listeleri araciligiyla organize olup bizi durdurmak icin ellerinden geleni yaptilar.  Aklima geldikce gicik oluyorum.  Sanki tek akilli kendileri, sanki "hain Ermeni planlari"ni ustun yetenekleriyle gorebiliyorlar biz andavaliz.  Dunyanin en iyi universitelerinden birinde doktora yapan onca insanin zekasina "saf kuzunun pisi kedicikleri" diye hakaret etmelerini de iceren kendi iclerinde yaptiklari butun yazismalari bize yolladiklari emaile ekleyerek "forward" etmeleri bile kendi zekalari hakkinda bir gostergeydi ama neyse.  Biz kendi grubumuzda anketler duzenleyerek, toplantilar yaparak grubumuzun bu konuda kendisini rahat ve guvenli hissetmesini saglamaya calistik.  Sonunda da Ermeni ogrencilerle bir araya gelip lahmacun yiyelim, bir tanisalim anlasalim ve organizasyona oyle giriselim dedik, hatta bizim adimiza konusacak olasi isimler belirledik (ki Ece Temelkuran da onlardan biriydi, o zaman ortada kitap falan olmasa da hem konudaki tutumu, hem Hrant'la kisisel baglari yuzunden).

Bir yandan kendi icimizde bu konuyla ilgili bir uzlasi saglamaya calisirken, hatta "biz"den bazilariyla kopruleri atarken diger yandan da Ermeni ogrencilerle organizasyon konusunda ileri adim atmaya cabaliyorduk.  Ama bu konuda hayal kirikligi ustune hayal kirikligi yasadik.  Oncelikle, Ermeniler ta ilk bastan (ama beraber yapalim dedikten sonra) gidip iki kisiyle baglantiya gecmis, onlari davet etmislerdi bile, bize hic sormadan etmeden.  Isim vermeyeyim, bu iki kisiden biri Ermeni asilli bir tarih profesoru.  Kendileri icinde biraz "moderate" olarak bilinse de tabii ki "soykirim olmustur" argumanini yapan birisi.  Ona itirazimiz yoktu.  Ama Turkleri temsilen davet edilen kisi hemen hicbirimizi memnun etmedi.  Hani Yusuf Halacoglu cagrilsin demiyorduk (onu da diyen vardi bu bahsettigim "denyo"lar arasinda ama kaale almadik), ama bu cagrilan Turk kisinin Ermeni meselesi hakkindaki savlari soz konusu oldugunda Turk milletinin, "moderate" Turklerin bile fikirlerini, hislerini yansitabilecegine, temsil edebilecegine inanmiyorduk. 

Ermenilerle son derece samimi ve acik konustuk, kendi aramizda uzlasiya varmaya calisiyoruz, kolay olmuyor ama ugrasiyoruz.  Ama bu kisiyle olmaz, bakin cok makul soyle isimler var, lutfen beraber bu isi yapalim, bu kisiyi gruba kabul ettiremeyiz dedik.  Onlarin toplantisina bizden katilan da oldu, onlar da kendi iclerinde bazi seyleri tartisiyorlarmis ama anladigim kadariyla oncelikleri bizimle uzlasmaya varmak, bizi memnun etmek degildi.  Onlara biraraya gelip bir sosyal aktivite yapalim onerisini de goturduk pek tabii ki, ben gercekten umitliydim boyle bir aktivitenin herkes icin iyi olacagina, isleri cok kolaylastiracagina.  Ama Ermeni ogrenci derneginin baskani birden iletisimi kopardi.  Kendisine yollanan emaillere cevap vermedi haftalarca.  Biraraya gelemedik, bize panel hakkinda haber de gelmedi.  Oyle ortada kaldik.  En sonunda paneli su gun surada duzenliyoruz diye haberi geldi.  Pek tabii ki duzenleyenler/destekleyenler arasinda Turk ogrenci dernegi yoktu.  "Bu panel iki grup tarafindan duzenlenmistir" diyebilmek gibi bir oncelikleri hic yoktu, hic olmamisti anlasilan.  Panelin konusu Hrant Dink ve 301 gibi bir seydi, Hrant Dink uzerinden 301 ve Turkiye'deki demokrasi elestirilecek, hatta AB uyeligi tartisilacakti.

Yahu Hrant Dink'i anmak icin panel duzenliyorsunuz, hic mi okumadiniz adami, hic mi anlamadiniz?  Adam ustune basa basa Ermeni meselesinin Turkiye'nin AB uyeligi icin bir sart olmasinin bu konudaki acilimlara engel olacagindan, Ermeni meselesi meselesinin Turkler ve Ermeniler arasinda halledilmesi gerektiginden, 3. taraflarin (Avrupa, ABD vs.) buna burunun sokmasina izin verilmemesi gerektiginden bahsediyor; siz kalkmis Hrant Dink'i aniyoruz diye Hrant Dink'i bir "Turkey bashing" aktivitesine alet ediyorsunuz!  Adamin kemikleri sizlamistir herhalde taze girdigi topragin altinda.

Ben toplantiya gidemedim.  Giden arkadaslar "cok kotu olmadigini" soylediler.  Hatta Turkleri temsilen gelen kisi de bu meselenin AB sarti haline gelmesinin cok olumsuz etkiler yapacagi gibi akillica laflar etmis.  

Organizasyonun sonucu bir "disaster/felaket" olmasa da, Ermeni ogrencilerin tavri cok buyuk hayal kirikligi yaratti bende (ve bu is icin gercekten ugrasan, elestirilere gogus geren, dislanan, sinirleri bozulanlarda).  Biz kendi icimizdekilerin bir kismina sirtimizi donduk, gercekten iyi niyetle bir seyler olabilecegini, kendi adimiza bile ufacik olsa da beraber bir adim atabilecegimizi umit ettik.  Ermeni ogrencilerle biraraya gelip lahmacun-ayran esliginde 1-2 saat geyik cevirebilecegimize, bunun gercekten bir seyleri degistirebilecegine inaniyordum(k).  Ama cabalarimiz karsiliksiz kaldi.  Ermeni ogrenciler bize sirtlarini dondu, "cold shoulder"i yedik. Cok guzel bir firsat heba oldu.  Buyuk hayal kirikligiydi.

Bu bir olaydan buyuk genellemeler yapamam elbet.  Ama sunu anladim ki Ermeni ve Turkler arasinda herhangi bir yakinlasma icin iki toplumun da "moderate"lerine is dusuyor.  Iki grubun ilimlilari kendi insanlarina dertlerini anlatmali.  Bazilari tarafindan hainlikle, satilmislikla, saflikla, aptallikla, ve daha neler nelerle itham edilecekler, yilmamalilar.  Ne kadar cok insani dostluga inandirirlarsa o kadar iyi.  Turkler soz konusu oldugunda isbirligi icin adam kazanmak zor, bunu gorduk kendi mikro kozmosumuzda bile.  Ama Ermeniler soz konusu oldugunda bu daha kolay degil, belki daha zor.  Bizim ornekte Ermeniler kendi iclerinde "Turkleri anlayalim, dertleri neymis" diye fazla dert etmediler saniyorum.  "Biz ne istiyoruz, sunu, o zaman o olacak, Turkler de isterse dahil olsunlar istemezlerse olmasinlar"a geldi olay.

Anladigim diger bir sey de, sadece kendi icimizde bunlari tartisip tartisip birbirimizi yiyerek bir yere varilmiyor.  Bir sekilde, iki toplumun birbirine yakinlasmasi, iletisime gecmesi gerekiyor.  Bu pioneerlar, yani onculer, her zaman itilip kakilan satilmislikla itham edilen insanlar olmuslardir, hep boyledir; onlarin degerini tarih belirler zamanla.  Ama bu Turk-Ermeni meselesi soz konusu oldugunda ortada bir oncu takimi goremiyorum ben.  Evet, bazi insanlar var, hep duyuyoruz isimlerini ama -cesitli sebeplerden- iki toplum arasinda kopru olmaktan cok uzaklar.  Aklima hemen gelen iki sebep su: Bir: kendi toplumlarindan cok kopuklar ve toplumlarinin geneline bir sey anlatma gibi bir dertleri yok, Iki: diger gruptan insanlarla biraraya geliyorlar ama havanda su dovuluyor, herkes bildigini okuyup dagiliyor.  Ermeni "moderate"leri, "oncu"leri hakkinda cok fazla bir sey diyemeyecegim, bizim Turk "oncu"leri hakkinda fikirlerimi bu "ozur diliyorum" girisimi etrafinda anlatayim.  

III. Ozur diliyorum girisiminin bosunaligi.

Yukarida da dedigim gibi, bu girisim tamamen "futile" yani bosuna oldugu gibi, geri de tepebilir (ki tepiyor da).  Metnin "wording"ine hic deginmeyecegim bile, onlar aslinda detay (ama benim de dusundugum ama ssg'nin benden once ifade ettigi seyi tekrar etmeden duramayacagim: uzgunum/i am sorry ve ozur diliyorum/i apologize farkli seylerdir.  Sirf bu kelime secimiyle ne destekciler kaybettiler, tepkiler nasil katmerlendi kim bilir?)

Oncelikle, teknik olarak "ne bu ya?".  Herhangi birisi, gidip oraya herhangi bir isim yazip metni imzalamis olabiliyor.  Sonra da insanlar cikip "ben imzalamadim" demek zorunda kaliyor (mesela ssg, Tarkan (Tevetoglu)).  E imzaci listesine guvenemeyeceksek ne anlami kaliyor ki bu kampanyanin?  Imzacilarin bir kismi bile imzaci degilse, boyle bir sey niye var?  Bu teknik sorunun onune nasil gecilir bilemiyorum, email onayli bir sey olsa bile herkes degisik email adresleri alabiliyor zira.  T.C. kimnlik numarasiyla falan olsa, fazla karmasik olur.  Belki arkaik de olsa kagit kalemle yapilmaliydi imza toplama isi, ama boyle olmamis.  Cok acemice goruntu ve islevsellik acisindan (bir ara teknik sebeplerden takildi kaldi zaten).

Ikincisi ve daha onemlisi: bu girisimin amaci ne? Niye toplaniyor bu imzalar? Gorebildigim kadariyla tek amaci "imzalayin vicdaninizi rahatlatin!"  Baskaca bir amaci vardiysa da o amaclara kesinlikle hizmet etmiyor. Soyle ki:

* Ermenilere bir "iyi niyet" gosterisi yapmaktiysa amac, hic etkili olacagini sanmiyorum. Zira karsisina acilan ve imza acisindan katlayan ozur bekleyen siteler Ermenilerin daha cok dikkatini cekecektir.  Ve dahi Ermenilerin cogunlugu "soykirim"i acikca tanimadikca soylenen "laf"lari kaale almayacaktir (gelen haberlere gore bu girisime olumlu tepki gosterenler "buyuk felaket"="soykirim" olarak algilayanlar ve Turk aydinlari soykirim icin ozur diliyor diye yorumlayanlar).  Malesef Ermenilerin cogu icin ya soykirimi kabul ediyorsunuz ya da inkarcisiniz (denialist), ortasi yok.  Birbirimizin omzunda aglama isini gerceklestirebileceginiz Ermeniler yok mu? Vardir.  Ama onlara ulasmanin yolu bu degil, kesinlikle degil.  Onlar bu girisimi gorseler de durduklari yerde urkek urkek bakiyorlar, sevinseler de bu girisim onlarin ileri bir adim atmasi icin yeterli insentif vermiyor onlara, durtmuyor, cekmiyor, yanlarina da gitmiyor.  Ermeni toplumu icinde bu girisime gelecek tepkiler belli:  Zaten bas bas bagiran ve ortami domine edenler-uclar-, nasil algiladiklarina gore "Turkler hala inkarci, oyun oynamasinlar!" diye reddedecek ya da "Iste bazi Turkler gercegi gordu, darisi digerlerinin basina, hoyda bre!" diye aferini basacak (Ornek 1, Anca cevabi, Ornek 2).  Imzacilarin beklediginin bunlar olmadigina eminim.  Onlar bir el uzattiklarina inaniyorlar, birileri o eli tutsun istiyorlar.  Ama o eli tutabileceklere uzanmiyor "bu" el.  O yuzden yanlis, ve "futile".

* Eger asil hedef (audience) Ermeniler degil de Turklerdiyse, ki ben metnin kendisine ragmen oyle oldugunu dusunuyorum cidden, o Turklere ulasmak, onlari durtmek, onlari dusunmeye sevketmek, onlari bir seylerle yuzlestirmek icin de tamamen yanlis yontem, hatta dedigim gibi ters tepen bir yontem.  Siz "aydin"siniz ama "halk"tan bu kadar mi kopuk olunur kardesim?  Siz "oncu"luge soyundunuz, bu cesareti gosterdinizse, once alkislarim, ama bir de donup arkaniza bakin onculugunu yaptiginiz insanlar, en azindan spektrumda size daha yakin olan kesim, arkanizdan geliyor mu?  Yoksa kendi kendinize calar oynarsiniz, sizin icin bir anlami olur belki, kendinizce tatmin olursunuz ama asil meseleye hic bir faydaniz olmaz, hic.  

Ne yaptiniz simdi? Imzayi attiniz, web sayfasini sanal ortama saldiniz, ondan sonra cekildiniz geri.  Millet atip tutsun, destekleyen kose yazilari gelsin kostekleyen kose yazilari gitsin, Canan Aritman Abdullah Gul'un seceresini tartismaya acsin, Basbakan size "kicimin aydinlari" demeye getirsin, karsit sayfalar sizin imza sayinizi katlasin, sizin actiginiz kapidan spektrumun karsit "uc"unu temsil edenler gurlesin essin iceri.  Bu muydu hakikaten niyetiniz?  Ya da bunun olacagini kestiremediniz mi?  Kusura bakmayin da pek safmissiniz.  Bu olacaklarin olacagini tahmin edememek, sonucun "kotu" olacagini tahmin edememek icin ya saftrik olmak lazim ya fikirlerine etki edilmek istenen insanlari hiccc tanimamak lazim ya da ozunde bir Turk-Ermeni yakinlasmasini baltalamak niyetine sahip olmak lazim.

E ne yapsalardi? diye sorabilirsiniz.  Evet, bir seyler yapilmali, orasi kesin.  Ama "bu" degil.  Hadi bu imza kampanyasini baslattiniz, savunun bari.  Imza atip geri cekilmekle olmuyor ki.  Evet, bazi imzaci kose yazarlari dertlerini anlattiklari yazilar yazdilar (Perihan Magden'inki ozellikle "karsi savlar"i guzel topa tutuyordu) ama sesleri bastirildi gercekten.  Ben Turkiye'de degilim, o yuzden bazi seyleri kaciriyor muyum acaba diye dusunuyorum su hali gorunce.  Boyle alel acale metni imzaya sunacaklarina bir organizasyon esliginde yapsalardi mesela.  Bir hafta boyunca bu konuyu enine boyuna kesip bicecekleri bir konferans/paneller dizisi esliginde imzaya sunsalardi.  "Bak kardesim, bu alengirli politik bir konu ama insani bir yonu de var.  Elini vicdanina koy ve soyle olenler icin uzulmuyor musun?" diye insanlarin insanligina ulasmaya calissalardi.  Evet en uctaki radikal denyolari, andavallari gozden cikarmak el mecbur da, vicdanli "insan"lari karsilarina alip konusmalari, dertlerini onlara anlatmalari, onlarin dertlerini de dinlemeleri gerekirdi.  Ve eminim o insanlar icinden bayagi destek bulurlardi, o zama bir "acilim" olurdu.  Boyle "biz yaptik oldu!" tavriyla ne basarilabilir ki?

Iste burada kritik bir sey daha var.  Insanlarimiz icindeki insanliklarini kaybetmemis, insanliklarini politik oyunlarin ustunde tutan insanlar, olulere uzulebilen insanlara "haydi hep beraber Ermenilerin olulerine uzuluyoruz" dedigin zaman "nasil yani?" diye kalakaliyor bu insanlar, o "koseye sikistirilmis kedi" hissiyati aktive oluyor.  Olen Ermenilerde oldugu gibi sayisi, nedeni nicini ve sairesi tartismali olsa da Turkler de olmus o sirada.  Insanlara "haydi olulere agliyoruz" dediginde butun olulere aglamak istiyorlar, "yok sizinkiler degil, sadece onlarinkiler" deyince, "once onlarinkilere aglayalim, sonra sizinkilere sira gelir belki?" deyince niyetini sorgulamaya basliyorlar.  Ya da ne bileyim kendisi onlarin olulerine agladiginda, Ermenilerin bir kisminin da kendi oluleri icin aglayacagina inanmak istiyor.  Garanti, teminat, aksiyon degil, inanmak istiyor.  Ama "aydin"larimiz boyle bir inanci saglayabilecek durumda degiller, oyle bir gucleri becerileri yok.  "Bunu saglayabilecek durumda degiliz, ama onlarin da bizim olulerimize aglayacagini umit ediyoruz, hadi bir ilk adim atalim" bile demiyorlar, bu tarafin olulerine dair hic bir "acknowledgement" yok.  Bu insanlardan olumlu bir tepki bekliyorsaniz bu olulerden de bahsetmek zorundasiniz, onu bunu suclamak zorunda degilsiniz ama "vicdan"inizin o oluler icin de sizladigini gostermek zorundasiniz.  Yoksa iyi niyetiniz sorgulanir, "ya Ermenilerin katlettigi Turk koyluleri..." diye damardan girip "boargghhh!" boguren gerzek radikal tiplerin ekmegine yag surersiniz.  Ortadaki vicdanli insanlari ne guzel "uc" tiplerin kollarina kiskisladiniz, helal olsun!

Eminim niyetler iyiydi, de...  Anglofon olup "what were you thinking?" demek istiyorum.  Koskoca profesorler falan imzalamis.  Hatta te baslarda listeye baktim, siyaset bilimci kayniyordu liste.  Onune gelen siyaset bilimci diyor kendine de biriniz mi conflict resolution, reconciliation processes okumadiniz?  Dunya uzerindeki orneklerden hic mi haberiniz yok?  Iki tarafta da bu sorunun devam etmesini saglayan maddi ve manevi sebepler varken sadece bir tarafin sebeplerini hedef almak, digerlerini yok saymak ne kadar mantiklidir?  Badiniz email atti "Abi soyle soyle bir olay var, imzalar misin?" dedi, o imzayi atarken ne dusundunuz Allah askina?  Amacimiz ne, ne yapmaya calisiyorum, bunun orta ve uzun vadede iki toplum icin yarari/zarari nedir diye bir sordunuz mu?  Yoksa sirf vicdan rahatlamasi miydi amac?  Oyleydiyse super bencilsiniz, benden sonra tufancisiniz.  Eger "ya aydin gozukmem lazim, aykiri olmam lazim" seklinde boyle bir girisimi ortaya attiysaniz, zaten yuh size!  

Bir daha boyle bir ise giriseceklere tavsiyem -ki umarim girisenler olur- oturup iki dakika dusunun.  Bencil/kisisel sebeplerinizle hareket etmeyin.  Hedef kitleniz kim onu bir tespit edin.  Insanlarin derdini bir anlayin dinleyin.  Ermeni "oncu""moderate"lerle biraraya gelin ("Ermeni konferansi" deneyiminden biliyoruz ki kolay degil ama imkansiz da degil).  Iki halkin onculeri beraber aglasin butun olulere, ama kendi aralarinda degil, insanlarin gozu onunde (O yuzden "aydin"larin kendi caplarinda yaptiklari konferanslar kendi calip kendi oynamak oluyor, bir kanal yayinlasin bari, ya da youtube'a konsun anasini satayim).  Ermeni ve Turk aydinlarin birbirleriyle konustugunu, anlastigini, anlasabildigini gormek insanlarin fikirlerine ve vicdanlarina daha cok etki eder.  Bu isi devletlere politikacilara birakinca bir sey olmuyor, alalim sazi elimize diyorsaniz, sazi dogru duzgun calin, calmasini bilmiyorsaniz ogrenin.

Bence Ermeni meselesi konusunda Turkler arasinda bir acilim yapmak acisindan "Agri'nin Derinligi" ne kadar dogru ve faydali bir girisimdiyse, bu imza kampanyasi da o kadar yanlis ve bos.  

Ozetle fikir ve hislerim bu sekilde.  Bos gordugum bir girisime imzaci da olmadim haliyle.  Ama daha iyi dusunulmus, planlanmis girisimlerin arkasindayim.  Bunu sadece imzalamiyorum saydigim sorunlar sebebiyle.  Diger yandan, agzindan salyalar sacan ultra paranoyak dangalaklara ifrit oluyorum, o ayri.

Coralvillepubliclibrary sayfasindan asirdigim bir resimle bitireyim:


Pazartesi, Kasım 03, 2008

Firsatcilik ve Cektigimiz Acilar (ya da Congo'dan Haber var!)

Bugun derste ic savas ve baskaldiri (civil war and insurgency) konusunu isliyorduk. Bu konulardaki teoriler iki ana baslikta inceleniyor, kisace greed vs. grievance diye yerlesti jargona (Collier ve Hoeffler makalesinin izleri). Greed dedigin bildigin firsatcilik, elinin altindaki imkanlari (elmaslar mesela) ve devletin zayifligi gibi faktorlerin varligini firsat bilip ne koparsam kardir diyerek ise girisenler. Grievance turu aciklamalar ise "bizi ezdiler, bize esit hak vermediler, bizi biz oldugumuz icin hor gorduler" vs. turu "biz"im cektigi"miz" acilardan dem vuran primordial soslu teoriler. Burada not edilmesi gereken, basinda ve halk arasinda, ve hatta bu insurgent gruplarin kendi diskurlarinda genis yer tutan "grievance" aciklamalarinin yetersizligi. Yani buyuk etkileri olabilir mobilizasyon acisindan ama kendi basina yeterli degil (sufficient degil, necessary olduklari konusu supheli). Yeryuzunde cok fazla "aci ceken" grup var (her turlusunden), ama mobilize olan, ayaklanan, devletle savasa girisen grup sayisi potansiyel dusunulurse cok ufak bir oran. Acilar yetmiyor yani, ustune bir seyler gerekiyor "hoyda bre!" demeleri icin insanlarin.

Dersten saatler sonra evde google readerimdan okudugum su yaziyi gorunce komigime gitti, tuh dersten once gorseymisim dedim. Gidip dersin web sayfasina koysam mi dedim, belki sonra koyarim. Simdilik buraya bir link vereyim. Okuyun siz de, bakin gerillalarin degirmeninin suyu nereden geliyormus. Congo'ya baglanalim.

Pazar, Kasım 02, 2008

Kucuktum Ufaciktim...

...70 yasinda bir kart horozun tecavuzune ugradim...
ya da
...polisin onune suruldum, dayak yedim, vuruldum...


Cocuk deyince normalde insanin aklina boyle masum, dunyanin kotuluklerinden habersiz, kotulugun nereden gelecegini bilmedigi icin de sarilip sarmalanasi, korunup kollanasi kucuk insanlar gelir. Cocuk deyince normalde insanin icinde bir merhamet uyanir. Cocuk deyince normalde biz gocup gidince kalan onlar olacak diye hem kiskanilir hem umitle dolunur. Cocuk deyince normalde akla dondurma, bebek, oyuncak araba, cicili bicili kiyafetler, seker, gazoz, oyunlar, renkli kalemler, sayi fasulyeleri, dogumgunu pastalarina dikilmis minimal sayida mum gelir. E ama gazetelere bakiyorum, cocuklar -henuz Nisan ayina cok olmasina ragmen- mansetteler. Bakiyorum, mansetteki cocuklarin bebeklerle, sekerlerle, gazozlarla orulu dunyasi olmasi gereken, kozalarda korunmasi gereken cocuklarla alakasi yok. Bu cocuklar bebegi sekeri goremeden kozalari caart diye yirtilip icinde alinmis gundemin ortasina caatt diye firlatilmis cocuklar. Bakinca insanin icinde dogan duygu merhamet degil, ona firsat kalmadan cocuklara acima (ki merhametten farkli bir sey) ve onlarin bu hallerinden sorumlu olanlara karsi bir hinc ve igrenti oluyor.

Iki tur vaka var. Birincisi cinsel istismar ve tecavuze ugrayan cocuklar. 14 yasindaki bir kiza tecavuz ettigi iddia edilen Huseyin Uzmez'in cocugun fiziksel ve ruhsal olarak olaydan etkilenmedigini belirten bir adli tip raporu yuzunden tutuksuz yargilanmasina karar verilip serbest kalmasi ve sonrasinda da kanal kanal dolasip sacmasapan konusmasi uzerine konusuluyor bu konu daha cok. Ama Uzmez vakasi tek degil, onunla ayni gunlerde gazetelerde en az 2-3 cocuk tecavuzu haberi daha gordum. Genelde de aile ici tecavuzler ustelik.

Bir cocugu cinsel istismardan korumak icin ailesine, kendi ana babasina guvenemeyeceksek kime guvenecegiz??? Uzmez bu davada suclu, aksini iddia etmiyorum, ama kizin annesi de en az onun kadar suclu. Nasil bir anne ki bu adamdan iki kurus maddi beklenti veya guvence icin kizini adamin koynuna sokuyor, bile bile. Ve bu cocuk da icinde kopan firtinalara ragmen bulundugu kurumda hala anne ozlemiyle uykusuz kaliyor (psikolog raporlarinda oyle denmis). Diger durumlarda da cocuguna tecavuz eden babalar, cocuguna tecavuz eden amca/dayi/yegen vs. tiplere goz yuman babalar, ve cogu ornekte ne oldugunu bile bile sesini cikarmayan anneler var. Eve aldigi herif 17 aylik bebegine (cocuk bile degil yahu, bebek!) tecavuz ederken kim bilir ne cehennemde olan anneler var. Benim cocugum yok, bir kedicigim var. Ona yan bakani parcalayabilirim, o derece korumaci hislerim var hayvana karsi. Bu kadinlar bu cocuklari 9 ay karinlarinda tasiyorlar, eziyetle buyutuyorlar. Nasil "tecavuz"e goz yumabiliyorlar aklim almiyor, vallahi almiyor.

Bunu, kadinlarin cocuklarina, kizlarina karsi bu acimasizligini sadece bir sekilde rasyonalize edebiliyorum: women's patriarchy (yani kadinin ataerkilligi). Bu terminolojiyi ben uydurdum, arama taramalarima gore literaturde bu sekilde kullanilmiyor (Kullanacak olursaniz ya mesaj atin "aslinda su kisi kullanmis" deyin, ya da blogumu cite edin diyerek ortami sulandirdiktan sonra ciddiyetime doneyim). Deniz Kandiyoti'nin "bargaining with patriarchy" yani ataerkillikle pazarlik etmek diye bir kavrami var. Diyor ki kadinlar dezavantajda olduklari, guc sahibi olmadiklari ataerkil bir duzende bir sekilde varolmak ve az da olsa otonomi saglayabilmek icin cesitli sekillerde duzenle aldim verdim ben seni yendim oyunlarina giriyor. Benim "women's patriarchy" dedigim sey, bunun ozel/spesifik bir cesidi, bu pazarliklarin bir kisminin sonucu. Mesela Afrika'da female genital mutilation (FGM-Kadin sunneti) uygulamalarinda genc kizlara operasyonu yapan da, onu oraya goturup zapteden de kadindir (ikincisi annesidir hatta). Mesela bizim yeni model namus cinayeti (yani namus intihari) vakalarinda zehirli yiyecegi, boyuna gecirmelik urgani goturup kiza veren yine kadindir (cogunlukla annesi, ya da hala/yenge/abla). Mesela (Kandiyoti'de de var bu ornek) Orta Asya'da kendisi de gencliginde cok cektigi halde gelinini kole gibi kullanan, her turlu eziyeti cektiren kaynanalar da kadindir. Bu kadinlar hemcinslerine, hem de akrabalari, cocuklari olan kizlara erkeklerin etmedigi bu eziyeleri bilerek ve isteyerek yapmiyorlar. Ataerkil dunyada varolabilmek icin bunu yapmak zorundalar. Kadinin ataerkilligi, bir kadinin diger bir kadina ataerkil mentalitede bir erkekmiscesine yaklasimi, davranisi kendisinin o dunyada varolma savasindan ileri geliyor.

Ben tabii -sukretmeli saniyorum- herhangi bir sey icin baska bir insana mecbur olmadigim icin (oyle de ozgur kizim) kedime yamuk yapana "hot!" diyebilme luksum var. Gel bir de bunu 8 cocuklu, issiz, egitimsiz bir kadin icin soyle. Diger 7 cocugunun bekaasi icin diger birinin onune fare zehirini koyabiliyor. Mecbur.

Tabii bu rasyonelizasyonlar da bir yerde tikanip kaliyor, pes ediyorum. Cocuklari korumak icin anne babalara guven olmaz diyorum, nerde bu devlet diyorum. Devlet korusun cocuklari evet! ABD'de oyle mesela, filmlerde falan gormussunuzdur, hastane dizilerinde ya da. Doktor ailesinin cocugu dovdugunden falan suphelenirse hemen sosyal hizmetler gorevlisini cagiriyor, gorevli cocugu aileden alip devlet korumasina gecirme yetkisine sahip. Evet, birak tecavuzu neyi, cocuga fiske attigin farkedilirse gitti cocuk. Super di mi? Devlet alsin cocugu, sefkatli kollarinda buyutsun. Yine amerikalilarin deyimiyle "yeah right!" diyorum, ya da tiki Selin deyimiyle "oooldu gozlerim doldu!"

14 yasinda cocugun tecavuze ugrayip da ruhsal olarak etkilenmedigini rapor edebilecek kurumlara sahip bir devletten bahsediyoruz. Resmi evlilik yasinin 14'e indirilmesini onerebilen yargitay hakimlerine, ve bunu oturup tartisan Adalet Bakanligi memurlarina sahip bir devletten bahsediyoruz. Bizzat Cocuk Esirgeme Kurumlarinda korumasi altindaki cocuklara kurumun yetkilileri, mudurleri tarafindan taciz, tecavuz edilen bir devletten bahsediyoruz. Devlet cocuklari korusun, yeah right! Memurlari cocuklara kursun sikan bir devletten bahsediyoruz.

Evet, ikinci cocuk mansetlerimiz Apo-DTP-polis ekseninden geliyor. Malum Apo efendiye Imrali'da kotu davranilmis iddialariyla Istanbul dahil pek cok sehirde protestolar, mitingler, yuruyusler, kepenk kapatmalar oldu. Hatta isin komik tarafi, bunlarin buyuk kismi Turkiye Cumhuriyeti'nin BASbakani Erbakan guneydogu'da turlarken oldu. Apo mapo bahane, DTP 22 Temmuz'un rovansini aliyor, verilen mesaj belli "Gizli oy verilen kabinlerden galip sen cikabilirsin AKP ama buralar hala benim kurtarilmis bolgem, gelip dolasmaya kalktiginda ortaligi kan golune cevirme kudreti bende". Turkiye'deki Kurtlerin de, DTP'nin de gecerli ve kaale alinmasi gereken, kaale almanin otesinde duzeltilmesi gereken sorunlari (ing. grievance) var, ama onlari dile getirmenin yolu halki boyle galeyana getirip, siddete canak tutmak midir? Hele hele de, cocuklari on saflara surmek midir?

Guneydogu Filistin olmus, son haberler ve fotograflari bunu gosteriyor. Turkiye'nin icinde bir Filistin var. Robocop polislere karsi eli tasli sopali cocuklar. Israil'e bakip "caniler!" diyen, Filistinli cocuklara bakip "bu ne geri kalmislik, bu ne sefalet!" diyenler. Ahanda aynisi bizim ulkemizde oluyor? Ama buradakine bakinca Allahsiz Kurt teroristler, cocuklari pis islerine alet ediyorlar filan fistik. Evet, cocuklar -kim olduklarini tam bilmiyorum- birileri tarafindan sokaga suruluyor, "ben de gidicem!" dediginde "sen otur!" denmiyor en azindan. Cocuklar bu isin icine bir sekilde giriyor. E, sonra? Sonra polisler karsilarindaki duzenli orduymus gibi girisiyorlar, dovuyorlar, vuruyorlar, gozaltina almadan tutukluyorlar, yine dovuyorlar. Uzaktan bakip saskinlikla kalakaliyorum ben bunlari okudukca, mesela su fotograflara baktikca. Cocuklarin oraya cikmasina izin verenler (aile olsun politikaci olsun) kadar onlara el (ya da cop, silah) kaldiran "guvenlik" guclerine de yaziklar olsun. Bu cocuklara uniformali adamlar el kaldirdiktan sonra o cocuklardan bu ulkeyi sevmelerini, bu devlete guvenmelerini isteyebilir misiniz? Yarin bir gun daga cikarlarsa "niye ciktin?" diye sitem edebilir misiniz? Bu cocuklari doverek PKK'yi bitirebilir misiniz? Haberlerden birinde, Adana'ydi saniyorum, gosteri olacak diye sokaga dikilen polislerle cocuklar plastik topla maca girismisler, onu anlatiyordu. Butun bu hengamede insani gulumseten bir o haber oldu. Neden onlar oyun oynayabilirken birkac sokak otesinde o polislerin arkadaslariyla o cocuklarin yukari mahalleden arkadaslari birbirlerine giriyorlardi? Fark ne ki?

Cezaevi deneyi ile unlu Zimbardo'nun "the Lucifer Effect" diye bir kitabi var, orada seker gibi guzel insanlar nasil cani seytanlara donusebiliyor ondan bahsediyor. 70 yasinda bir adam 14 yasinda bir cocuga nasil elini surer (ve de tvlerde "oh iyi yaptim"a gelen laflar eder)? Sesini duyurmak isteyen politikacilar cocuklari nasil polisin onune surer? Cocuklari koruyup kollamasi gereken devletin polisleri neden o cocuklari dover? Anlat Zimbardo, insanliktan nasil cikiliyormus anlat. Ben de iddialiyim, eger herhangi bir baglamda "cocuk" dendiginde "seker, gazoz, dondurma, oyuncak araba, bebek, oyun, sayi fasulyesi, boyama kitabi" gibi seyler degil "boks torbasi" "ellenecek cinsel obje" "minik mucahitler, savascilar" "terorist oglu terorist" gibi seyler geliyorsa icinizdeki lucifer sizi ele gecirmis demektir, insaniyetten cikmissiniz demektir. Icinizde kalmis olabilecek bir gidim insana ulasincaya kadar kendinize tekrar edin: O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, O bir cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk....

Birkac da link vereyim bitirmeden:
Radikal konusmus tas atan cocuklarla, 14-15 yasinda onlar da, Uzmez'in kurbani gibi. Bazilari bilgisayar oyunu saniyor, bazilari devletten cekmis birilerinin ocunu aliyor, bazilarinin yapacak daha iyi bir seyi gelecekten umudu yok. Kisacik bir haber, 5 cocugun dediklerini kisaca yazmislar, mutlaka okuyun (iciniz burkulmazsa insan degilsiniz, onu da soyleyeyim).
Ece Temelkuran yazmis tas atan "Korkunc Cocuklar"i ve de hesap sormus "14 Yas!"indaki kizlarla evlenip onlarin egitimlerine engel olan AKPlilerden (bu konuda ben de hesabimi sormustum hatirlayamadiysaniz bakiniz: ya sonra! ) Yildirim Turker de Huseyin Uzmez'in neye guvendigini sorgulamis, tecavuzlerin nasil olup da siradanlasabildigini de.

Kucukken cheezy "bir dunya birakin biz cocukara, islanmis olmasin goz yaslariyla, oynaya oynaya gelin cocuklar, el ele el ele verin cocuklar" diye bir sarki vardi. Imkansizi mi istemisiz sarkiyi soylerken nedir?

Ertesi gun gelen ek:
Aslinda belki yeni bir post yazilabilir bunun icin, ama ugrasamayacagim. Iste size cocuklarin cocuk oldugunu unutanlardan bir demet. Radikal tas atan cocuklarin pesini birakmiyor ve DTP Kadin Meclisi uyelerine soruyor onlari. Bu uyelerin konu hakkinda soylediklerini okurken yer yer "yaziklar olsun!" dedim, cunku satir altlarinda "dava cocuklardan once gelir" diyorlar. Cocuklarin yetistikleri ortamin zorluguna dikkat cekmisler, orasi hakli. Ama soyle de bir durum var: bir cocugun etrafinda olan biteni algilayisi ve ondan kendince yorumlar cikarisi degil bahsettikleri, bahsettikleri Kurt hareketi tarafindan cocuklara empoze edilen "olan biten budur" yorumu. Yani ablasi iskence goren bir cocuk olanlari yorumlarken politik bir yorum, analiz pek bulunmaz yorumlarinda. Ama birisi (ablasi da olabilir bu) ona Turk devleti bana bunu yapti, kahrolsun TeCe biji serok Apo falan derse cocugun kafasindaki yorumlar bambaska olacaktir. Bu haberi okurken aklima Ece Temelkuran'in Agri'nin Derinligi kitabinda Ermeni yetiskinlerin cocuklarina "soykirim"i "ogretmeleri" konusunda yazdiklari geliyor. Nefret ve korkunun minik kafalara bir guzel yerlestirilmesi. (Bu arada her postta Ece Temelkuran'dan bahsediyorum, link veriyorum, goren de tek okudugum o ya da yakin arkadasim falan sanacak).
Peki cocuga bu politik endoktrinasyonu yapanlar cocugu politiklestirmiyorlar mi? Bence politiklestiriyorlar. Ozunde -ta ozunde- cocugunu 70 yasindaki herife peskes cekmekten cok farkli degil. Acizliklerini, cehaletlerini ve akli melekelerin, karar verme yetisinin tam oturmamis olmasini kullaniyorlar. Bu bayanlara da tavsiyem, tekrarlayin: cocuk, cocuk, cocuk, cocuk, potansiyel militan degil, cocuk, cocuk, cocuk, kucuk apocuklar degil, cocuk, cocuk, cocuk, Kurt milletinin kurtaricisi degil, cocuk, cocuk, cocuk, cocuk...